ARICILIK
KURS NOTLARI
Hazırlayan
ve
Düzenleyen
Hakan TURAN Ziraat Teknikeri
SİLİVRİ
OCAK-2004
Notlara bilgileri ile bulunduğu katkılardan dolayı;
arkadaşım Ziraat Mühendisi Şevket TABAK’a teşekkürü bir borç bilirim.
İÇİNDEKİLER
DERS – 1
Konu - 1 ARICILIĞIN DURUMU VE EKONOMİYE KATKILARI
Konu - 2 BAL ARILARININ VÜCUT YAPILARI ve ARI AİLESİ
Konu - 3 ARICILIKTA KULLANILAN ARAÇ ve GEREÇLER
Okuma Metni ARI DAVRANIŞLARI
DERS – 2
Konu - 1 ARICILIKTA MEVSİMSEL BAKIM İŞLERİ
Okuma Metni ARILARDA EK BESLEME
DERS – 3
Konu - 1 ANA ARI YETİŞTİRİCİLİ ve ÖNEMİ
Okuma Metni ANA ARI YETİŞTİRİCİLİĞİ
DERS – 4
Konu - 1 ARI ÜRÜNLERİ
Konu - 2 GEZGİNCİ ARICILIK VE BAL ARILARININ ZİRAİ MÜCADELE İLAÇ UYGULAMALARINDAN KORUNMASI
Konu - 3 ARI HASTALIKLARI VE ZARARLILARI
Okuma Metni AMERİKAN YAVRU ÇÜRÜKLÜĞÜ VE VAROA
DERS – 5
Konu - 1 APİTERAPİ
Okuma Metni ARI ÜRÜNLERİ VE APİ TERAPİ
DERS – 1
Konu - 1 ARICILIĞIN DURUMU VE EKONOMİYE KATKILARI
Konu - 2 BAL ARILARININ VÜCUT YAPILARI ve ARI AİLESİ
Konu - 3 ARICILIKTA KULLANILAN ARAÇ ve GEREÇLER
Okuma Metni ARI DAVRANIŞLARI
ARICILIĞIN DURUMU VE EKONOMİYE KATKILARI
Nüfusun hızla arttığı günümüzde dengeli beslenme sorunu ortaya çıkmaktadır. Tarımsal alanların sınırlı olması nedeniyle birim alandan çok ve kaliteli ürün alabilmek için bilimsel ve teknolojik çalışmalar hızla yürütülmektedir. İnsanlar doğanın imkanlarından en iyi şekilde yararlanmaya ve mevcut kaynakları daha etkin bir biçimde kullanmaya çalışmaktadır.
Arıcılık özellikle gelir durumu düşük,az topraklı veya topraksız orman içi veya orman kenarı köylere gelir sağlaması açısından önemli bir faaliyettir. Kırsal kesimden kentlere göçün bir erozyon halini aldığı günümüzde kırsal kesim nüfusu bulunduğu yerde tutmaya en uygun tarımsal faaliyet arıcılıktır. Ayrıca fazla sermaye ve işgücü gerektirmemesi aynı zamanda herkesin yapabileceği, aile işgücünün en iyi değerlendirilebileceği kısa zamanda gelir getirebilen bir uğraşı olması bakımından da sosyo-ekonomik bir önem taşımaktadır.
Arıcılık son yıllarda hızla gelişen fazla bir yatırıma ve işgücüne ihtiyaç göstermeyen tarımsal bir faaliyettir. Dünyada 50 Milyon koloni bulunmakta, bir milyon ton civarında bal üretilmektedir. 2000 yılı istatistiklerine göre ülkemizde ise 4.267.083 adet koloni bulunmaktadır. 65 bin ton bal üretilmektedir. Bu da Dünya koloni varlığının yaklaşık % 10 gibi bir kısmını oluşturmaktadır. Koloni varlığı bakımından Çin ve Etiyopya’dan sonra 3. sırada , bal üretimi bakımından 4. sırada bulunmaktayız.
Arıcılık: Bitkisel kaynakları, arazi ve emeği birlikte kullanarak insanın var oluşundan bu yana beslenme ve sağlık amacıyla kullanmaktan vazgeçmediği bal, polen, arı sütü, propolis ve arı zehri gibi ürünler ile günümüzde arıcılığın önemli gelir unsurlarından olan ana arı, oğul, paket arı gibi canlı materyal üretme faaliyetleridir.
Arıcılığın temel öncelikleri değerlendirildiğinde şu önemli özellikleri ortaya çıkmaktadır:
Bal arıları, niteliği ne olursa olsun her türlü arazide yetişen çoğu bitkiden nektar ve polen toplayarak bunları en değerli ve yararlı ürünlere dönüştürür. Arıcılık yapılmadığında bu kaynaklar boşa gitmektedir, başka şekilde değerlendirme şansı da yoktur.
Arıcılık, arazi varlığına bağlı bir iş kolu değildir. Bu özelliği ile herkes için bir istihdam, gelir ve sağlıklı beslenme aracı olma özelliğindedir.
Arı yetiştiriciliğinde sermaye başta olmak üzere, gerekli tüm ekipman ve canlı materyal yurt içinde temin edilmekte ve dışa bağımlılık bulunmamaktadır.
Arıcılık faaliyeti sonunda , bal , balmumu , propolis gibi bozulmadan saklanabilen ve her piyasada değeri fiyattan satılabilen ürünler üretilir.
Bal arısı , bitkisel üretimin gerçekleşmesinde ve sürekliliğinde en önemli girdidir. Üründen ürüne, bölgeden bölgeye taşınabilen tek tozlaşma vektörüdür.
Türkiye'de bugün sanayileşme ve kentleşme süreci yaşanmakta , bir taraftan da nüfus artışı devam etmektedir. Tarım arazilerinde bölünmeler sürmekte, optimum işletme büyüklükleri sağlanamamaktadır. Üretim hala geleneksel tarım teknikleri ile sürdürülmektedir. Kırsal kesimde yaşayanlar gelirden yeterince pay alamamakta, kırsaldan kentlere insan göçü erozyonu olmaktadır. Arıcılık, kırsal bölgelerden kentlere göçü önlemekte de sosyal bir görev üstlenmektedir.
Türkiye coğrafyası dikkate alındığında rakım hem batıdan doğuya, hem de kuzey-güney doğrultusunda iç kesimlere doğru artmaktadır. Anadolu'nun bu kendine özgü topografyası, bitkilerin farklı bölgelerde yılın değişik dönemlerinde çiçeklenmesine yol açarak ülkemizi arıcılık açısından uygun bir ekolojiye sahip kılmaktadır. Ülkemiz dünya ballı bitkiler florasının da 3/4 üne sahiptir.
DÜNYADA ARICILIĞIN DURUMU
Ülkelerin Koloni Varlıkları, Koloni Başına Verimleri, Km2 ye Düşen Koloni Sayıları
SIRA
NO ÜLKE KOLONİ
SAYISI(BİN) KG/KOLONİ KOLONİ/KM2
1 ÇİN 6 400 33 0.67
2 ETİYOPYA 5 200 6 4.72
3 TÜRKİYE 4 300 16 5.00
4 ARJANTİN 2 767 25 0.65
5 A.B.D. 2 600 34 0.26
6 TANZANYA 2 450 10 2.59
7 KENYA 2 450 10 4.22
8 MEKSİKA 2 000 27 1.02
9 ALMANYA 2 000 6 5.60
10 İSPANYA 1 700 16 3.37
11 POLONYA 1 500 6 4.80
12 ORTA AFRİKA CUM. 1 340 8 2.15
13 YUNANİSTAN 1 200 11 9.09
14 İRAN 1 180 7 0.72
15 FRANSA 1 115 25 2.02
2 DÜNYA 52 510 21.5
Ülkelerin Bal Üretim Miktarları.
SIRA
NO ÜLKE BAL
ÜRETİMİ (TON) SIRA
NO ÜLKE BAL
ÜRETİMİ (TON)
1 ÇİN 211 791 9 ETİYOPYA 32 000
2 A.B.D. 97 270 10 KANADA 30 000
3 ARJANTİN 70 000 11 FRANSA 28 000
4 TÜRKİYE 67 000 12 İSPANYA 28 000
5 UKRAYNA 55 000 13 AVUSTRALYA 25 000
6 MEKSİKA 53 000 14 KENYA 24 500
7 HİNDİSTAN 51 000 15 TANZANYA 24 000
8 RUSYA 48 000 DÜNYA 1 126 000
Tablolardan da anlaşılacağı gibi Türkiye koloni varlığı bakımından Çin ve Etiyopya’nın ardından 3. Sırada , Bal Üretimi açısından 4. Sırada yer almasına karşılık koloni başına verim bakımından 6. Sıraya inmektedir. İhracatta ise maalesef daha da gerilere düşmektedir. Dünya bal ihracatında ancak % 1'lik bir paya sahip durumdayız. Bu durum balımızı iyi değerlendiremediğimizi ortaya koymaktadır.
ÜLKEMİZ ARICILIĞININ MEVCUT DURUMU
Türkiye'de mevcut kovan sayıları, bal ve balmumu üretimlerinin son on yılına bir göz atıldığında eski tip kovan sayısının her geçen yıl belli oranlarda azaldığı, buna karşılık modern tip kovan sayısının giderek arttığı görülmektedir. Buna paralel olarak yine bal ve balmumu üretimlerinin de artış gösterdiği görülmektedir (Tablo 3).
Yıllar İtibari İle Türkiye'deki Kovan Sayıları, Bal ve Balmumu Üretim Miktarları
YIL
KOVAN SAYISI İİ
İİ
ESKİ TİP MODERN TİP
1991 266 859 3 161 583 54 .655 2. 863
1992 250 656 3 289 672 60 .318 2. 916
1993 234 692 3 450 755 59 .207 3. 110
1994 219 236 3 567 352 54 .908 3. 353
1995 214 594 3 701 444 68 .620 3. 735
1996 207 140 3 747 578 62 .950 3. 235
1997 204 102 3 798 200 63 .319 3. 753
1998 193982 4.005.369 67.490 3. 324
1999 4.321.696 67.259 4. 073
2000 4.267.083 65.097 4.940
Kaynak: "Tarım İstatistikleri Özeti" T.C. Başbakanlık DİE 2001
Türkiye’nin her bölgesi arıcılık yapmaya uygun olup bu bölgeler iklim, flora, arı populasyonları (eko tip) gibi değişik ekolojik yapıya sahiptir. Buna bağlı olarak arıcılık potansiyeli, koloni varlığı, bal ve balmumu üretimleri ile koloni başına ortalama bal verimleri Tablo 4’de gösterilmiştir.
Bölgelere Göre Koloni Varlığı, Bal Ve Balmumu Üretimi İle Koloni Başına Ortalama Bal Verimi
Bölgeler Koloni Sayısı
(Adet) Bal Üretimi
(Ton) Balmumu Üretimi (Ton) Ort. Bal Verimi
(Kg/Koloni)
Karadeniz 1.083.693 20.690 2.165 19,09
Ege 852.535 8.103 512 9,50
Doğu Anadolu 512.671 7.428 348 14,48
Akdeniz 730.113 11.833 698 16,20
İç Anadolu 518.754 8.375 515 16,14
Marmara 377.488 6.114 308 16,19
Güneydoğu An. 191.829 1.954 394 10,18
T Ü R K İ Y E 4.267.083 65.097 4.940 15,26
Kaynak: Tarımsal Yapı ( Üretim, Fiyat, Değer)’i T.C. Başbakanlık DİE 2001
Tablodan da anlaşılacağı gibi Türkiye’de koloni başına ortalama bal verimi 15.26 kg’dır. Koloni sayısına göre yapılan değerlendirmede Karadeniz Bölgesi ve Ege Bölgesi ilk iki sırayı alırken Güneydoğu Anadolu Bölgesi son sırada yer almaktadır. Bal üretiminde ise Karadeniz Bölgesi, Akdeniz Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi ilk üç sırada yer almaktadırlar. Koloni başına bal verimi açısından Karadeniz Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, Marmara Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi Türkiye ortalamasının üzerindedir.
Genel olarak koloni başına bal veriminin düşük olmasının başlıca sebepleri:
Üreticilerimizin teknik bilgi eksikliği,
Arıcılarımızın ihtiyacı olan damızlık vasıfta ana arı üretiminin yetersizliği,
3. Arı hastalık, parazit ve zararlıları ile gereği gibi mücadele yapılamamasıdır
ARICILIĞIN EKONOMİYE KATKISI
Arıcılığın başta gelen ürünü bal ile (65.000 ton bal*8.000.000 TL= 520 Trilyon ) diğer ürünleri polen, balmumu, arı sütü gibi ürünlerle de en az 100 Trilyon ve ana arı, arılı kovan gibi canlı materyal ticareti ile 100 Trilyon olmak üzere milli ekonomiye katkısı toplam 720 Trilyon liradır.
Gelişmiş ülkelerdeki yapılan araştırmalar sonucu Arıcılığın Polinasyon yolu ile olan katkısı arı ürünlerinin gelirinin en az 10-12 katı olduğunun ortaya koymuştur. Buna göre Arıcılığın Türkiye ekonomisine 4-5 Katrilyon gibi önemli bir katkısı bulunmaktadır.
Öte yandan (40 bin aile* 5 kişi) 200 bin kişiye de istihdam sağlamaktadır.
Arı ürünleri bal,polen ve arı sütünün insan beslenmesinde ve insan sağlığındaki yeri ve önemi de tartışma götürmez bir gerçektir. Diğer arı ürünleri bal mumu, propolis, arı zehri de ilaç ve kozmetik sanayinde önemli hammadde kaynağıdır.
Yıllar İtibari İle Türkiye'nin Bal İthalat ve İhracat Miktarları
YILLAR İHRACAT KG İTHALAT KG
1996 5 423 189 328 662
1997 8 456 954 376 396
1998 5 611 302 462 276
1999 5 305 624 289 779
2000 3 514 864 1 175 845
2001 4 328 025 324 728
Yıllar İtibari İle Türkiye'nin Bal İhraç Ettiği Ülkeler ve Miktarları
ÜLKE 1996 1997 1998 1999 2000 2001
ALMANYA 4085709 6414400 3877505 3228591 1806666 2072496
S.ARABIS. 872585 1267200 1068367 1154268 1129008 1537636
HOLLANDA 33904 66480 59603 86726 144349 255907
BELC.-LUKS. 29168 69664 30658 81866 52297 80381
A.B.D 4800 204 2776 3057 16134 70739
FRANSA 79416 167736 154475 129180 103314 69619
K.K.T.C. 31395 36168 110610 126405 71765 47288
Yıllar İtibari İle Türkiye'nin Bal İthal Ettiği Ülkeler ve Miktarları
ÜLKE 1996 1997 1998 1999 2000 2001
MEKSIKA 0 91000 113960 161280 260680 141518
CIN H. CUM. 10080 0 0 0 0 40000
ALMANYA 94213 66375 29214 50815 36152 25461
S.ARABISTAN 17208 0 0 0 79826 1334
INGILTERE 0 0 0 0 0 915
AVUSTURYA 1685 3242 49307 2514 2811 504
DİĞER ULKELER 0 21047 23067 0 2400 114929
İhracat ve ithalat tabloları incelendiğinde de görüleceği gibi bal dış satımının büyük bir kısmı başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği Ülkelerinedir. Avrupa’nın dışında sadece S. Arabistan’a ciddi manada dış satımımız bulunmaktadır.
Tablolardan görülen ikinci bir önemli husus da dış satımımızın düştüğüdür. Bu düşüşün en büyük sebebi ballarımızda analiz sonucu naftalin ve antibiyotik kalıntılarının tespit edilmesidir. Ayrıca standart ambalajlı bal üretimimizin yetersiz oluşudur. Türkiye’nin bal tüketiminin % 90’ı yurtiçinde olmaktadır.
Standart, içeriği belli, analizi yapılmış bal ve arı ürünlerini dış satıma sunamadığımız içindir ki dış satımda ancak % 1’lik bir paya sahibiz.
Türkiye’nin bal dış alımı önemli ölçülerde değildir. Sınır ticareti ile giren ballarında kontrol altına alınmış olması sebebi ile arıcılarımız lehine gelişme olmuştur. 2002 yılında gerek üretimin yüksek olması gerekse fiyatların tatmin edici düzeyde oluşması nedeniyle üreticilerimizin yüzü gülmüştür. Bal ihracatımızın artırılabilmesi için gerekli tedbirlerin mutlaka alınması gerekmektedir.
Arıcılığın Aile Ekonomisindeki Yeri
Arıcılık diğer tarımsal faaliyetlere göre daha az sermaye ile yapılabilen ve kısa sürede kazanç sağlayan bir faaliyettir. Arıcılık yapmak için kapalı bir alan yapımına veya arazi satın alınmasına gerek yoktur. İyi planlandığı veya diğer arıcılarla işbirliği yapıldığı takdirde ikinci bir meslek olarak boş zamanlarda bile yapılabilir. Ayrıca aile fertlerinden herhangi birisinin kolaylıkla yapabileceği bir faaliyettir. Özellikle köylerde, değerlendirilemeyen işgücünün değerlendirilmesi mümkün kılınabilir. Bu şekliyle, aile ekonomisi için asıl veya ikincil bir gelir kaynağı olabilir.
Arıcılık yapmak için iki şey çok önemlidir. Birincisi bilgi, ikincisi ilgi. Yani arıcılık yapmak isteyen kişi arıcılık hakkında bilgi sahibi olacak ve arıcılığı iyi öğrenecek. Arıcılı öğrenilmeden, arıcılık yapılamaz. İkincisi de arı ile mutlaka ilgilenmek gereklidir. Sürekli takip etmek gereklidir. İlgilenmeden arıcılık yapılamaz. Çünkü arı, ömrü 35 gün gibi çok kısa olan bir varlıktır.
Arıcılığın Tarım İşletmeleri ve Bitkisel Üretimdeki Yeri
Arıcılık tarla, bağ-bahçe ve hayvancılık gibi tarım işletmeleri içinde yan üretim dalı olarak yapılabilir. Bu yolla işletmenin kazancı artırılmış olur. Bunun yanında aslında, tarla ve bağ-bahçe ürünleri üreten işletmelerde bal arılarına ihtiyaç zaten vardır. Arılar bitkisel üretimde bitkilerin tohum ve meyve üretebilmeleri için ihtiyaç duydukları tozlaşmayı en iyi ve en etkin biçimde sağlayarak ürün miktarı ve kalitesinde çok büyük artışlara neden olurlar.
Sadece bu özellikleri ile bile tarım işletmelerinde arıcılığa yer verilebilir. Özellikle, etrafında zengin bitki örtüsü bulunan işletmelerde arıcılığa da yer verilmesi durumunda, hem arıcılık ürünleri sayesinde hem de bitkisel üretime etkisiyle işletmenin kazancını artırır.
Arıcılığın Ülke Ekonomisindeki Yeri ve Önemi
Türkiye dünya ballı bitkiler florasının 3/4’üne sahiptir. Zengin florası, uygun ekolojisi ve koloni varlığı bakımından büyük bir arıcılık potansiyeline sahiptir.
Arıcılık toprağa bağımlı bir tarım kolu olmadığı için topraksız ve az topraklı çiftçiler için tek başına bir geçim kaynağı olabilmektedir. Aynı zamanda en ucuz ve kolay istihdam oluşturan tek tarımsal faaliyettir.
Arıcılığın çevreye ve doğaya doğrudan veya dolaylı hiçbir zararlı etkisi yoktur. Hatta doğal denge için mutlak surette arılara ve dolayısıyla arıcılığa ihtiyaç vardır.
Bizde önemi henüz kavranamamış olmasına rağmen polen, propolis, balmumu, arı zehri, arı sütü gibi ürünler de bal dışında arıcılığın son derece değerli diğer ürünleri arasındadır. Ülkemizde 4 milyon adedi aşkın koloni bulunmaktadır ve ortalama 70 bin ton bal ve 3 800 ton balmumu üretilmektedir. Arıcılığın arı ürünleriyle milli ekonomiye katkısı yaklaşık 300 Trilyon Lira civarındadır. Arıcılığın polinasyon (tozlaşma) yolu ile ekonomiye katısı; diğer arıcılık ürünlerinin ekonomiye katkısının en az 10-12 katı olduğundan, 1,5–2 Katrilyon Lira civarındadır. Öte yandan 150 bin kişiye de istihdam imkanı sağlamaktadır.
BAL ARILARININ VÜCUT YAPILARI ve ARI AİLESİ
Bal Arısının Vücut Yapısı
Balarıları hayvanlar aleminin eklembacaklılar grubunun, böcekler sınıfının,zar kanatlılar takımına aittir. Bu takım içerisinde arılar familyasının Apis cinsi ve Apis mellifera türü içerisinde yer alırlar. Ait oldukları tür içerisinde ekonomik değere sahip ırklar mevcuttur.
Hangi ırka sahip olursa olsun balarısı vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Başta gözler, duyargalar ve ağız parçaları bulunur. Baş, göğse ince oynak bir boyunla bağlıdır. Göğüs ve karnın dış kısmı segment denilen halkalardan oluşur.
BAŞ:
Arılarda baş önden bakıldığında bir üçgeni andırır. Diğer vücut organlarında olduğu gibi segmentlerin birleşmesinden meydana gelmiştir. Başta gözler, ağız parçaları ve anten bulunur.
Gözler; Bir çift bileşik göz ve üç adet basit gözden ibarettir. Bileşik gözler binlerce küçük üniteden oluşur ve her bir ünite bakılan cismin küçük bir kısmını görür ve görüntüler birleştirilerek görüntü tamamlanır. Basit gözler başın üst kısmında bulunur ve karanlıkta iş yaptığı sanılır.
Anten; Balarılarında koku, tat ve dokunma-hissetme duyularını algılayan bir çift anten bulunmaktadır. Başta bulunan hareketli duyu organlarıdır ve her birisi bir çift geniş sinirle beyne bağlıdır. Anten üzerinde sinirlerle bağlantılı kıllar ve küçük duyu algılama noktaları bulunur. Balarısı antenleri yardımıyla çevresinden mesajları alır ve hareketlerini yönlendirir. Antenlerdeki duyu algılama noktalarıyla tadı, rüzgar hızını ve atmosfer sıcaklığını algılayabilir.
Ergin arı vücut yapısı; Ab:Abdomen (karın), Ant:Anten, E:Bileşik göz, H:Baş, II-VII:Karın segmentleri, L1, L2, L3:Bacaklar, Md:Üst çene, Sp: Hava delikleri, Th:Thorax(göğüs), W2, W3:Kanatlar, O:Basit gözler, Lm:Üst dudak(Labrum), Mx:Alt çene(Maxilla), Lb:Alt dudak(Labium), Cls:Dil.
Ağız Yapısı; Balarıları yalayıcı-emici ağız yapısına sahiptir. Nektarı emerek alır. Ağız üst dudak (labrum), üst çene (mandibula), iki alt çene (maxilla) ve alt dudak (labium) olmak üzere dört kısımdan oluşur. Alt çene ile alt dudak birlikte uzanarak hortum şeklini alır ve bunun uzantısındaki dil yardımıyla sıvı gıdaların alınmasını sağlar. Arılarda mandibulalar bir kanalla mandibular bezlere bağlıdır. Bu bezlerin salgısı işçi arılarda balmumunu yumuşatmakta kullanılır. Yine bu bezler larva gıdası ve alarm feromonu da salgılar.
Başta bunlara ilaveten hipofaringel denilen süt salgı bezleri de bulunmaktadır. Besleyici işçi arılar larvaları besleyecekleri zaman kısmen açtıkları çene arasından biriktirilen arı sütünü boşaltırlar.
GÖĞÜS (THORAX):
Kanatlar ve bacaklar gibi hareketli organları taşır ve kaslarla donatılmışlardır. Balarıları ön orta ve arka bacak olmak üzere 3 çift bacağa sahiptir. Büyüklük ve şekil bakımından birbirinden farklıdır. Ön bacaklar baş ve antenlerin temizlenmesinde, bu bölgedeki polenin toplanmasında ve petek işleme sırasında ağza yardımcı olmada kullanılır. Orta bacaklar göğüsteki polenin toplanmasını, ön bacaktan gelen polenin arka bacaklara iletilmesini ve arka bacakta polen biriktirilmesini sağlamada yardımcı olurlar. Arka bacaklar da polen ve propolis taşıma işlerinde kullanılır.
Balarıları ince zardan yapılmış ve üzerinde kitinleşmiş damarlar bulunan iki çift kanata sahiptir. Ön kanatlar arka kanatlardan daha geniş ve daha damarlıdır ve uçuş esnasında ön ve arka kanatlar birbirine hamuli denen yapıyla kenetlenerek birlikte hareket ederler. Kanatların uçma yanında uçuşu yönlendirme görevleri de vardır.
KARIN (ABDOMEN):
Karın kısmında mide bağırsak, üreme organlar gibi iç organlar, balmumu bezleri ve iğne bulunur. İşçi arılarda 4,5,6 ve 7. segmentlerin her birinde bir çift mum salgı bezi (balmumu aynası) bulunmaktadır. İşçi arılar ve ana arıda abdomenin sonunda iğne bulunmaktadır. Yapısal olarak diğer dişi cinsiyetteki böceklerin yumurtlama organına benzer, ancak yapısal değişikliğe uğramıştır ve zehir enjekte eder. İğne işçi arılarda çentikli yapıya sahiptir. Buna halk arasında arpa kılçığı gibi benzetmesi yapılmaktadır. Çentikli bölümün dış kenarı boyunca 9-10 adet bir seri çentik bulunur ve çentikler iğnenin batış yönü tersine yöneliktir. Bu yüzden işçi arı sokmak üzere iğnesini bir yere batırdığında çekemez ve bunu sonucunda organını kaybederek ölür. Ana arı iğnesi işçi arılarınkinden daha uzun, daha küçük ve daha az çentiklidir, batırıp çıkarabilirler. Rakip ana arıları öldürmekte kullanır. Erkek arıların iğnesi yoktur.
Arıların Biyolojik Gelişme Dönemleri
Balarısının yaşam evresi yumurtayla başlar,larva ve pupa dönemlerini tamamladıktan sonra ergin halini alır. Ana arının petek gözlerine yumurtladığı döllenmiş yumurtalardan işçi arılarla ana arılar, dölsüz yumurtalardan ise erkek arılar meydana gelir. Arıların yumurtadan ergin hale gelme süreleri; ana arıda 16, işçi arıda 21 ve erkek arıda 24 gündür.
YUMURTA: Arı yumurtası 0,1 mg ağırlığında, silindir şeklinde, uzun ekseni boyunca dışbükey görünümündedir. Yumurta petek gözüne bırakıldığı zaman dikey konumdadır. Dikey konumda bırakılan yumurta yavaş yavaş yana eğilerek üçüncü günün sonunda petek gözünün tabanında tamamen yatay bir konuma gelir. Yumurta döneminin sonuna doğru yumurta bulunan gözlere işçi arılar tarafından arı sütü konulmaya başlanır. Tüm arı fertlerinde yumurta dönemi 3 gündür.
LARVA: Üçüncü günün sonunda yumurta çatlayarak larvaya dönüşür. Embriyo larva aşamasına geçer geçmez beslenmeye başlar. Bütün arı bireyleri larvası 6 gün olan larva dönemlerinin ilk üç günü 5-15 günlük işçi arıların salgıladığı arı sütüyle beslenirler. Daha sonraki larva döneminde sadece ana arı olacak larvalar arı sütüyle beslenirken erkek arı ve işçi arı larvaları yavru gıdası denilen, polen ihtiva eden düşük kaliteli arı sütü ile beslenir. Böylelikle döllü yumurtanın larva döneminin son üç günlük süresindeki farklı beslenmesiyle yumurta işçi arı yerine ana arı olur. Larva aşamasının 5. günü sonunda larva içeren gözün ağzı mühürlenmeye başlar ve 6. gün larva başındaki özel bir bezden salgıladığı salgıyı kullanarak bir kozaya dönüşür.
PUPA: Kozaya dönüşme ile artık prepupa ile ilk günü olan pupa devresi başlamış olur. Pupa dönemi ana arıda 7 gün, işçi arıda 12 gün, erkek arıda ise 15 gündür. Pupa döneminde ağız parçaları kanatlar ve bacaklar çıkar ve gelişimini tamamlayarak ergin halini alır.
Balarısı ailesi üyelerinin gelişme dönemleri
Arı Bireyi
Larva(gün)
I. Dönem II. Dönem
Ana arı 3 6 - 7 16
İşçi arı 3 3 3 12 21
Erkek arı 3 3 3 15 24
BAL ARISI KOLONİSİ ve ARI IRKLARI
Bal Arısı Kolonisi, Koloni Bireyleri ve Görevleri
Bal arıları, koloni adı verilen topluluklar halinde yaşayan sosyal böceklerdir. Koloni hayatında yardımlaşma ve iş bölüşümü esas olup kolonideki her bireyin kendine özgü görevleri vardır.
Bir arı kolonisinde ana arı, işçi arı ve erkek arı olmak üzere üç farklı birey vardır. Ana arı ve işçi arılar dişi bireyler olup döllü yumurtalardan gelişirlerken, erkek arılar dölsüz yumurtalardan gelişirler. Arı kolonilerinde kışın sadece dişi bireyler mevcut olup, erkek arılar ilkbaharda yeni sezonla birlikte görülürler.
Bal arısı kolonisi bireyleri
Ana Arı ve Görevleri
Her kolonide normal koşullar altında bir ana arı vardır. Vücut yapısı ince ve uzun, rengi diğer bireylere göre daha açık, canlı ve parlaktır. Ana arıların tek görevi yumurtlamak ve salgıladığı feromonlarla kovan içinde birliği ve düzeni sağlamaktır. Bunlar haricinde hiçbir iş yapmadığı gibi bakım ve beslemesi de işçi arılar tarafından yapılır. Yaşamı boyunca sadece çiftleşme amacıyla ve koloninin oğul vermesi durumunda kovan dışına çıkar. Ana arıların ortalama yaşam süreleri 3-5 yıl olmakla beraber 7 yıla kadar yaşayabilir, ancak ekonomik ömürleri en fazla iki yıldır. Bu nedenle her yıl en geç iki yılda bir koloninin ana arısı değiştirilmelidir.
Ana arılar döllü yumurtalardan meydana gelirler. Yumurtlanan döllü yumurta larva aşamasının 6 günü boyunca yoğun arı sütüyle beslenir ve gelişimini 16 günde tamamlayarak ergin bir ana arı halini alır. Ana arı gözden çıktıktan sonra 6-8 gün sonra güneşli, rüzgarsız ve sıcak bir günde çiftleşme uçuşuna çıkar. 8-10 erkek arıyla çiftleşir. Eğer çıktığı çiftleşme uçuşunda yeter sayıda erkek arıyla çiftleşemezse sonraki günlerde 2-3 defa daha çiftleşme uçuşuna çıkar. Çiftleşmesini tamamlayan ana arı kovana döner ve 2-3 gün sonra yumurtlamaya başlar. Kovan içi koşulların iyi olması durumunda kaliteli bir ana arı günde 1.500-3.000 yumurta yumurtlayabilir.
Ana arı da abdomeninin son kısmında bir iğneye ve buna bağlı bir zehir kesesine sahiptir. Ana arı iğnesini kovandaki rakip ana arılara ve ana arı memelerine karşı kullanır. İşçi arılar gibi iğnesi kopmadığından iğnesini kullanan ana arı ölmez.
Ana arı salgıladığı feromon ile işçi arıları etrafına çeker, kolonide birliği ve düzeni sağlar. Feromon kokusunu algılayan işçi arılar kolonideki işleri düzenle yürütürler. Aynı zamanda bu feromonlar işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesini ve kolonide yeni bir ana arı yetiştirmelerini önler. Herhangi bir nedenle ana arısız kalan ve ana arı yetiştirme olanağı olmayan bir kolonide işçi arılardan bazılarının yumurtalıkları gelişerek yalancı ana arı meydana gelir. Yalancı ana arılar sadece dölsüz yumurta yumurtlayabilecekleri için koloni zamanla erkek arılarla dolar ve söner.
Erkek Arı ve Görevleri
Döllenmemiş yumurtalardan meydana gelirler ve koloninin en iri bireyleridir. Tek görevleri dölsüz ana arılarla çiftleşmektir. Çiftleşme sonunda üreme organlarını kaybettiklerinden ölürler.
Erkek arılar kısa dile sahip olduklarından çiçeklerden nektar alamazlar, ancak petek gözlerinden ve işçi arılardan gıda alabilirler. Çok iyi bir tüketici olduklarından nektar kaynakları azaldıkça ve kışa yaklaştıkça işçi arılar tarafından kovandan atılarak ölüme terk edilirler. Geç sonbaharda ve kış aylarında kovanda erkek arı bulunmaz. Oğul mevsiminde sayıları 500- 2.000 arasında değişmektedir. Ömürleri ortalama 30 gündür. Erkek arıların iğnesi olmadığı için kendilerini koruyamazlar.
Erkek arıların petek üzerindeki gözleri işçi arı gözlerine oranla daha büyüktür. İşçi arılar büyük gözlü petek yaparak veya erkek arı larvalarını tahrip ederek kovandaki erkek arı sayısını kontrol altında tutarlar.
İşçi Arılar ve Görevleri
Koloninin en çalışkan ve kalabalık bireyleridirler. Döllü yumurtalardan 21 günlük bir gelişme döneminden sonra meydana gelirler. Koloni içindeki sayıları kışın 10.000-15.000 kadarken yaz aylarında koloninin en güçlü olduğu dönemde sayıları 60.000-100.000’e kadar çıkabilmektedir. Ömürleri ilkbahar ve yaz aylarında 35-40 gün iken kışın 5-6 ay yaşayabilmektedirler. Yumurtlama dışındaki tüm işleri işçi arılar yaparlar.
İşçi Arıların Görevleri:
Kuluçka süresini tamamlayıp petek gözünden çıkan işçi arılar yaşamlarının ilk üç gününde kendini temizler, besleyici arılardan yiyecek alarak beslenir, yavru gözlerini temizler ve kuluçka sahasında dolaşarak gerekli sıcaklığın oluşmasını sağlarlar.
3-6 günlük işçi arılar petek gözlerinden aldıkları çiçek tozu ve bal ile hazırladıkları karışımla yaşlı larvaları beslerler.
5-15 günlük işçi arılar arı sütü salgılayarak genç larvaları ve ana arıyı beslerler. Yavaş yavaş kovan önünde uyum uçuşu yapmaya başlarlar.
12-18 günlük işçi arılar balmumu salgılayıp petek örer ve kovan temizliğini yaparlar.
18-20 günlük işçi arılar kovan uçuş deliği önünde ve uçuş tahtası üzerinde bekçilik yaparlar.
20. günden sonra artık işçi arılar artık kovan dışında çalışmaya başlarlar. Kovana nektar, polen vs. getirirler.
Bu düzenli iş bölümünün yanında işçi arılar ihtiyaç duyulması durumunda 20-25 günlük olduğunda da arı sütü salgılayabilir. Yani arılar değişen koşullara göre hareket ederek yaşlarına uymayan işleri de yapabilmektedirler.
İşçi arılar 20 günlerini doldurduktan sonra tarlacı arı olarak kovan dışında çalışmaya başlarlar. Bu dönemde arılar kovana polen, nektar, propolis ve su taşırlar. Polen toplama uçuşuna genellikle sabahın erken saatlerinde başlarlar. Ağız parçaları bacakları ve vücudu örten sert kıl örtüsü yardımıyla poleni toplayıp arka bacaklarındaki polen sepetlerinde biriktirip kovana taşırlar. Uçuşa çıkan arı sadece polen toplayarak kovana dönebileceği gibi bazen hem polen hem de nektar alarak da kovana dönebilir. Kaynağa bağlı olarak arının bir seferde taşıyabileceği polen yükü 12-30 mg., ortalama 15mg. civarındadır. Pratikte arı kendi vücudunun üçte biri ağırlığında polen taşıyabilir. Bir arı günde ortalama 5-8, en fazla 11-20 polen seferi yapabilir ve polen sepetini 6-10 dakikada doldurur. Arının en yoğun polen topladığı dönem yaz ayları ile yavru yetiştirme aktivitesinin yüksek olduğu dönemdir.
Arılar nektarı hortumları ile emerek alırlar. Her seferinde arı kendi vücut ağırlının %70-85’i kadar nektar taşıyabilir. Kursağın alabileceği nektar miktarı 70-85 mg. ile sınırlıdır. Toplanan nektarın bir kısmı kaynağın kovana uzaklığına bağlı olarak uçuş sırasında arı tarafından enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla tüketir. Bu nedenle her seferinde ortalama 30-40 mg. nektar getirebilir. Hiçbir çiçek tek başına arının kursağını doldurabilecek kadar nektara sahip değildir. Bu nedenle bir nektar yükü için ortalama 100’den fazla çiçeği ziyaret etmesi gerekir. Nektara çalışan arı günde 7,5-10 saat çalışarak 10-17 nektar seferi yapar. Arı nektarı kovana getirdikten sonra 3-10 dakika arasında kovanda vakit geçirir.
Arılar kovan uçuş deliğini daraltmak, kovan içinde atamadıkları bir yabancı maddenin üzerine kapamak veya kovanı onarmak gibi ihtiyaç duydukları durumlarda propolis toplarlar. Bitkilerin taze sürgün ve tomurcuklarından ağız yardımıyla alırlar. Propolis toplama işini sıcak günlerde öğleden sonra yaparlar.
Arılar kursaklarında kovana su da taşırlar. Bir arı günde ortalama 50, en çok 100 su seferi yapar. Su yüklü olarak kovana gelen arı yükünü kovandaki arılara aktarır, kısa süre dinlenir, diğer arılardan bir miktar bal alır ve tekrar su seferine gider.
Bütün bu işlemler için arılar mükemmel bir haberleşme sistemi kullanırlar. Kaynağın yerini bulan arılar kovana döndüklerinde arı dansı denilen özel bir takım hareketlerle (Arı Dansı) kaynağın yerini diğer arılara bildirirler. Arılar yaptıkları dansın türü ve sayısıyla kaynağın hangi yönde, ne kadar uzaklıkta ve ne ölçüde zengin olduğunu anlatabilmekte ve diğer arılar kaynağı kolaylıkla bulabilmektedirler. Dans içinde kaynağın çeşidine de ifade ederler.
Uçuşa çıkan arılar kendi kovanlarının yerini de çok iyi öğrenmektedirler. Bu nedenle koloni bir yere nakledildiğinde arılar çevreyi tanımak ve kovanın yerini öğrenmek için keşif uçuşları yaparlar. Kovanın yeri çok az değiştirilse bile tarladan dönen arı kovanın eski yerine gelir.
İşçi Arının Gelişme Dönemleri ve Yaşa Göre Görevleri
ı ığıİş
42 Su Taşıma Polen Toplama Nektar Toplama Propolis Toplama Kovan dışı hizmetleri (toplam 21 gün) ış
39 Kovan temizleme, bekçilik ve kovan havalandırma (3 gün)
34 Mum salgılama, petek örme, nektar olgunlaştırma, polen ve nektar depolama (5 gün)
27 Arı sütü salgılayarak genç larvaları ve ana arıyı besleme (7gün)
24 Yaşlı larvaları besleme (3 gün)
21 Hücre temizleme(3 gün)
9 Pupa öncesi ve pupa dönemi (12 gün) Kapalı yavru dönemi (12gün)
5 Bal ve polen ile beslenme (4 gün) ı
3 Arı sütü ile beslenme (2 gün)
0 Yumurta dönemi 3 gün)
Arı Irkları
Arı ırkları büyüklük, renk, dil uzunluğu, vücudun kıl örtüsü, balmumu bezlerinin şekil ve büyüklüğü, kanat damar yapısı ve kanat uzunluğu gibi özelliklerle birbirlerinden ayrılırlar. Bu güne kadar yapılan taksonomik çalışmalarda dünyada 24 arı ırkı saptanmıştır. Bunlardan ancak bazıları ekonomik değer taşımaktadır ve ekolojik şartların elverdiği her yerde yetiştirilirler. Ekonomik değer taşıyan arı ırklarının başında İtalyan, Karniyol ve Kafkas arı ırkları gelir.
İtalyan Irkı
Bu ırk genelde ılıman iklim kuşaklarında yetiştirilir. İnce karın ve nispeten uzun bir dile sahiptir. Kitin rengi karın altında ve 2-4. halkalarda daha parlaktır. Bu ırkta kıllar sarımsı renkte olup bu durum erkek arılarda daha belirgindir. Sakin yaradılışlıdırlar. Çoğalma kabiliyetleri fazladır. Yavru büyütme özellikleri iyi, oğul verme meyilleri zayıftır.
Karniol Irkı
Karniol arısı ince yapılı ve uzun dillidir. Kısa ve sık bir kıl örtüsüne sahiptirler. Gri arılar da denilen Karniol arısının kitini çok koyu renktedir ve genellikle 2. ve 3. halkalar üzerinde kahverengi noktalar, bazen de kahverengi çizgiler vardır. En sakin ve uysal arı ırkıdır. Yavru verimleri çok iyidir. Küçük aileler halinde kışladıklarından yiyecek tüketimleri azdır. Polen miktarı yeterli olduğu sürece yavru büyütme işlemi uzun süre devam eder. Sonbaharda ailenin nüfusu süratle azalır. Çok sert iklim şartlarında kışlama yetenekleri iyidir. Oğul verme eğilimleri yüksektir.
Kafkas Irkı
Kafkas arı ırkı biçim büyüklük ve kıl örtüsü bakımından karniol arısına benzer. Kitin rengi koyudur fakat birinci karın halkası üzerinde kahverengi noktalar görülür. Bilinen arı ırkları içinde en uzun dile sahip arı ırkıdır. Uysallıkları ve petek üzerindeki sakinlikleri bu ırkın en tipik özellikleridir. Yavru verimleri yüksektir ve kuvvetli aileler meydana getirirler. Fakat en kuvvetli oldukları devre yaz ortasıdır.
Yerli Irklar
İsimlerini yetiştirildikleri bölgeden almakla beraber belirli bir ırk özelliği göstermemektedirler. Fakat genellikle Anadolu arıları esmer renkte, uysal, sakin tabiatlı, kışlama kabiliyetleri iyi, çalışkan ve mukavim arılardır ve yağmacılığa fazla meyilli değildirler.
Genel Olarak Arı Irklarının Karşılaştırılması
ıı
ışı ış
ııı ğ
ğ
ğ
ğ ıığığışışı
Orta
Rusya
Arısı Kuzey Kafkaslar hariç Rusya’nın Avrupa kısmı koyu gri saldırgan (hırçın) çok yüksek güçlü 5.9 - 6.35 1500 - 2000 Ihlamur ve karabuğdaydan sürekli bal akışı. Baklagiller ve fasulyenin dışında, tek çiçekten bal akışı
Kafkas
Arısı Kafkasların kuzeyi ve ötesindeki dağlık bölgeler (Gruzyia, Azerbaycan, Ermenistan) gümüşi gri çok uysal düşük çok düşük hemen hemen yok 6.7 - 7.2 1100 - 1500 Nisbeten zayıf ve yetersiz, ama sürekli bir bal akışı. Tecrit sahalarındaki tek çiçekten bal akışı, üçgül ve diğer baklagiller
Karpat
Arısı Karpat Dağları (Ukrayna’nın batısı) gri uysal yüksek düşük 6.3 - 7.0 1200 - 1800 Mevsimin ilk yarısında ve mevsim ortasında, nisbeten fakir, tek ve çok çiçekten bak akışı
Step
Ukrayna
Arısı Ukrayna’nın step bölgeleri gri orta derecede hırçın yüksek güçlü 6.3 - 6.55 1100 - 1800 Özellikle tek çiçeklerden sağlanan zengin ve sürekli bal akışı
Uzakdoğu
Arısı Uzakdoğu gri ve gri ile sarı orta derecede hırçın yüksek oldukça güçlü 6.5 - 6.8 1100 - 1600 Zengin ve sürekli ıhlamur bal akışı ile nisbeten fakir, tek ve çok çiçekten bal akışı
Carnica
Arısı Güneydoğu Alpler (Yugoslavya, Avusturya gümüşi gri uysal düşük ama
Kafkas’tan
daha yüksek düşük 6.4 - 6.8 1400 - 2000 Özellikle mevsimin ilk yarısında, nisbeten fakir, tek ve çok çiçekten bal akışı
İtalyan
Arısı İtalya gri ile sarı orta derecede hırçın düşük orta (ölçülü, aşırı değil) 6.2 - 6.15 1500 - 2000 Mevsim ortası ve yaz sonunda, tek ve çok çiçekten zengin, sürekli bal akışı
*(Ana arının verimliliği = Tam gelişmiş kolonilerde, ana arının bir günde bıraktığı yumurta sayısı)
Tablo 9 Başlıca balarısı ırklarının biyolojik ve ekonomik özellikleri
ARICILIKTA KULLANILAN ARAÇ ve GEREÇLER
Arı Kovanları
Arıcılıkta kullanılan önemli araç ve gereçlerin başında arıcılığın vazgeçilmez girdisi olan kovanlar gelmektedir. Arılar doğal şartlarda ağaç ve taş kovuklarını barınak olarak kullanırlar. Ancak, tarımsal bir faaliyet olarak arıcılığın gelişmesiyle birlikte, arılar insanlar tarafından değişik barınaklara alınmıştır. Arıcılığın gelişme süreci içinde arı barınakları da geliştirilerek günümüz modern kovanlarına kadar gelinmiştir.
Arıcılığı ileri ülkelerde eski tip kovanlar artık yerini tamamen modern kovanlara bırakmasına rağmen, ülkemizde az sayıda da olsa (gelenek ve özel tercihler nedeniyle) ilkel kovanlar bulunmaktadır.
Kovan Kesiti
Günümüzde yaygın olarak kullanılan Langstroth ve Dadant olmak üzere iki tip standart çerçeveli modern kovan mevcuttur. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan tip Langstroth tipi kovanlardır. Dadant tipi kovanları genellikle sabit arıcılık yapan arıcılar kullandığı için bizde hemen-hemen hiç kullanılmamaktadır. Her iki kovanda da sistem aynı ancak ölçüler farklıdır. Modern kovanlar kovanın alt kısmını oluşturan kovan dip tahtası, üzerine yerleştirilen ve ön ve alt kısmında uçuş deliği bulunan kuluçkalık, içine yerleştirilen çerçeveler, çerçeveler üzerine konular örtü tahtası ve üzerine yerleştirilen kovan kapağından oluşur. Arı populasyonunun arttığı kuluçkalığın yetmediği durumlarda kuluçkalık üzerine ballık yerleştirilir. Arı kovanı denildiğinde kuluçkalık ile ballık birlikte ifade edilir.
Langstroth Tipi Kovan : Ülkemizde genellikle langstroth tipi kovan kullanılır. Bu tip kovan göçer arıcılık sisteminin uygulandığı, kışların ılık geçtiği sıcak ve kurak iklime sahip bölgelerde kullanışlıdır. Kovan gövde kalınlığı 25 mm’dir. Kuluçkalık ve ballık ölçüleri aynı olup 10’ar çerçeve bulunmaktadır. Kuluçkalık ve ballık ölçüleri dıştan dışa 505 mm x 435 mm x 258 mm; içten içe ise 455 mm x 385 mm x 258 mm ‘dir. Çerçevelerinin dıştan dışa ölçüleri 440 mm x 250 mm olup çerçeve koltuk genişliği 37 mm’dir.
Dadant Tipi Kovan : Kışların sert geçtiği bölgelerde sabit arıcılık yapılması durumunda iyi sonuç vermektedir. Kuluçkalık ve ballık ölçüleri aynı olmayıp 12’şer çerçeve bulunmaktadır. Kuluçkalık derinliği ballıktan daha fazladır. Kovan gövde kalınlığı 30mm, kuluçkalığın dıştan dışa ölçüleri 515mm x 515 mm x 308 mm; içten içe ölçüleri ise 455 mm x455 mm x 308 mm’dir. Ballık yüksekliği ise 168 mm’dir. Çerçevelerinin dıştan dışa ölçüleri kuluçkalıkta 440 mm x 400 mm, ballıkta 440 mm x 160 mm ve çerçeve koltuk genişlikleri 37 mm’dir.
Diğer Arıcılık Malzemeleri
Arıcı Körüğü: Koloni kontrolleri sırasında sürekli olarak kullanılan, içerisinde yakılan malzemeyle duman oluşturulup arı üzerine vermeye (arıları sakinleştirip rahat bir çalışma ortamı oluşturulması amacıyla) yarayan araçtır.
Körük içerisinde pis kokulu naylon,plastik gibi petrol türevi maddeler yerine talaş, mısır koçanı gibi selüloz içeriği yüksek ve koku bırakmayan (özellikle bal hasadı döneminde) maddeler kullanılmalıdır.
Arıcı Maskesi: Sadece başı ve belden yukarıyı koruyan tipleri yanında tulum gibi tüm vücudu arı sokmasına karşı koruyan tipleri vardır. Yüze gelen kısmı görüşü engellemeyecek şekilde ince telden yapılır.
Arıcı Eldiveni: Elleri arı sokmasına karşı korur. İnce deriden veya kauçuktan yapılır, bazılarının dirseğe kadar bezden yapılan kısımları da vardır. Eldiven genelde arıcılığa yeni başlayanlar tarafından kullanılmakta olup, parmak hareketlerini kısıtladığı için tecrübeli ve usta arıcılar tarafından pek tercih edilmez.
El Demiri: Demirden yapılır. Örtü tahtasını kaldırmak, çerçeve çıkarmak, balmumu ve propolis temizleme gibi işlerde kullanılır.
Arıcı Fırçası: Yumuşak kıllı özel bir fırçadır. Çerçeve üzerindeki ve kovanın çeşitli yerlerindeki arıları incitmeden uzaklaştırmaya yarar.
Arıcı Mahmuzu: Temel peteklerin çerçeve tellerine tutturulması için kullanılır. Dişlerin içi tel üzerinde ilerlemeyi sağlayacak biçimde oyuk olan bir daire ve buna bağlı bir saptan oluşur.
Mum Eritme Kabı: İki kenar arasına su koymaya yarayacak şekilde yapılmış çift cidarlı bir kaptır ve içinde mum eritmeye yarar.
Arıcı Bizi: Petek takviye telinin çerçeveye yerleştirilmesi için çerçevelerin yan çıtası üzerine delik açmaya yarayan alettir.
Çerçeve Kalıbı: Çerçeve üst çıtasının yarı kalınlığı kadar sert ağaçtan yapılan bir alettir ve temel peteğin çerçeveye yerleştirilmesinde kullanılır.
Bal Bıçağı ve Sır Tarağı: Bal süzme işlemine başlamadan önce ballı çerçeve üzerindeki sırları kaldırmaya yarar. Tarak şeklinde bir alettir. Sırları açma işlemi sırasında petek gözlerinin bozulmamasına dikkat edilir. Bazı ülkelerde sır açma işlemi otomatik sır alma makinesi yapılmaktadır.
Çerçeve Teli: Çerçevelere takılan temel peteklerin daha sağlam olarak tutturulması için çerçevelerin yan çıtaları arasına gerilen ince, paslanmaz ve yumuşak teldir.
Ana Arı Izgarası: Ana arının kuluçkalıkta hapsedilmek istenildiği durumlarda kullanılır. Aralıklarından yalnızca işçi arıların geçebildiği demir, çinko gibi malzemeden yapılan ızgaradır. Genelde kaliteli petekli bal üretmek amacıyla kullanılır.
Ana Arı Kafesleri: Ana arıları bir yerden bir yere nakletmek veya kolonilere ana arı kabul ettirmek gibi amaçlarla kullanılan içerisinde kek haznesinin de bulunduğu özel kafeslerdir.
Yemlik: Kolonileri beslemek amacıyla metal, plastik ve ahşap gibi değişik malzemelerden ve değişik tiplerde yapılabilen kaplardır.
Polen Kapanı: Arıların kovanlara yoğun bir şekilde polen taşıdıkları dönemlerde kovan uçuş deliği önüne veya kovan tabanına yerleştirilen, işçi arıların getirdikleri polenleri toplamaya yarayan malzemedir.
Ana Arı Numaralama Aleti: Ana arıların thoraxı üzerine o yılın rengini veya ana arı numarasını yapıştırmaya yarayan alettir.
Temel Petek: Arıların petek yapımını kolaylaştırmak için üzerinde işçi arı gözü basılı, saf balmumundan yapılmış ince mum levhadır.
Bölme Tahtası: 20 mm kalınlığında olup zayıf arı kolonilerinin, kovan içi hacminin daraltılmasına yarayan tahtadır.
Bal Süzme Makinesi: Sırları alınmış petekli ballardan süzme bal elde etmeye yarar. Galvanize saç veya çinkodan yapılan bal süzme makinelerinde çerçevelerin konulduğu silindir şeklindeki hazne kısmı ve bu kısmı döndürmeye yarayan dişli bir çevirme mekanizması vardır.
Bal Dinlendirme Kapları: Elde edilen süzme balların dinlendirildiği ve bal içindeki yabancı maddelerin baldan uzaklaştırdığı kaplardır.
Bal Tankı: Dinlendirme kaplarından alınan süzme balın ambalajlamak üzere depolandığı kaplardır.
OKUMA METNİ
ARI DAVRANIŞLARI
GİRİŞ
Bal arıları koloni adı verilen topluluklar olarak yaşayan sosyal böceklerdir. Bir arı kolonisi yakından incelendiği zaman, bu sosyal yapı içerisinde, morfolojik ve fizyolojik olarak birbirinden farklı üç değişik tipte birey bulunduğu görülür.
Bunlar ana arı, işçi arı ve erkek arıdır. Ana arı ve işçi arılar dişi bireyler olup döllü yumurtalardan gelişirler. Erkek arılar ise, erkektirler ve bilinen parthenogenesis yoluyla dölsüz yumurtalardan gelişir. Koloni adı verilen topluluk içinde farklı gruplar ve bu gruplar arasında da iş bölümü göze çarpmaktadır. Bir arı kolonisinde bir tane ana arı birkaç yüz erkek arı ve binlerce işçi arı vardır. Bal arıları içgüdüleriyle hareket eden, canlılar olduğundan aynı çevre koşullarında benzer davranışlar gösterirler. Arı ailesinde kışın genellikle sadece dişi bireyler vardır. Erkek arılar ilkbaharda yeni sezonla görülmeye başlarlar.
Koloninin en önemli ferdi ana arıdır. Koloninin bütün karakterlerinden ana arı sorumludur. İşçi arılar ancak ananın varlığında, koloninin tamamlayıcı bir öğesi olarak fonksiyonlarını yapmaya muktedir olabilirler. Kolonide biyolojik ihtiyaçların işleyebilmesi ana arıya bağlıdır. Ana arısız bir kolonide; gömeç yapımı sona erer, tarla faaliyetleri, normal koloni koruması ve koloni içindeki birlikte ahenkli çalışma azalır. Bundan ötürü, işçi arılar ile ana arı arasındaki ilişki, koloni faaliyetlerinin devamı için gerekli faktörlerin en önemlisidir.
ANA ARININ GÖRÜNÜŞÜ VE DAVRANIŞLARI
Ana arılar vücut ölçüleri bakımından işçi ve erkek arılar daha uzun fakat vücut genişliği erkek arılardan daha azdır. Çiftleşmemiş ana arıların abdomenleri henüz tam gelişmemiştir. Kanatları işçi arı kanatlarından daha uzun olmasına rağmen kanat uzunluğu/vücut uzunluğu oranı diğer arılardan daha küçüktür. Çiftleşerek yumurtlamaya başlayan ana arıların abdomenleri irileşir. Abdomenin büyümesiyle kanat/ vücut oranı daha da azalır. Bu nedenle yumurtlayan ana arılar güçlükle uçarlar. Ana arıların mum salgı bezleri, polen sepetçikleri, nasanof salgı bezleri gelişmemiştir. Dileri işçi arıların dillerine göre daha kısadır. Petek gözlerindeki facet sayısı da diğerlerine oranla daha azdır. İğnesi düz olup iğnesini insanlara karşı değil, kovandaki diğer ana arılara karşı defalarca kullanabilir Tekik, Korkmaz (1992).
Ana arı ömründe bir dönem çiftleşir ve bu çiftleşmeden aldığı spermaları hayatının sonuna kadar saklar fakat bu demek değildir ki ana arı bir erkekle çiftleşir. Ana arı birkaç erkekle çiftleşir fakat bu çiftleşmeler bir dönemde bir veya birkaç gün içinde tamamlanır.
Ana arının çiftleşme uçuşu saat 12-17 arasında olmakla beraber ekseriyetle saat 14-16 arasına rastlar. Çiftleşme zamanı kadar havanın sıcaklığı da burada rol oynar. Ana arının hemen bütün çiftleşmeleri hava sıcaklığının 20°C 'nin üstüne olduğu zamanlarda meydana gelir. Balcı (1977).
Ana arı yüksükten çıktıktan sonraki ilk 3-5 gün içinde 2-5 dakika çevreyi tanıma uçuşu yapar. Bu uçuşun ardından ana arı 5-6.günlerde çiftleşmek için kovanı terk eder. Çiftleşme uçuşunda hava rüzgarsız olmalıdır. Çiftleşmeler arılıktan belirli uzaklıklarda gerçekleşmektedir. Arılık ile çiftleşme yeri arasındaki uzaklık 2 km den fazladır ve maksimum uzaklık 5 km 'dir. Erkek arıların uçuş uzaklığı ise 6 km civarındadır.
Çiftleşme uçuşlarının süresi ortalama 25 dakikadır. Birinci çiftleşme uçuşu ile sonraki uçuş arasındaki süre ne kadar uzun ise ikinci uçuş o kadar kısa sürmektedir ve sürenin kısalmasıyla birlikte ikinci çiftleşmenin etkinliği azalmaktadır. Ana arının aynı gün içinde birden fazla yaptığı bu uçuşlarda gerçekleşen çiftleşme sayıları 7-17 arasında olabilir. Ana arı yön belirleme ve çiftleşme uçuşunun dışında ayrıca 2 dakika süren çiftleşmeler arası uçuş yapar Tekik, Korkmaz (1992).
Ana arıların ortalama yaşam süreleri 3-5 yıl olmakla beraber 7 yıla kadar yaşabilmektedirler. Fakat yaşlanan ana arıların feromon üretimleri ve yumurta verimleri azalır. Artan yaşla birlikte giderek daha az yumurtlarlar ve daha fazla oranda dölsüz yumurta yumurtlamaya başlarlar. Bu nedenle 1 veya 2 yılda bir değiştirilmesi gerekir. Çünkü bir ana arı yılda 250.000 - 300.000 yumurta bırakmakta ve çiftleşme uçuşu sırasında 2 yıl içinde büyük ölçüde tüketerek daha çok dölsüz yumurtlamaya ve az yumurtlamaya başlar Genç (1994).
Bir ana arı yavru üretiminin bol olduğu ilkbahar ve yaz aylarında günde 1500-3000 yumurta bırakır Tekik, Korkmaz (1992).
Arı ailesi içerisinde çok güzel bir işbirliği vardır. Ve bu düzenin sağlanmasında ana arının rolü önemlidir. Ana arı bu görevini genellikle ağız çevresindeki bezlerden ve vücutlarından meydana getirilen feromon denilen kokulu bazı salgılarla yapmaktadır. Bu feromonlardan en önemlileri, 9 oxodec -2 enoic ve 9 hydroxdec -2 enoic asitlerdir. Bunlara "cinsel feromonlar" veya toplanma feromonları" da denir. Bu salgıların çıkarttığı kokular, işçi arıları cezp etmekte ve dolayısıyla arı ailesinin bir araya toplanmasına yardımcı olmaktadır. Bu feromonlar, ayrıca ana arının erkek arıyı çekmesini sağlamakta, işçi arıların yeni bir ana arı yetiştirmelerinin önüne geçmekte ve aynı zamanda işçi arıların yumurtlamalarına mani olmaktadır. Akbay (1995). sekil
İŞÇİ ARI GÖRÜNÜŞ VE DAVRANIŞLARI
Koloni populasyonunun en büyük bölümünü işçi arılar oluştururlar. Döllenmiş yumurtalardan oluştukları için diploid yapıdadırlar. Dişi cinsiyette olmalarına rağmen üreme organları gelişmemiştir. Spermetechaları körelmiştir. Yavru üretimine doğrudan değil de, onları beslemek suretiyle dolaylı olarak katkıda bulunurlar.
Ana arının bulunmadığı ve uzun süre anasız kalmış kolonide bazı işçi arıların yumurtalıkları gelişir ve döllenmemiş yumurta bırakırlar Tekik, Korkmaz (1992).
Yapıca kolonideki diğer bireylerin en küçüğüdür vücut uzunlukları 14-15 mm. Kadardır. Kanatları karını kapatacak kadar uzundur.
Vücutlarının her yanı, özellikle göğüs kısımları, çiçeklerin erkek organları tarafından üretilen çiçek tozlarını kapan çatallı kıllarla örtülüdür. Bir çiçekten diğerine böylece taşınan çiçek tozları, döllenmeyi sağlar Akbay (1995).
Kolonideki işçi arı miktarı mevsimlere göre büyük farklılıklar gösterirler. Kuvvetli kolonilerde kışın 15.000-20.000 yazın ise 50.000-60.000 dolayında işçi arı bulunabilir. Zayıf kolonilerde ise kış aylarında işçi arı miktarı 2.000-3.000 civarına kadar inebilir. Bir kolonin,n kuvvetliliği içerisindeki işçi arı sayısıyla ölçülür. İşçi arı sayısı ne kadar çok ise koloni o kadar kuvvetli demektir. Kolonideki bütün işleri işçi arılar yaparlar. Bu nedenle fizyolojik ve morfolojik yönlerden ana arı ve erkek arılardan farlılıklar gösterirler. Larvalar ve ana arının beslenmesi için hypopharengeal ve mandibular salgı bezlerinde arı sütü salgılarlar, nektarı bala dönüştürebilmek için invertaz enzimi salgılarlar. Morfolojik olarak ise nektar taşımalarını sağlamak için geniş bir mideleri, polen taşıyabilmek için polen sepetçikleri, balmumu üretmek için balmumu salgı bezleri, nektar, polen, su ve oğul verme sırasında oğulun konaklayacağı yerin belirlenmesinde kullanılan feromonları salgılayan Nasanof salgı bezleri gelişmiştir. İğneleri iyi gelişmiş olup testere şeklindedir. İğnesini kovanı ve kovan içerisindeki yavru, ana ve balı korumak için kullanır. İğnesi testere ağzına veya balık oltasına benzer bir yapıya sahip olduğundan bu iğne battığı yerden geri çıkmaz.
Arının gayretleri sonucu iğneye bağlı olarak iç organlarını da orada bırakarak uzaklaşır ve birkaç saat içerisinde yaşamını yitirir.
Yeni erginleşerek gözden çıkan işçi arılar ilk 1-3 günde diğer işçi arılar tarafından temizlenir ve beslenirler. Bu işçi arılar erginleştikleri petek gözlerini temizlerler. İçinde yavru bulunan gözlerin üzerinde durarak bu bölümlerin ısıtılmasını sağlarlar.
3-6 günlük devrede genç işçi arılar bakıcılık görevini üstlenerek yaşlı larvaların beslenmesi için kovanda depolanmış bal ve poleni alır ve ergin arılara verirler. 6. Günden itibaren genç larvaları arı sütü ile beslerler. Bu işi 13. Güne kadar sürdürürler. 13. Gün sonunda keşif uçuşuna çıkarlar. Ancak kovanda yeterli bakıcı arı yoksa keşif uçuşu geciktirilebilir. 13-18 günlük devrede ise işçi arılar mum salgısı yapmaya başlayarak petek örerler. 18-20 günlük olduktan sonra bekçilik, havalandırma gibi çeşitli hizmetlerde bulunurlar. 21. Günden sonra ise kovan dışı hizmetlere başlarlar
İşçi arıların ömrü de mevsime göre değişir. İlkbahar ve yazın işlerin yoğun olması, düşmanların fazla olması nedeniyle 30-35 gün yaşarlar. Fakat kişi kovan içerisinde bal yiyerek geçirdikleri için 5-6 ay canlı kalırlar.
Arılar saatte ortalama 20-25 km. süratle uçarlar, bu kovandan gitme veya kovana dönme durumuna göre değişir. Rüzgarlı havada uçmaları güçleşir. Böyle hallerde alçaktan uçmaya çalışırlar. Hızları en fazla saatte 40 km. 'yi geçmez. Bitki kaynağının sakin ve rüzgarsız yerlerde olmasını tercih ederler. Mecbur kalınca hava şartlarına rahatça uyum gösterirler. Arılar günde 4-110 sefer yapabilirler, fakat bu ortalama 10-15 arasında değişir. Arılar kovanlarından 12 km. 'ye kadar uzağa gidebilirler.
Arıların oğul vermesi, haberleşme ve yer tespitleri de kendine has özelliklerindendir.
ERKEK ARILARIN GÖRÜNÜŞÜ VE GÖREVİ
Boyları ana arı kadar uzun olmayan erkek arılar ana arı ve işçi arılardan daha iri ve tıknaz yapılıdırlar. Döllenmemiş yumurtalardan çıktıkları için genetik olarak habloiddirler. Bir savunma aracı olan iğneden yoksun oldukları gibi dilleri nektarı emmeye uygun olmadığından bal yapımında ve kovana bal taşımada hiçbir göreve sahip değildirler. Kovanda hazır yiyici durumunda olan erkek arıların tek görevi ana arıyı döllemektir. Ömürleri, ortalama 4-5 aydır. Fakat görevleri bitince yaşamalarına işçi arılar tarafından izin verilmez ve öldürürler. Hayatta kalanları ise sonbaharda kovandan atılarak açlığa terk edilir
İŞÇİ ARILARIN KOVAN İÇİNDEKİ GÖREVLERİ
İşçi arılar 21 güne kadar kovan içinde bir çok görevde çalışırlar. Arıların bu dönemde nektar ve polen depolama, larvaları besleme, mum salgılama, petek örme, temizlik, bekçilik görevleri gibi görevler üstlenirler.
Yavru Bakımı
Kolonideki 3 günlük işçi arılar bakıcılık işlerini yürütürler. Beslenme ve yavruların ısıtılmasında bir sıra mevcuttur. Önce bal ve poleni alarak yaşlı larvaları beslerler. Zira bu larvaları beslemek fazlaca tecrübe istemez. 6 gün yaşına ulaşan genç işçi arılarda arı sütü salgılama bezi gelişir. Bu dönemden itibaren 13. Güne kadar genç larvalara arı sütü vermeye devam eder. 13. Günü dolduran bu arılarda gıda bezleri yerine başka görevleri yapacak ek bezler gelişir Tekik, Korkmaz (1992).
Yavru yetiştirme için kuluçka sahasında en uygun sıcaklık +34° C'dir. Süt salgı bezleri gelişen işçi arılar 1-3 günlük genç larvaları beslerler Genç (1994).
Petek gözüne yumurta bırakılmadan önce gözler temizlenir, propolis ile cilalanır. Ana arı yumurta bıraktıktan sonra işçi arılar bu gözleri devamlı kontrol ederler. Açılan yumurtadan oluşan larvalara hemen arı sütü verilerek besleme işlerine başlarlar. İlk günlerde larvalara ihtiyacından fazla gıda verilir. Larva verilen bu arı sütünün üzerinde yüzer durumdadır. 3. Günden itibaren larvalar aralıklı gıda verilmesi azalır ve 4. Günden itibaren larvalar ağırlıklı olarak beslenir. 4.5-5 günlük larvalar başlangıç ağırlığına göre 1500 kat daha fazla ağırlığa ulaşmıştır. Bu ağırlık görünen işçi arılar arı sütünü salgılamakla meşguldürler. Ana arıların beslenmesi de tamamen arı sütü ile olmaktadır. Tekik, Korkmaz (1992).
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki her bir larva petek gözü kapayıncaya kadar tarafından 10.000 defa ziyaret edilir Balcı (1977).
Mum Salgılama ve Petek Örme
Kovan içi hizmetlerinde çalışan genç işçi arılar 12-18. Günleri arasında mum salgılama ve petek örme işiyle uğraşırlar. Mum salgılama işlemi genellikle kovan içi sıcaklığın 33-36°C'ler arasında olmasıyla mümkündür. Bal mumunu salgılayan arılar sürekli olarak bal yerler ve balı balmumuna dönüştürürler. Yapılan çalışmalar, bu işte çalışan arıların 1 kg. bal mumu üretimi için 5 kg. 'dan 25 kg. 'a kadar değişen miktarda bal tükettiklerini ve bu değerin ortalama 1 kg. muma karşılık 10 kg. olduğunu göstermektedir.
Mum salgılayan ve petek ören işçi arılar yeterince bal tükettikten sonra bir süre dinlenerek aldıkları gıdayı sindirirler. Daha sonra ayaklarıyla birbirlerine kenetlenerek bir zincir oluştururlar ve bu zincirin açılıp kapanmasıyla bal mumu bezlerinden mum salgılayıp; salgıladıkları mum pulcuklarını petek olarak işlerler Genç (1994).
Peteklerin çoğu 25 mm. Kalınlıktadır. Petekler iki esas üzerine inşa edilir. Bunların birisi 25 mm. 'de 5 göz bulunan işçi arı gözlü petek ;diğeri 25 mm. 'de 4'ün biraz üzerinde göz bulunan erkek arı gözlü petektir. Bir petek üzerinde erkek arı gözleri daha ziyade yan ve alt taraflarda bulunurlar. Bu halde işçi arı gözleri ile erkek arı gözleri arasında geçit gözler bulunur. Her iki şekilde de petek gözleri altıgen şeklinde ve yukarıya doğru 9-14 derece meyillidir. Bu meyil balın petek gözlerinden akmasını temin eder. Arıların petek gözlerini inşasındaki matematiksel ustalıkları üstten yapılmaya başlanır. Her başlangıç noktasında bir grup arı çalışır. Peteklerin yapımı dairesel olarak sağlandığı için asılı noktadan aşağı veya çevreye doğru genişler. Petek yapmada bir grup arı mum salgılayarak mum pulcuklarını imal ederken bir kısım arıda pulcukları alarak petek örme işini yaparlar. Petek gözlerinin sağlamlığının temini için petek gözü taraftaki gözün köşe noktasına denk gelecek biçimdedir. Koloni düzeninde petek yapımı ihtiyaca göre düzenlenir. Normalde işçi arıların gelişebileceği petekler yapılır. Oğul mevsiminde yada koloni ana arının yaşlı olması halinde erkek gözleri yapılır Tekik, Korkmaz (1992).
Arıların çıkardığı bal mumu pulcuklarının ağırlığı 0.8 mg. 'dır. Yoğunluğu 0.96 olup sudan hafiftir. Erime derecesi 65° C'dir. Arılardan henüz çıkan bal mumunun rengi beyazdır. Sonraları kovanda beliren gazların, bal ve çiçek tozunun, propolis ile pupaların bıraktıkları gömleklerin etkisiyle rengi değişir. Sarı, kırmızı, esmer ve siyah bal mumları birkaç defa yağmur suyunda yıkamak, yada güneşte eritmekle beyazlatılabilir Kayral (1984).
Kovanın Havalandırılması ve Su İhtiyacı
Özellikle yaz aylarında aşırı sıcak geçen günlerde kovan içi sıcaklık gereğinden fazla yükseltir. Bu durumda arılar kanatlarını bir vantilatör gibi kullanarak kovan içinde ısınan havayı dışarı atmaya ve aynı zamanda dışarıdan içeriye hava pompalamaya başlarlar.
Böyle günlerde kovana normalin üzerinde su taşınır. Su kovan içinde damlacıklara ayrılarak buharlaştırılır ve böylece kovan içi sıcaklık ve nemi ayarlanır. Peteklerin aşırı sıcaktan eriyip akmaması, larvaların yumurtadan çıkışlarının kolay olması ve yavruların kuruyup ölmemesi için bu şarttır.
Arıların kanat çırparak kovanı havalandırmaları özellikle nektarın bol geldiği dönemlerde, nektarın fazla suyunun uçurularak olgunlaştırılması içinde başvurdukları bir yöntemdir. Böyle bol nektar taşınan ve özellikle geceleri, güçlü kolonilerde daha çok olmak üzere yapılan bu işlemi uğultu şeklinde hissetmek her zaman mümkündür.
Havalandırma yapan arılar kovan deliğinde iki grup halinde yan yana dizilerek kanatlarıyla yelpazeleme yaparlar. Gruplardan biri uçuş deliğinin dış tarafında ve uçuş tahtası üzerinde, başları kovan giriş deliğine dönük olarak kanat çırparken ; Diğer grup deliğinin iç tarafında ve başları dışarıya dönük olarak kanat çırparlar. Böylece içerdeki sıcak hava dışarı sürüklenirken ; Aynı zamanda içeriye hava pompalayarak sürekli bir hava akımı salgılanır. Bu yoğun çabaya rağmen sıcaklığın düşürülmesi ve kovanın havalandırılması başarılamazsa, arılar bu defa kovanın dış yüzeyini sararak yuvalarını güneşin etkisinden korumaya çalışırlar Genç (1994).
Kolonideki suyu taşıyan arı grubu devamlı olmamakla beraber bu işi yaparlar su taşıyan bir arının getirdiği su miktarı 18 civarında arıya yeter. Kovana gelen arılar kovana getirdikleri suyu 2-3 arıya aktardıktan sonra diğer taşıyıcı arılara yaptıklar danslarla suyun sıcaklığının arıların kaynak tercihi açısından önemli olduğunu ortaya koymuştur. Arıların % 85 'ine yakın ılık suyu, soğuk suya tercih etmişlerdir. Su kaynağının sıcaklığı 10-45 °C arasında olduğu sürece kaynak ayrımı yaptığı izlenmiştir. Arılar kovana gelen nektarı bal olarak depoladıkları gibi suyu depolayamazlar. Nektar ile kovana gelen su koloni ihtiyacı 200 gr. civarında tespit edilmiştir. Hava sıcaklığının çok yüksek olduğu dönemlerde kovanda su depolandığı tespit edilmiştir. Suyun depolanması peteklerin en üst kısmında yapılmış olan petek gözleri yada propolisten yapılmış gözler içerisinde depolarlar. Burada sıcak hava ile temas eden su buharlaşır ve soğuyan hava ile rutubet aşağıya iner ve kovan soğumuş olur. Arının su alma süresi 1 dakikadır. Su taşıyıcı arılar günde 50-100 sefer yaparlar. Her seferde 20mg. Su taşırlar Tekik, Korkmaz (1992).
Polen ve Nektar Depolama
Polenin bitkiden alınması ağız parçaları yardımıyla ön ayakla polen keselerinin açılmasıyla olur. Bazen olgunlaşmamış polen keseleri açılır ve arının gövdesi polen tozu ile bulaşır. Çiçekten serbest hale gelen polen, çiçeğin nektarı ile yada bal kabarcığı ile ıslatılır. Böylece polen tanelerinden polen topakları oluşur. Polen topakları arka, iki bacakta bulunan polen sepetçiklerine bir çok çiçek dolaşarak oluşur.
Kırlardan toplanan polen kovana getirildikten sonra kovan içi hizmetleri yapan genç işçi arılar tarafından petek gözlerine bırakılan polen topakları mandibular ile parçalanır. Bu polenlere bal ilave edilerek petek gözlerine başları yardımıyla sıkıştırılır. Polen muhafazası için bal en ideal maddedir.
Arıların polen taşıma işi nektar taşıma kadar fazla zaman almaz. Yapılan bir araştırmada mısır poleninin kovana taşınması ve boşaltılması gibi işleri polen toplayıcıların %98'i tarafından 30 dakikada tamamlandığı görülmüştür. Arılar polen taşımak için 5-20 sefer yapmaktadırlar. Polen kaynakları cinsine göre her seferde kovana taşınan polen miktarı da değişmektedir. Bir kovana 500 gr polen taşınması için 4500-6500 arının sadece polen taşıyıcılık görevi yapması gerekir. Bir arı her seferinde 12-29mg polen taşır Tekik, Korkmaz (1992).
Arıların topladığı ve depoladığı diğer bir besin kaynağı da nektardır. Bitkilerden akan tatlı sıvıya nektar veya bal özü denir. Bal, nektar denilen tatlı sıvıdan yapılır. Nektar bitkilerin çiçeklerinde bulunur. Bitkilerin çiçeğinden başka kısımlarından çıkan tatlı sıvılar çiçekte meydana gelen nektar kadar nefis değildir. Nektar çiçeklerin dip tarafındaki küçük nektar bezleri vasıtasıyla teşekkül eder Balcı (1977).
Arılar balı oluşturmak için civarda bulunan çiçeklerden nektar toplarlar. Bu olayı pek çok faktör etkiler. Bir arının nektar topladığı mesafe 3- 4 km 'yi bulur. Ekonomik mesafe 1.5 km. altındadır. Nektar kaynağının kovana uzak olduğu mesafelerde arılar daha çok nektar yada bal çiği alırlar. Bunun bir bölümünü yolda harcarlar ve ilk başlangıçta yükü ağır olduğu için yavaş uçarlar.
Nektar miktarı bitki çeşidine göre değişir. Ayrıca bitki çiçeklerinin tek olması veya bileşik yapıda olması ya da tabla çiçek yapısında olması da etkilidir. Arılar kırmızı üç gülde 7.5 milyon, akasyada 5 milyon, tekil çiçek ziyaret ederek 1 kg nektarı kovana getirebilir.
Günlük sefer sayısı nektar kaynağının yakınlığına ve zenginliğine göre değişir. Ortalama uçuş süresi 27 dakikadır. Arılar günde 10- 17 arasında sefer yaparlar. Günlük çalışma süresi 7-10 saat arasında değişir. Bir arı ortalama olarak her seferinde 50 mg. nektar taşıyabilir. Orta derecede bir kolonide 60.000 işçi arı vardır. Bunların 1/3'ü yani 20.000 adedi tarlacıdır. Günde sefer sayısı ortalama 10 kabul edilirse, günde toplam 200.000 sefer yapmış olurlar ve toplam 10-20 milyon çiçeği ziyaret ederler. Bu süre zarfında da 10 kg nektar veya balçığı toplarlar ve bundan 5 kg bal yaparlar. Bu balın 1kg'nı kendi ihtiyaçları için kullanırlar Tekik, Korkmaz (1992).
Tarlacı arıların getirdikleri nektarı alan genç işçi arılar bunu ağızlarında yoğurup bala çevirir, daha sonra petek gözlerine doldururlar. Balın petek gözlerine depo edilmesi bir seferde yapılmayıp önce peteğin ¼ ü doldurulur ve bu esnada kovan havalandırılarak nektarın suyunun uçması sağlanır. Bu iş nektarda şeker oranı %20'den az değilse üç gün, %30 'dan az değilse 2 gün alır. Peteğin ¾'üne kadar doldurulması için %60 şekerli nektar için 2,5 gün daha zaman gerekmektedir. Böylece ¾'üne kadar ve daha sonra da tamamı doldurulur. Bu işler 5gün içinde sonuçlandırılır. Evcil arılar nektarı bala çevirirken onun fiziki ve kimyevi bileşimini değişikliğe uğratmaktadırlar. Petek gözleri içerisine doldurulmuş fakat henüz olgunlaşmamış bal petek silkelendiği zaman peteğin gözlerinden kolayca boşanır.
Bal olgunlaştığı zaman işçi arılar tarafından üstü bal mumu ile sırlanır Balcı (1977).
Bekçilik Görevleri Ve Sokma Davranışı
18-20 Günlük genç arılar kovanı dış tehlikelere karşı korurlar. Bekçilik yapan arılar kovanın uçma deliğinin hemen iç tarafında hazır beklerler. Örtü tahtası altında da görülürler.
Herhangi yağmacı arı veya yabancı arı kovana girmek istediğinde bekçiler hemen üzerine hücum eder gerekirse sokarlar. Bu nöbet aynı yaştaki arılar tarafından sıra ile tutulur. Arılarda haberleşme son derece gelişmiştir. Ani bir sert hareket veya taarruzu şiddetle diğerlerine iletirler, şöyle ki bu hareket bir elektrik akımı gibi hızla geçer. Bir anda kovan içerisindeki arılar hücuma kalkar ve bekçilik yapanın yardımına koşarlar.
Bekçilik yapan arıların önemi büyüktür. Şöyle ki yan yana konmuş iki kovanın her birisinde mevcut on binlerce işçi arıdan birisi yanlışlıkla diğerine girecek olsa nöbetçi arılar bırakmazlar, derhal bu arının üzerine birkaç tane nöbetçi hücum eder, ağız parçaları gerektiğinde iğnelerini de kullanarak yabancıyla amansız bir mücadeleye koyulurlar. Bu hal yabancı arının kaçıp kurtulması veya ölümü ile son bulur. Bu bekçilik özellikle kovanın yağmacılığa karşı korunması bakımından önem taşır Balcı (1977).
Arıcı tarafından arıları sokma davranışına iten nedenler de vardır. Bunların en önemlileri;
Körük kullanmadan kovan açmak,
Kovanın uçuş deliği önünde durmak,
Kovanlara çarpmak veya kovanları sarsmak
Açıkta bal bırakmak ve yerlere şurup dökerek yağmacılığa sebep olmak,
Kovan bakımı yaparken arıları ezmek
Petekleri çıkartırken yavru gözlerini bozmak
Rüzgarlı ve kapalı havalarda kovan açmak
Kovanı gereksiz yere açıp kapatmak
Parfüm, kolonya v.s. sürerek kovan yanına gitmek Teknik Arıcılık
İŞÇİ ARILARIN KOVAN DIŞI GÖREVLERİ
Kuluçkadan çıkan işçi arılar yaşamlarının ilk 21 gününü kovan içi görevlerde geçirirler ve tarlacı arı olarak çalışırlar. Bu dönemde arılar kovana nektar, polen propolis ve su taşırlar ve bu işler için arılar mükemmel bir haberleşme sistemi kullanırlar Genç (1994).
Arılarda Haberleşme (Arı Dansları)
Bal arılarında haberleşmenin esasını ses, ışık gibi fiziksel uyarılar, koku, tat gibi kimyasal uyarılar ve kesin olmamakla birlikte elektriksel uyarılar teşkil etmektedir. Bütün bu uyarılar diğer bireylerin özel duygu organları tarafından algılanabilmektedir örneğin bir tarlacı işçi arı çevresinde polen yan da nektar kaynağı bulduktan sonra kovana döndüğü zaman, bu besin kaynağının yerini ve uzaklığını diğer arılara haber vermek için belirgin şekillerle işaret verici özel hareketler yapmaktadır. Arıcılık terimleri arasında buna "arı dansı adı verilmektedir.
Tarlacı işçi arıların kovan içerisinde yaptıkları bu hareketler, arıcıların uzun yıllar önce dikkatini çekmiş ancak bunun bilimsel bir açıklaması 1970 yılında bu konuda yaptığı araştırmalarla Nobel ödülü kazanan ünlü alman bilgini Von Frish, her özel hareketin ayrı bir anlam taşıdığını açıklamıştır. Bu araştırıcı 1967 yılında ilk defa iki tip arı dansının varlığını ortaya koymuştur. Bunlardan birincisi dairesel dans (dönme dansı), ikincisinin ise kuyruk sallama dansı (kuyruk dansı)'dır.
Keşif uçuşu yapan arılar herhangi bir kaynağı buldukları zaman taşıyıcı arılara haber vererek onları kaynağın bulunduğu yeri haber vererek onları kaynağın bulunduğu yere yöneltirler.
Bilgiler dans hareketleriyle şu şekilde aktarılmaktadır:
Vücut kıllarına sinmiş olan ve ayrıca koku bezi adı verilen bezlerde tutulan kokudan veya taşınan nektar ve polenden, kaşif arının bulunduğu besin kaynağının ne olduğu anlaşılır.Besin kaynağının yeri, yönü ve verimliliği, dansın süresi, şekli ve sayısıyla ilgilidir.
Dans süresi içinde dansın şekli, ahengi ve hızı, yerçekimi ve güneşin bulunduğu yere göre değişir ve gerekli mesajlar iletilir Teknik Arıcılık (1986, sayı: 8).
Dairesel Dans
Dairesel dans kovana uzaklığı 100 m. Yarıçaplı bir daire içerisinde olan besin kaynaklarının yerini tanımlamada kullanılan oldukça hızlı ve ani hareketlerle yapılan bir danstır. Dairesel dans petek üzerinde çok dar bir alanda yapılır. Dans için kullanılan alanın yarıçapı işçi arının boyundan biraz fazladır. Dans eden arı ara sıra petek üzerinde dans yerini değiştirir ve genellikle kendisini izleyen 1-6 kadar işçi arı vardır. İzleyici arılar antenleriyle dansçıya dokunarak dansı uygulamaya çalışırlarsa da hiçbir zaman aynısını yapamazlar. Dairesel dans daha çok 100m. Etrafındaki nektar kaynaklarının varlığını bildirmek için kullanılır, uzaklık ile yönü tanımlamaz. İzleyici arılar,kaynağının cinsini dansçıyı antenleriyle yoklamak suretiyle üzerine bulaşık materyalden anlarlar Genç (1994).
Dairesel dans, besin kaynağının kovana 100 metreden daha yakında olduğunu haber vermektedir.
Kuyruk Sallama Dansı
Besin kaynağı eğer kovanın bulunduğu noktadan 100 metreden daha uzakta ise, kaşif arılar kovana döndükten sonra diğer arıların ortasında kuyruk sallama dansı yapmaktadırlar. Bu dans esnasında arı abdomen kısmını sallar ve yarım daire çizerek ilerler. Bu şekil tamamlandıktan sonra keskin bir geri dönüş yaparak dairenin diğer yarısını tamamlar ve çizilen çemberin ekseni üzerinde tekrar yukarıya doğru ilerler. Bu şekilde tamamladığı zaman keskin bir geri dönüş yaparak dairenin diğer yarısını tamamlar ve çizilen çemberin ekseni üzerinde tekrar yukarıya doğru ilerler.
Bu hareketler kovanların kontrolleri esnasında tecrübeli arıcılar tarafından kolaylıkla petekler üzerinde izlenebilir.
Dans yönünü ;kovanın yeri bitki kaynağı ve güneş arasındaki açılar tayin etmektedir. Güneşin durumu değiştikçe, bu açılarda değişeceğinden buna bağlı olarak dansın yönü de değişmektedir.
Eğer besin kaynağı güneş yönünde ise keşif arı petek üzerinde başı yukarı gelecek şekilde, aksi tarafta ise başı aşağıya gelecek şekilde daire ekseni üzerinde hareket eder. Kaynak diğer yönlerde ise belirgin açılar çizerek kovanın hangi yönüne gidilmesi hakkında bilgi aktarılır. Örneğin besin yeri, kovanın yönünde güneşle 40° C 'lik bir açı yapacak şekilde eğimli olmalıdır.
Kuyruk sallama dansı bulunan besin kaynağının 100 m. 'den uzakta olduğunu işaret etmektedir.
İşçi arının kuyruk sallama dansı, Dans yönleri, güneşin farklı pozisyonu ve besin kaynağının farklı yönlerde olması ile değişmektedir.
Besin kaynağı, kovan - güneş doğrultusunun 40° solunda ise uçuş ekseni düşey eksen ile aynı açı değerinde olmaktadır.
Besin kaynağının kovana olan uzaklığı ise, dans temposunun hızlı veya yavaş olmasıyla anlatılmaktadır. Örneğin bitki kaynağının uzaklığı ile her 15 saniye içinde tekrarlanan kuyruk sallamasının sayısı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Bu durum aşağıdaki tablo 1 'de açıklanmıştır.
Besin kaynağının kovana olan mesafesini koloni bireylerine bildirmek, besin yönünün tayini ile ilgili haberleşme kadar önemlidir ve arılara büyük avantaj sağlamaktadır.
Diğer Danslar
Bal arılarının besin yeri ve yönünü tayin eden dansları dışında ;tehlikeyi haber veren alarm dansı temizlemek için yapılan temizlenme dansı, huzur ve memnuniyet ifade eden DVAV dansı ve petek kenarlarında yapılan mesaj dansları vardır Teknik Arıcılık ( 1986, Sayı 8 ).
Arılarda Yer Tespiti
Araziden dönen arılar buldukları kaynakların yerini çeşitli yöntemlerle diğer arılara anlatabildikleri gibi uçuşa çıkan arılar kendi kovanının yerini de çok iyi bir şekilde öğrenmektedir.
İlkbaharda arıcılığa yerleştirilen bir koloninin arıları, çevreyi tanımak ve kovanın yerini öğrenmek için keşif uçuşları yaparlar. Arılar önce kovan çevresinde çok kısa mesafeli uçuşlar yapar ve kovan çevresinde adeta fotoğrafını çekerek kesin olarak kendi kovanın yerini belirler. Araziden dönen arılar, kovanlarının yeri çok az değiştirilmiş bile olsa bunu derhal anlarlar. Ayrıca arıların, yavruların olgunlaşmamış nektarın, balın ve kovan içerisindeki diğer maddelerin kokularının karışımı ile oluşan bir koku mevcut olup, Arılar kovanlarının yerini bulmada bu kokudan da yararlanırlar. Böylece herhangi bir arı yabancı bir kovana girmez.
Yer tespiti arıların oyun uçuşları denilen ilk uçuşlarında ve oğul arılarında görülür. Oğul arıları yaptıkları çevreyi tanıma uçuşlarıyla yeni kovana alışırlar Genç ( 1994 ).
Çiçek Tozu ( Polen ) Toplama Faaliyetleri
Çiçek tozu arılar için doğada bulunan tek protein kaynağıdır. Çiçek tozu nektar ve bal gibi enerji kaynağı olarak kullanılamaz. Arıların çiçek tozu olmadan yavru gıdası salgılamaları, larvaları beslemeleri ve genç larvaların vücut gelişmelerini tamamlamaları mümkün değildir.
Bal arıları polen toplama uçuşlarına genellikle sabahın erken saatlerinde başlarlar. Polen arıların ağız parçaları, bacakları ve vücudu örten sert kıl örtüsü yardımıyla çiçeklerin erkek organlarından toplanır. Polen toplamaya çıkan arı, midesini bal ile doldurduktan sonra kovandan çıkarak arazide çiçekleri organları üzerine konar. Vücuduna bulaşan çiçek tozlarını orta bacaklarındaki fırça ile toplar, ağzından çıkardığı nem ile nemlendirir ve arka bacaklarındaki fırça ile toplar, ağzından çıkardığı bal ile nemlendirir ve arka bacaklarındaki polenleri de bu bacaktaki fırça ve tarak denen özel aygıtlarla ve bacaklarını birbirine sürterek polen sepetine yerleştirir. Bu işlem bazen arı havada uçarken bile sürer. Uçuşa çıkan arılar aynı seferde polen ve nektar yüklü olarak da dönebilirler. Bu durum özellikle aynı anda hem çiçek tozu ve hem de nektar verebilen çiçeklere yapılan uçuşlarda görülür.
Çiçek tozu kovan içi hizmet dönemini tamamlamış 21 günden daha yaşlı işçi arılar tarafından toplanır. Kaynağın cinsine bağlı olarak bir arının bir seferde taşıdığı polen yükünün ağırlığı 12-30 mg. Arasında değişmekle beraber ortalama 15 mg. Civarındadır. Arının bir seferde taşıyabileceği polen yükü kendi vücut ağırlığının üçte biri kadar olabilir.
Arıların büyük çoğunluğu toplama, taşıma ve yükün boşaltılmasını kapsayan bir polen seferini yarım saatte tamamlamaktadır. Bir arı günde ortalama 5-8 en fazla 11-20 polen seferi yapabilir. Her defasında 14 mg. polen taşıyan ve günde 5 sefer yapan bir arı gün boyunca 70 mg. ve 8 sefer yapan bir arı ise 112 mg. çiçek tozu taşır. Bir koloninin kovanına taşıdığı çiçek tozu miktarı yılda 35-40 kg. civarındadır.
Bitkilerin çiçek tozlarının yoğunlukları farklı olduğundan bir seferde toplanan yükün ağırlığı kaynağa göre de değişir. Kullanılan kaynağın tırtıl türleri karaağaç olması durumunda polen yükü ortalama 12 mg. iken, mısırda 14 mg., elmada 25 mg. ve akça ağaçta ortalama 29 mg. 'dır. Arı polen sepetini 6-10 dakikada doldurur.
Kolonilerin yıl içerisinde en yoğun olarak çiçek tozu topladıkları mevsim yaz ayları Haziran Temmuz Ağustos ve yavru yetiştirme aktivitesinin yüksek olduğu dönemlerdir. Genç ( 1994 ).
Bal Özü ( Nektar ) Toplama Faaliyeti
Nektar ya da bal özü balın hammaddesi durumundadır. Nektar bitkilerin çiçeklerin de bulunan nektar bezleri tarafından üretilen şekerli bir sıvıdır. Nektar seferine çıkan bir işçi arı çiçekten nektar hortumu ile emerek alır ve kursağında depolayarak kovana taşır. Bir arı her seferinde kendi vücut ağırlığının % 70-85 i kadar nektar taşıyabilir. Kursağın alabileceği nektar miktarında 70-85 mg. ile sınırlıdır. Yağma yapan arılar her seferinde kendi ağırlıkları kadar bal taşıyabilirler. Çünkü bal nektara göre çok daha yoğundur. Toplanan nektarın önemli bir bölümü, kaynağın kovana olan uzaklığına bağlı olarak uçuş sırasında arının enerji, ihtiyacı için kullanılır ve her seferinde arı kovana ortalama olarak 30-40 mg. nektar getirebilir. Bir petek, gözünün doldurulabilmesi için 60 nektar seferine gerek vardır. Kaynak yonca ise her nektar seferinde 1000-1500 adet yonca çiçeğin ziyaret edilmesi gerekmektedir. Hiçbir çiçek tek başına arının kursağını dolduracak kadar nektara sahip değildir. Her seferinde bir hektar yükü için ortalama 100'den fazla çiçeğin dolaşılması gereklidir.
Nektara çalışan bir arı günde 7.5-10 saat çalışarak 10-17 nektar seferi yapar. Sefer sayısı kaynağın uzaklığına ve zenginliğine bağlıdır. Günde en fazla 24 nektar seferi yapabilir ve bu değer ortalama 10 olarak kabul edilir.
Her defasında 30 mg. nektarı kovana getirebilen ve günde ortalama 10 nektar seferi yapan bir işçi arı 20 günde 30x10x20=600 mg. nektar yaşayabilir
Her nektar seferindeki ortalama uçuş süresi 34 dakika ve nektar toplama süresi 21-37 dakika olup, nektar seferinden sonra kovanda geçen sürede 3-10 dakika arasında değişmektedir.
Yapılan araştırmalara göre arıların %25'i sadece polen, %58'i sadece nektar ve %17 'si de hem polen hem de nektar çalışmakta yani ikisini birlikte taşımaktadırlar Genç ( 1994 ).
Propolis Taşıma Faaliyetleri
Propolis, bitkilerin tomurcuk ve kabuklarının altında bulunan yapışkanımsı reçine maddelerdir. Kovana propolis taşınması serin ilkbahar ve sonbahar 'da daha fazla olmaktadır.
Ayrıca soğuk iklim kuşağının arıları da fazla propolis taşırlar. Arıların propolis toplayabilmeleri için yeterli sıcaklığın olması gerekir. Propolis toplayan işçi arı ağzı ile kopardığı parçaları ön ayakları yardımıyla arka ayaklarında bulunan polen sepetlerine yerleştirir. Bu işleme devam eder ve sepet dolunca kovana dönen arılar bir yere tutunarak boşaltma işini yapan arılar tarafından alınan propolis parçalar halinde uygun yerlere yerleştirilir. Boşaltma işlemi epeyce uzun sürer Tekik, Korkmaz ( 1992 ).
Propolis sarı, gri, koyu kahve ve kırmızı gibi değişik renklerde olabilir. Doğadan toplanan propolisten başka arıların sindirilmeyen polen kabuklarını kullanarak yaptıkları bir propolis türü vardır ki buna "balm" denir. B ikinci tip propolis, arının bal midesinde polen kabukları ösefagusa gelir, burada tekrar yoğrularak şeffaf altın yeşili renkli propolis elde edilir. Elde edilen bu madde yavru gözlerindeki pürüzlerin giderilip cilalanmasında, peteklere gerekli sertliğin kazandırılmasında, yavru yetiştirilen gözlerin iç yüzeylerinin her yavru çıkışından sonra dezenfekte edilmesinde kullanılır. Zamanla balm'ın rengi koylaştığı için yavru yetiştirmede kullanılan gözlerin giderek esmerleşir Genç (1994 ).
Yapışkanlığını azaltmak için belli miktarlarda mum ile karıştırılır. Kovanın delik çatlak ve dışarıya atılmayan yabancı maddeleri propolis ile kaplarlar. Çerçevelerin birbirine bağlanmasında, uçuş deliklerinin daraltılması gibi işlerde de kullanılır Tekik, Korkmaz ( 1992 ).
Su Taşınma Faaliyeti
Arılar kovan içi sıcaklık ve nemini istenen sınırlarda tutabilmek ; kristalize olmuş, katılaşmış balı tüketebilmek ve nihayet yaşayabilmek için su tüketmek zorundadırlar. Bir birim balın tüketebilmesi için 12 birim suya gerek vardır. Arılar kursaklarında taşıdıkları suyu genellikle petek gözlerine depolamazlar.
Bir su seferi için harcanan zaman ortalama 5 dakikadır ve bir arı günde ortalama 50 en çok 100 su seferi yapar. Su ile yüklü olarak kovana gelen arı yükünü kovandaki arılara aktarır, kısa bir süre dinlenir petek gözlerinden veya diğer arılardan bir miktar bal alır, yaptığı danslarla kaynağın yerini tanımlar ve yeni bir sefere çıkar.
Yapılan araştırmalar arıların %85 'inin ılık suyu soğuk suya tercih ettiklerini göstermiştir. Suyun sıcaklığı 15-38°C'ler arasında olduğu sürece kaynak seçmedikleri tespit edilmiştir.
Bu güne kadar bir arının taşıyabileceği su miktarı kesin olarak tespit edilememiştir. Fakat 3 gr. balla dolu bir kap, 2 gr. su alır. Yani suyun ağırlığı balın ağırlığının 2/3 'üne karşılık gelmektedir. Bir işçi arı 75 mg. bal taşıyabilmekte olduğuna göre, bir arının taşıyabileceği su miktarı en fazla 50 mg. 'dır. Fakat ortalama olarak bir işçi arı her seferinde 25 mg. su taşır. Bir işçi arı günde ortalama 50 su seferi yaparak 1.250 mg. su taşımaktadır Genç (1994 ).
DİĞER BAZI ÖZELLİKLER VE DAVRANIŞLAR
Renk Algılama
Arıların bazı renkleri kesin olarak ayırt edebilirken bazı renkleri algılayamamakta veya karıştırmaktadırlar. Yapılan deneyler arıların sarı, turuncu, yeşilimsi, mavi, menekşe, erguvan gibi renkleri birbirine karıştırdıklarını göstermektedir. Ancak ültraviyole ışınlarını çok iyi görebilmektedirler.
Alman araştırmacı Karl Van Frisch yaptığı denemelerde arıların mavi rengi ayırt edebildiklerini fakat kırmızı rengi koyu gri ve siyah olarak algıladıklarını tespit etmiştir. Doğada kırmızı renkli çiçeklerin çok az oluşu ve döllenme için arılara muhtaç olan çiçeklerin hiç birisinin kırmızı renkli olmaması sın derece ilginç ve düşündürücü bir gerçektir Genç ( 1994 ).
Koku Algılama
Arılarda koku alma duyusu son derece gelişmiştir. Kovan içindeki sosyal düzen arıların bu düzeni sağlayan feromonları algılamaları ile ayakta durmaktadır. Keza tarlacı arıların nektarı alınan çiçeklere uğramaması, erkek arıların feromon kokusunu algılayarak bakire ana arıyı izlemeleri de bunu kanıtlamaktadır. Arıların koku algılamalarını sağlayan duyu hücreleri antenleri üzerinde bulunmaktadır. Yapılan denemelerde arıların üzerinde bulunmaktadır. Yapılan denemelerde arılar belirli bir koku ile kokulandırılmış şeker şurubunu diğerlerinden kolaylıkla ayırt edebilmişlerdir.
Bal hasadı sırasında arılar alınan bütün önlemlere rağmen bal süzme odasından gelen bal kokusunu alarak içeri girmeye çalışırlar. Keza parfüm kullanan ve arılığa giren birisi hemen arılarca fark edilerek rahatsız edilmektedir. Bu ve benzeri pek çok örnek vermek mümkündür. Yani arılarda koku alma duyusu çok iyi gelişmiştir Genç ( 1994 ).
Tat Alma
Yapılan araştırmalar arıların insanlar için şeker tadı veren yani tatlı olan maddelerin sadece bir kaçına ilgi duyduklarını göstermektedir. Arıların tatlı olarak algıladıkları maddeler sakkaroz de x trose, levulose, metpylglucosid, maltose, trehalose, mele zitose ve inesite 'dir. Sayılan bu şekerlerden fucoselerden daha azdır. Bunların dışındaki şekerlerin ve benzeri kimyasal bileşiklerin arılarda herhangi bir tatlılık duygusu yaratmadığı tespit edilmiştir Genç ( 1994 ).
Arılarda Zaman Kavramı
Arılarda zaman anlayışı ile ilgili pek çok deney ve gözlemler yapılmış ve bu yapılan çalışmalar arıların zamanı çok iyi belirleyebilme özelliğine sahip olduğunu göstermiştir.
Arılar, bazı bitki türlerinin günün belirli saatlerinde nektar ve polen verebildiklerini bilmekte ve sadece o saatlerde bu tür bitkilere uçuş yapmaktadırlar. Yapılan bir deneyde arılara günün belirli bir veya birkaç saatinde bir hafta boyunca şeker şurubun verilmiş ; fakat şurup verme durdurulduktan sonraki günlerde de arılar daha önce şurup aldıkları saatlerde boş kaba üşüşmüşlerdir. Zaman ayarlamak için arıların neyi kullandığı konusunu aydınlatmak için arıların bu deney karanlıkta da tekrarlanmış, fakat aynı sonuç elde edilmemiştir. Yani arılar gün ışığına bağlı olmaksızın zamanı çok doğru olarak belirleyebilmektedirler.
Erkek arılar günün belirli saatlerinde uçuşa çıkarlar ve belirli toplanma bölgelerine uçarlar. Ana arıların çiftleşme uçuşları da aynı saatlerde yapılır. Bakıcı arılar hiç şaşırmaksızın daha önce açıklanan şekilde, larvalara zamana (yaşa) bağlı olarak bir beslenme programı uygulamaktadırlar Genç ( 1994 ).
Arılarda Temizlik
Bal arıları tarihi boyunca temizliğin, titizliğin, çalışkanlığın, dürüstlüğün sembolü olmuşlardır. Kuluçkadan çıkan arı önce kendi üzerini temizlemektedir. Arılar bacaklarını kullanarak sık sık anten temizliği yaparlar. Ana arının çevresindeki bakıcı arılar onun temizliğini hiç aksatmazlar.
Ana arının yumurta bırakacağı gözler sürekli kontrol edilerek temiz tutulur, her yavru çıkışından sonra yeniden temizlenir, dezenfekte edilir, cilalanıp parlatılarak yeni yavru için hazırlanılır. Arılar uzun kış ayları boyunca dışkılarını bağırsaklarında biriktirip ve kovan içine dışkılarını bırakmazlar. Yazın da dışkılarını asla kovan içine bırakmazlar. Kovan içi her zaman temiz bir şekilde tutulur. Kovan içine giren ve öldürülen yabancı yaratıklar sürüklenerek kovan dışına atılır. Eğer arılar buna kapatarak kokulaşmasını önlerler.
OĞUL VERME
Kolonilerin oğul vermesi, doğal olarak yeni kolonilerin teşkili, yaşlı ana arıların yenilenmesi ve ana arı çiftleşme uçuşlarında ana koloniden yeni kolonilerin oluşmasıdır.
Genellikle ilk çıkan oğullarda koloninin yaşlı ana arısı bulunur. Buda, geride kalan koloniye genç ana arı yapma imkanı tanımaktadır.
Oğul ile gidecek ana arı, oğul ile çıkmadan 3-4 gün önce yumurtlamayı azaltır ve uçma yeteneğini tekrar kazanarak ilk oğullara öncülük eder. Oğulları, uçabilen genç bal toplamaya hazır işçi arılar oluşturur. Ana arılar tekrar yumurta yapmaya başlayınca kadar kovana getirilen balların büyük bir kısmı stoklanır. Çünkü yavru besleme işlemi olmadığı için oğullar kısa zamanda çok bal yapar ve yeni petekler örerek ballarını bu yeni peteklere depolarlar. Oğullar zamansız oluşmuş ise kendi kışlık bal stoklarını depolamakta güçlük çekerler ve bilhassa ikinci oğullarda iyi geçmeyen yıllarda bu durum her zaman görülebilir.
Oğul veren ana koloninin bal veriminin oldukça düşük olduğu hatta bazı hallerde kendine ana yapamayarak öldüğü de görülmektedir Tekik, Korkmaz (1992 ).
Koloniyi oğul vermeye hazırlayan nedenler;
Çoğalma içgüdüsü,
Yavru alanının daralması,
Havalandırmanın zayıf olması,
Peteklerin bozuk olması ve dolayısıyla ana arının yumurta bırakacak yer bulamaması,
Kötü hava koşulları nedeni ile arıların kovandan çıkamaması ve böylece kovanda sıkışıklığın artması,
Kovanda başarısız bir ana arının bulunması, ( Bu durumda koloni anayı yenilemek yerine, oğul çıkarabilir. )
Ana arının yaşlı olması nedeniyle salgıladığı feromonu azalması veya salgılanan feromonun çok kalabalık kolonilerde yeteri kadar dağıtılamaması ve böylece oğul hazırlıklarının kontrol altında tutulmaması,
Soya çekim,
İşçi arıların işsiz kalması,
Hastalıklar,
Bir koloninin oğul hazırlığı içinde olduğunu gösteren belirtiler, o koloninin düzenli muayeneleri sırasında fark edilebilir.
Bir koloniyi oğul vermeye götüren koşulların ve kovandaki gelişmelerin kronolojik sırası aşağıda gösterilmiştir.
Özellikle ilkbaharda, hafif bir bal akışından sonra ve ana bal akışından önce işçi arı mevcudunda görülen hızlı artış,
İşçi arı sayısının artmasına paralel olarak erkek arı sayısının da artmaya başlaması,
Peteklerin yavru ve bal ile dolu olması nedeni ile yumurta, larva ve pupaların bulunduğu yavru alanının genişletilememesi,
Peteklerin alt kenarlarında ana arı yüksüklerinin görülmesi,
Ana arının bu yüksüklere yumurta bırakması,
Ana arının yumurtayı azaltması ve bir sonucu olarak genç yavru miktarının azalması,
İçerisinde değişik yaşlarda larvalar bulunan çok sayıda ana arı gözlerinin görülmesi,
Tarlacı arıların çalışmalarında görülen azalma ve kovan girişinde toplanmaları, kovan girişinde toplanma olayı sıcak havalarda da görülür. Teknik Arıcılık ( 1989, Sayı 24 ).
Oğulun Çıkışı
Oğul çıkış yapmadan önce işçi arıların çerçevelerin üst çıtaları üzerinde sıralar halinde yığıldıkları görülür. Hava şartları uçuşa elverişli, rüzgarsız ve gölgedeki ısı uçuş için normal olduğunda oğul kovanı derhal terk eder. Kovan girişi ve uçuş tahtası arıyla dolar. Oğul görülmeye değer harikulade bir olaydır. Hızlı bir arı bulutu oluşur ve kovanı terk eder. Kısa bir süre içinde yaklaşık 5-20 dakika içinde arılar geçici bir yere yerleşirler. Oğulun kovandan çıkışı yalnız birkaç dakika sürer. Oğula ayrılan ve kovanda kalan arılar tesadüfi olarak seçilirler. Yaş grupları arasında hiçbir ayrım yapılmaz. İlk oğulla birlikte kolonideki işçi arıların genellikle % 30-70 'i ebeveyn koloniyi terk eder. Oğulla giden herhangi bir yaştaki işçi arıların sayısı ebeveyn kolonideki kalan işçi arı sayısının hemen hemen aynısıdır. Bir oğul ortalama 10.000-14.000 işçi arı değişen miktarlarda erkek arı ve bir anadan oluşur.
Oğulun yaşlı ana ile birlikte kovanı terk edişinden sonra, ki buna birinci (baş) oğul adı verilir, bir kısım arı birkaç ana memesi kovanda kalır. Çoğu durumlarda memelerde çıkan bakire analardan biri diğerlerini imha eder ve daha sonra koloninin varlığı eskisi gibi devam eder. Ancak koloni eskiye göre genç bir anaya sahip ve işçi arı kadrosunun azalmış olması yönünden farklılık gösterir. Bununla beraber, kimi zaman birbirini izleyen birkaç oğul meydana gelerek kovanı terk ederler.
Eğer ana oğulla birlikte çıkmazsa, tekrar kovana geri döner. Oğul genellikle saat 10.00-14.00 arasında çıkar. En sık rastlanan saatler ise 11.00-13.00 'dür. Aşırı sıcak bölgelerde oğul çıkışları saat 7.00-17.00 arasında değişir Teknik Arıcılık ( 1987, Sayı 11 ).
Yuva Yerinin Seçimi
Oğul kovanı terk etmeden birkaç gün önce, tarlacı arıların bir bölümü, görev değiştirerek kılavuz arıları oluştururlar ve muhtemel yerleşme yerini tarif eden danslara başlarlar. Kılavuz arıların dansını izleyen arılar şaşırmadan kovandan uzakta tarif edilen yerde salkım oluştururlar. Oğul vermeden önce işçi arılar, bal keseleri tıka basa balla doldurduklarından, bu kısa süre içinde gıda toplamaya ve gıda toplamayla ilgili dans yapmaya ihtiyaç duymazlar. Oğulların göç etmelerinde bu dans şekillerinde bir farklılık olabilir.
Kılavuz arılar buldukları uygun yerleşme yerini salkım üzerindeki arılara çiçek tozu ve bal özü toplayıcılarının yaptıkları dansın şekil ve ritmine benzer bir dansla "kuyruk sallama" dansı ile haber verirler. Dansçıların dans etme şevk ve arzuları seçilen yerin mükemmel oluşuyla ilgili olması mümkündür.
Bu dansla yeni yuvanın yönü ve uzaklığı diğer arılara tarif edilir. Dans, diğer arılara yuva yerini ziyareti teşvik eder ve geri döndüklerinde de aynı damsı yaparlar.
Yuva yerinin seçimini çok sayıda faktör etkiler. Bunlar; yuvanın rüzgar almaması ve rüzgardan korunması, karınca bulunmaması, sel baskınlarından uzak olması, oğulun büyüklüğüne uygun oğulu alabilecek bir yer olması, yapı durumu ebeveyn koloniden uzaklığı gibi faktörlerdir.
Oğulun Yeni Yerleşme Yerine Hareketi
Oğulların çoğu neticede seçilen sürekli yer konusunda anlaşırlar ve oğul, ara konaktan ayrılarak yeni yerleşme yerine hareket eder. Yeni yuvasına uçan oğul, kılavuz arıların rehberlik ettikleri ileri sürülmüştür. Oğulun ara konaktan ayrılışı, kovandan anlaşmaya vardıktan sonra Scwirlauf dansı başlar. Salkımdan yüksek düzeyde bir uğultu (vızıltı) işitilir ve işçi arıların salkım üzerinde sağa sola koşuşturdukları, kanatlarını hızlı bir şekilde titrettikleri ve hatta salkımın içine girip çıktıkları görülür.
Bu faaliyet gittikçe artarak, küçük bir grup arı salkımdan ayrılır ve bunu izleyen 1-2 dakika içinde de bütün oğul yeni yuva yönünde uçuşa geçer Teknik Arıcılık ( 1988, Sayı 18).
ISININ ARI DAVRANIŞLARINA ETKİSİ
Bütün canlılık vücut ısılarını ayarlayarak ideal sıcaklıkta tutmaya çalışırlar. Arıların faaliyetlerini uygun bir sıcaklıkta tutmalarına "klima rahatı" diyebiliriz.
Koloni birliğinde çok anlamlı bir durum vardır. Düşük ısılarda, toplama uçuşlarının hiçbir yararı olmaz. Kış salkımında istenilen ısı 20°C civarında olmalıdır. Genç arılar daha fazla, yaşlı arılar ise daha az ısı sağlar. Örneğin kıştan çıkan yaşlı arılar 33°C 'ye genç generasyon işçi arılar 36-37.5°C kadar ısı çıkarırlar.
Yavru ısısının ortalama 34.5°C olduğu (±0.1°C) saptanmıştır. Dayanabilecek sıcaklık sınırları genellikle fizyolojik faaliyetlere ve bünyede bulunan meyve şekerine bağlıdır.
Arılarda hareketsizlik 7-9°C arasında, düşük ısılarda olmaktadır. Kış arıları yaz arılarına göre soğuya daha dayanıklıdır. Kış salkımında dıştaki arılar, salkım merkezindeki arılara göre daha soğuktur.
Bir de dağlık yörelerin arıları, ova arılarına göre daha düşük ısılarda nektar toplama uçuşuna çıkarlar. Dağ orijinli arılarda uçuş 10°C 'de başlar.
Çevre ısısı 10°C olunca, 10°C kadar kendileri ısıyı arttırabilirler ve 20°C 'de normal uçuş yaparlar.
Nektar ve polen kaynakları sınırlı değilse arılarda polen toplama 30°C de dahi azalmaz. Üst toplama ısısı 45°C kabul edilir.
Kışlama sonrası yavru yapmanın tekrar başlama zamanında mevcudu fazla olan koloniler daha avantajlıdır. Arı mevcudu ne kadar fazla ise koloni ısı ayarlanmasını o ölçüde kolay yapar Teknik Arıcılık ( 1998, Sayı 62).
Genel olarak arıların normal aktiviteleri için optimum sıcaklık 21-35°C 'ler arasındadır. 10°C 'nin altında ve 37-38°C 'nin üstündeki sıcaklıklarda arıların faaliyetleri durur. 7°C 'de ise hiç hareket etmezler. Mum salgılama ve petek örmek için 33-34C 'lik sıcaklık gerekmektedir. Arılar sıcaklık 20°C 'nin üstüne çıktığında uçuşa çıkarlar. 14°C 'ye düştüğünde kümeleşmeye başlarlar. 10°C civarında salkım oluştururlar. Salkım dışındaki sıcaklığın 7°C 'nin altına düşmesine izin vermezler. Salkım merkezinde ise sıcaklık 30°C 'dir. Genç (1994 ).
ARILARIN DAVRANIŞLARINDA FEROMONUN ETKİSİ
Ana arı feromonları, çiftleşme feromonları, alarm feromonları, masaof feromonu, ayak içi feromonu gibi feromonlar başta olmak üzere; bal arılarında 31 farklı feromonun mevcut olduğu tespit edilmiş olup, bunlardan sadece 13 tanesinin özellikleri bilinmektedir.
Ana arı feromonları işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesini önler, işçi arıların düzen içerisinde çalışmalarını sağlar. Çiftleşme feromonları çiftleşme uçuşu sırasında erkek arıları etkiler, feromon yoğunluğunu izleyen erkek arılar ana arıya ulaşır ve onunla çiftleşirler.
Koloninin savunmasıyla ilgili bir işçi arı rahatsız edildiğinde veya yuvası için bir tehlike sezdiğinde abdomenini kaldırarak iğne çemberini açar, iğnesini çıkarır ve bazen iğnesinin ucunda 1 damla arı zehiri salgılar. Kanatlarını hızlı bir biçimde çırparak alarm feromonlarının çevreye yayılmasını sağlar. Böylece diğer arılar uyarılır ve tehlike kaynağı araştırılarak saldırılır.
İkinci bir alarm feramonu olan 2 heptanon adlı bileşik işçi arıların mandibular bezlerinden üretilir. Ana arılar, erkek arılar ve gözden yeni çıkmış genç işçi arılar, 2 heptanon üretmezler. Arıların 2 heptanonu niçin ve ne zaman kullandıkları henüz tam olarak bilinmemektedir. Kovan içine giren yabancı ve yağmacı arılar 2 heptanon ile işaretlenir. Çiçekler üzerine sürülen 2 heptano arıların bu çiçeklere yaklaşmasını önlemektedir. Arıların nektarı alınmış çiçekleri bu madde ile işaretleyerek diğer arıların uğramasını engelledikleri sanılmaktadır.
Nasanof, feromonu işçi arıların 7. Terpitinde bulunan salgı bezinden salgılanır tarlacı işçi arılar çok zengin bir kaynak bulduklarında nasanof feromonu ile kaynağın yerini işaretleyerek diğer arıların kaynağı kolayca bulmasını sağlarlar. Koloninin oğul vermesi sırasında ana arı feromonları venasanof feromonu oğulun hareketini yönlendirir ve birliğini sağlar. İzci arıların bulunduğu yeni yuva yerleri arılarca kolaylıkla bulunur.
Bal arıları herhangi bir yüzey üzerinde yürüdüklerinde diğer arıları da cezp eder ayak izi feromonu denen bazı kimyasal maddelerle burayı işaretleyebilirler. Dışardan gelen arılar uçuş deliğini bu ayak izi feromonuyla hemen bulurlar Genç ( 1994).
YALANCI ANA ARI OLUŞUMU
Koloni herhangi bir nedenle ana arısını yitirir ve yeni bir ana arı yetiştiremez veya koloniye yeni ana arı yetiştirmesi için müdahale edilmezse kolonide ana arı feromonlarının etkisi ortadan kalkar. Ana arı ve salgıladığı feromonlar olduğu sürece, bu feromonlar işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesini önler. Yavru feromonlarınında işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesini engelleyici etkisi yavru olduğu sürece işçi arıların yumurtalıkları yine gelişemez. Fakat bir süre sonra yavrular kuluçka sürelerini tamamlayarak ergin arı olur ve yavru feromonu da kesilir. Bunun sonucunda kolonideki bazı işçi arıların yumurtalıkları gelişir. Ancak bunlar anatomik vefizyolojik olarak gerçek bir dişi değildirler. Çiftleşme uçuşuna çıkmazlar ve dölsüz yumurta bırakmaya başlarlar. Yumurtlayan bu işçi arılara "yalancı ana" adı verilir.
Yalancı analı bir koloninin tekrar normal bir koloni durumunda getirilmesi çok zor, hatta genellikle mümkün olmamaktadır Genç (1994).
BAL ARILARINDA KALITIMIN DAVRANIŞLAR ÜZERİNE ETKİSİ
Birbirinden farklı özellikle gösteren arı ırklarının davranışlarının geçiş varyasyon gösterdiği uzun yıllardan beri bilinmektedir.
Kunter ve Maekensen (1952), Rothenbuhler (1967), arıların davranış farklılıkları üzerinde çalışmalar yaparak farklı ırklara ait arıların karakterlerini izleme olanağı bulmuşlardır. Davranışın genetik analizi için kolonideki işçi arı kompozisyonunun genetik açıdan homojen olması gerekmektedir
Böylece bir homojenlik akrabalı yetiştirilmiş hattın F1 melezleri ile sağlanabilir. F1 ana arısından elde edilen parental akraba hattının ana arısına geri melezlenmesi ile koloni oluşturulur. Bu teknik bal arılarının hijyonik davranış farklılıklarının analizinde temel kural olarak kullanılmaktadır.
Bal arılarında geliştirilmesi istenen ve ekonomik önemi olan karakterler genelde bal verimi ve yumurtlama hızının arttırılması yönünde yapılan çalışmalardır. Ancak davranış ve morfolojik karakterlerinden bazılarını ölçme zorluğu, kolaylıkla saptanabilen veya görülmeyen bazı kalitatif karakterlerin kalıtsallığının ekonomik önemde olan ve üzerinde yoğun çalışmalar yapılan karakterin kalıtımları üzerinde durulacaktır Teknik Arıcılık ( 1989, Sayı 23).
Yumurtlama Hızı ve Bal Verimi
Bal arılarının akrabalarının yetiştirilmiş hatlarında onların F1 'lerinde ve bazı ticari anaçlarında yumurtlama hızı ve bal verimi üzerinde çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada hibrit döllerinin kendisini oluşturan en yüksek verimini anaçlardan daha üstün özellikte olacağı düşünülmüştür Cale ve Gowen ( 1956).
F1 ana arılarının yumurta üretimi, ebeveynlerin gösterdiği değerin % 105 ile % 166 'sı oranında olup, ortalama üretim % 35.5 'e yükselmiştir. F1 'lerin bal üretimi miktarı % 96 ile % 129 arasında değişmekte, ortalama üretim ebeveynlerinden % 14.1 yüksek bulunmuştur Teknik Arıcılık ( 1989, Sayı 23).
Sokma Davranışı
Hijyenik davranış denemelerinde birçok karakter yanında sokma davranışının incelenmesi özel bir önem verilmiştir. Amerikan Yavru Çürüklüğüne karşı denenen Van Scoy ve Brown hatları ve bunların F1 melezlerinde sokma davranışı incelenmiştir. 7 Van Scoy kolonisinde belirli bir süre içerisinde yapılan 98 ziyarette yalnız bir sokma olayı gözlenirken, Brown kolonileri aynı günde 98 ziyarette 143 sokma olayı göstermişlerdir. Gerçekten sokma özelliği yönünden iki hat belirgin bir şekilde karakter ayrılığı ortaya koymuştur Rothenbuhler (1964).
Hastalıklara karşı direnç gösteren arılar genellikle melez döller olup, kuluçkalığın ölü larvalardan temizlenmesi ve koloninin kendini arıcıya karşı koruyabilmesi (sokma davranışı) üstün özellik gösteren döllerde genel karakterin bir göstergesi niteliğindedir. Eğer hijyenik davranış ile sokma davranışı ile sokma davranışı aynı karakter altında oluşuyorsa hijyenik kolonilerin geriye melezlenmiş dölleri de sokucu olmak durumundadır. Rothenbuhler (1968) yaptığı araştırmada bu durumun tersini ortaya koymuştur. Geriye melezlenmiş 29 kolonin sokma davranışından 1 veya 2'den çok lokusun etkili olduğunu ; geriye melezlenmiş kolonilerde sokma davranışı ile hijyenik davranışın farklı genlere bağlı kantatif bir karakter olduğu ve kalıtsallığın yüksek olduğu saptanmıştır.
Polen ve Nektar Toplama Yeteneği
Arıların davranışları ile ilgili diğer çalışmalar, özellikle yalnız bir bitki türünün polenini toplayan ve nektar kaynağından daha hızlı yararlanabilen arılar yetiştirme yönünde olmuştur.
Bal arısı, bir çok bitkinin tozlaşması yönünden tarımsal alanda bir yer almaktadır. Bu nedenle bal arısı, yetiştirilmesi istenen bitkinin polenlerini çok iyi bir şekilde toplayabiliyorsa ve ondan yararlanabiliyorsa gerek bitki tozlaşması gerekse kendi besinini sağlama yönünde olsun önemli rol oynamaktadır. Bu yönde ilk çalışmalar Mackensen ve Nye (1965, 1968, 1970), tarafından belli bir bitkinin polenini toplama yönünden yapılmıştır. Araştırmacılar kolonilerin polen toplama aktifliğini saptamaktan sonra bu karakterlerin bir katılım faktörü olduğunu öne sürerek programlarını bu yönde geliştirmişlerdir. Mackensen ve Nye (1965), işaretli 356 koloninin tarlacı işçi arılarının yonca (Medicago sativa) polenini toplama eğilimi açısından 5. Generasyonda çok yüksek varyasyon saptamışlardır. Bal arılarının yonca poleni toplama eğilimi açısından gösterdikleri bu varyasyonunu birçok genin determine ettiğini ve eklemeli gen etkisini gösterdiğini vurgulamışlardır. Daha sonraları Cale (1971), bal arılarının diğer bitkilerine oranla yonca poleni toplama özelliklerini tek taraflı (Recurrent) seleksiyon kullanarak ortaya koymuştur. 3. jenerasyon sonunda, bal arılarının yonca bitkisine özel eğilim göstererek, yüksek derecede çalıştıklarını saptamıştır. Bu sonuçlar bal arılarının polen toplama eğilimi açısından geliştirilecekleri ve kalıtsallığının yüksek olduğunu göstermektedir.
Bal arılarının nektar toplama yeteneklerinin farklılığını ortaya koymak amacı ile bir laboratuar çalışması yapılmıştır. Aynı koloniden alınan arı grupları, şeker şurubunu toplam yönünden aynı sonuçları vermesine karşılık, değişik kolonilerden alınan arılar toplama eğilimi bakımından performansı gösterememişlerdir. Bu nedenle toplama hızları birbirinden ayrıcalık gösteren hızlı ve yavaş istifçi koloniler iki yönlü seleksiyonla geliştirilmişlerdir. 3. jenerasyon sonunda hızlı istifçi hatlar 20 ml.'lik şeker şurubunu 3.8 günde, yavaş istifçi hatlar ise aynı miktarı 10.3 günde tüketmişlerdir. Kontrol kafeslerinde farklı toplama eğilimi gösteren arılar, arılıklarda nektar akımında aynı özelliklerini korumuşlar, hızlı istifçi koloniler, yavaş istifçi kolonilerden daha çok nektar getirmişlerdir.
Oğul Verme Eğilimi
Oğul verme eğilimi açısından koloniler farklı özellikler göstermektedir. Haydak (1960), oğul eğiliminin oluşumunda koloninin karşılaştığı iç ve dış etmenlerin, bireylerin fizyolojik yapıları ve kalıtımları ile birlikte olduğunu bildirmektedir. Morris (1981) ' e göre oğul verme % 85 genetik, % 15 koloni idaresine bağlıdır. Ancak yetiştiricilikte oğul vermeyi önlemek olasıdır. Gary ve Morse (1962), Morris (1981), oğul vermenin kalıtsallığının yüksek olan ırklarda ana arı memelerinin bozulabileceğini ve ana arı memesi yapımının sonunda bunun mutlaka oğul verme ile sonuçlanmayacağını bildirmektedir
SONUÇ
Bal arılarında oldukça geniş bir varyasyon bulunmaktadır. Bu nedenle çeşitli ırklarda veya hatlarda morfolojik ve davranış özellikleriyle ilgili farklılıklar bulunmaktadır. Bal arılarında ekonomik önemi bulunan bir çok karakteri aynı hatta toplamak ancak ıslah yoluyla olasıdır. Bu konu üzerinde çalışan araştırmacı ve ıslahçılara bu özellikler açısından çok büyük araştırma olanakları doğmaktadır.
Ekonomik değeri olan ve yetiştirmesi arzulanan karakterler, yöresel koşullara uyum gösteren, iyi huylu, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı ve yüksek verim veren arı hatlarının geliştirilmesi yönünde yapılmalıdır. Günümüzde bölge koşullarına uyum gösteren arı ırk veya tiplerinin geliştirilmesi, ekolojik yönden son derece uygun ülkemizin arıcılık potansiyeline yeni boyutlar kazandıracaktır.
Arıyı tanımadan, arıların hangi şartlarda nasıl bir davranış içinde olacaklarını ve neler istediklerini bilmeden başarılı bir arıcılık yapışması imkansızdır. Arıcılıkta üstün bir verime ulaşmak için modern arıcılık tekniklerini öğrenmek ve uygulamak şarttır. Bunun içinde sürekli olarak yeni gelişmeleri ve yeni teknikleri takip etmek, araştırmak ve öğrenmek gayreti içinde olmak gerekmektedir.
DERS – 2
Konu - 1 ARICILIKTA MEVSİMSEL BAKIM İŞLERİ
Okuma Metni ARILARDA EK BESLEME
ARICILIKTA MEVSİMSEL BAKIM İŞLERİ
Arıcının Takvimi
İlkbahar bakımı ve beslemesi, Türkiye genelinde 15 Şubat-30 Nisan tarihleri arasında bölgenin iklim koşullarına bağlı olarak yapılır (Bakınız 3. Bölüm). İlkbahar beslemesine yörede bulunan badem, erik vb. ağaçların çiçek açması ile başlanır.
Narenciye balı hasadı
Üçgül balı hasadı
Yayla, ayçiçek balı hasadı
Çam balı hasadı
Sonbahar bakımı ve beslemesi Türkiye genelinde 15 Ağustos-31 Ekim tarihleri arasında bölgenin iklim koşullarına bağlı olarak yapılır (Bakınız 5. Bölüm). Sonbahar bakımı için en uygun dönem bal hasadının yapılmasından sonraki dönemdir.
İlkbahar Bakımı
Koloni Kartı
Kovan No: İ
Ana Arının Yaşı:
Yavru Arılı Ballı Polenli Hastalık Ş İ Mumlu Bal Yavrulu ğ
Açık/Kapalı Çer. Çer. Çer. Durumu Çıta (kg) Çer.
Arıların ilkbahar muayenesinden maksat, arıların kışı nasıl geçirdiklerini, kovanda mevcut gıda miktarını, ana arının var olup olmadığını, var ise yumurtlama durumunu, işçi arı miktarını, kovanda küflü petek olup olmadığını, kovanlara arız olan hastalık ve zararlıların bulunup bulunmadığını kontrol etmek için kovanı açıp çerçeveleri teker teker çıkarıp muayene etmektir.
İlk Kontrol ve Zamanı
Eğer kovanlarımız kapalı arılıklarda ise, koloniler bölgedeki son don tehlikesinden sonra kapalı arılıklardan dışarı çıkarılır. Kovanların kapalı arılıklardan dışarı alınma zamanı bölgelere göre değişim gösterir. Genel bir tabir olarak sahil kesimlerde kovanlar kapalı arılıklara alınmazken diğer bölgelerde kovanlar söğüt ağacı yapraklarının açmaya başlamasıyla dışarı alınır. Akabinde havaların yeteri derecede ısındığı, erik ağaçlarının çiçek açtığı andan itibaren, güneşli, açık sakin bir günde sıcaklığın gölgede 16-20 derece olması halinde saat 11 ile 14 arası kovanlarda ilk muayene yapılabilir.
Kovanları kışlıktan çıkardığımızda veya kış mevsimini dış ortamda geçiren arılarımız ilkbaharda ilk uçuşa çıktığında; uçuşun kalabalık oluşu ailenin kuvvetli olduğunu ve bu ilk uçuştan sonra arılar arka bacaklarındaki sepetçiklerde çiçek tozu ( polen ) ile kovana dönüyorlarsa ailenin sağlının yerinde olduğu anlaşılır. Ama yinede kovanı uygun bir zamanda açıp koloniyi incelemek gerekir. Kolonilerin kontrolleri sırasında koloniyi üşütmemeye özellikle dikkat edilmelidir.
Dip Tahtası Kontrolü Ve Temizliği
Arıların ilk uçuşa çıktıkları görülünce kovan dip tahtasının temizlenmesi gerekir. Bu tahtada görülen durum incelenerek petek ve arıların durumu hakkında bilgi edinilmeğe çalışılır. Bazen hava şartları kovanın dışarıda tamamen açılmasına elverişli olmaz. Hava sıcaklığının yeterli olmadığı bu günlerde petek gözleri içerisinde bulunan larvaların( kurtçukların ) üşüyüp ölmesini engellemek için ilkbahar başlarında sadece dip tahtası üzerinden incelemeler yapılır. Ayrıca üzerinde nem ve su biriken dip tahtalarının acil olarak değiştirilmesi gerekir.
Bazı kovanlarda dip tahtası kovan gövdesinden ayrı bir parça halindedir. Bu çeşit kovanların temizliği sırasında temiz bir dip tahtası bulundurularak dip tahtası temizlenecek olan kuluçkalık bunun üzerine oturtulur. Dip tahtası ayrı olmayan kovanların temizliği ise hava şartlarına göre 16-20 derece civarında ise yerinde, havalar soğuk ise kapalı bir yerde açılıp arılı ve ballı çerçevelerin temiz başka bir kovana aktarılması ile gerçekleştirilir. Dip tahtası temizliğinde el demiri kullanılmalı, temizlik esnasında kullanılan körük dumanı bol ancak kızgın olmamalıdır. Kızgın duman arıları saldırgan hale getirir. El demiri yardımıyla dip tahtası üzerindeki mum kırıntıları ve diğer artıklar temizlenir ve kovan dışına alınır. Ancak alınan mum kırıntılar sağa sola atılmamalı, içinde su bulunan bir kapta biriktirilir veya kısa zamanda yakılır. Aksi halde yağmacılığa ve hastalıklara davetiye çıkartılmış olunur.
Çerçeve Kontrolü
Çerçeve kontrolünde küflü, aşırı esmerleşmiş, kırık, çatlak çerçeveler kovandan çıkartılarak yerine önceki yıldan kalan balı süzülmüş, temiz çerçeveler yerleştirilir. İşlenmiş petek yoksa verilecek çerçeve en sona yerleştirilir. Kırık çerçeveler kovanda bırakılırsa arılar burada yapacakları onarım sırasında erkek arı gözü yaparak kolonide erkek arı mevcudunun artmasına sebep olurlar. Esmerleşmiş ve küflü çerçevelere ana arı istekli yumurta bırakmaz bu da koloninin zayıflamasına ve ürün kaybına neden olur. Eğer kovan içindeki mevcut arı miktarı çerçeveleri dolduramıyorsa boş çerçeveler alınarak alan daraltılır ve kovan iç sıcaklığı temin edilir.
Çerçeve kontrolü sırasında çerçeveler kovan üzerinde tutulmalı, fazla yükseğe kaldırılmamalı. Aksi halde ana arının bulunması durumunda ananın dışarı düşmesine neden olunur. Ayrıca kovan uzun süreli açık tutulmamalı aksi halde yavrular üşütülerek kovan iç düzeni bozulur ve sırlı bala yağma başlar.
Ana Arının Kontrolü
Kolonide ananı olup olmaması doğrudan koloninin sürekliliği ile ilgilidir. Eğer kontrollerde ana arı görülemez ise günlük yavru durumuna bakılır. Eğer kovanda günlük yavru mevcut ise ana arı büyük ihtimalle mevcuttur. Hem ana arı hem de günlük yavru görülemez ise hazır bulunan ana arı usulüne uygun kovana verilir. Hazırda ana arı yoksa, bu koloni başka bir koloni ile birleştirilir veya analı bir kovandan açık yavrulu bir çerçeve alınarak anasız kovana verilip ana memesi yapması sağlanarak kovan analandırılır.
Gıda-Besin Varlığının Kontrolü
Gıda kontrolünden amaç kovan içerisindeki bal ve polen durumudur. Erken ilkbaharda yapılan kontrolde besin stokunun yetersiz olduğu durumlarda bal, kek veya koyu şurupla besleme yapılmalıdır. Koyu şurup; bir ölçü suya 2 ve 3 ölçü şeker katılarak yapılan şuruptur. Daha sonra 1ölçü su 1 ölçü şeker oranında şurup hazırlanarak besleme yapılmalıdır. Yapılacak olan bu şuruplama koloninin gelişimini hızlandırarak bal sezonuna güçlü olarak girilecektir. Kolonilerde yemlemeye (şurupla besleme) nektar kaynaklarının başlamasından 5-6 hafta önceden başlanmalı, hızlı nektar akışının başlamasına kadar devam edilmelidir.
Hastalık ve Parazit Tespiti
Arılıkta yıl boyunca görülebilecek nosema, yavru çürüklüğü ve paraziter hastalıklara karşı önlem alınmalıdır. Herhangi bir hastalık veya parazit görüldüğünde-şüphe edildiğinde, hastalığın kontrolü ve mücadelesi için mutlaka bir uzmana danışılmalı ve uzmanın görüş ve önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir.
Kış aylarında arıların faaliyetleri çok sınırlıdır. Arılarda aktif dönem kışın sona ermesiyle yeniden başlar. İşçi arılar temizlik uçuşu yaparak dışkılarını kovan dışına bırakırlar. Soğuk ve şiddetli geçen kış aylarında bazı kolonilerde ağır kış kayıpları meydana gelebilir, ana arı kayıpları olabilir ve bunun sonucunda koloni düzeni bozulur. Bu nedenle arıcılar erken ilkbaharda, hava koşullarının uygun olduğu öğle saatlerinde koloni kontrolleri yapmalı, anasız ve zayıf kovanları gözden geçirerek önlem almalıdır. Arıların doğal koşullardan en iyi şekilde yararlanması ve bal üretmesi için iyi bir bakım, yeterli besleme ve koloninin bilinçli biçimde yönetimi şarttır.
İlkbahar Bakımında Nelere Dikkat Edilmelidir?
Arılığın Düzenlenmesi
Arıların kovanlarını şaşırmamaları için kovanların farklı renklerde boyanması yararlıdır. Rutubeti önlemek için kovanların taş, tuğla gibi takozlar üzerine alınarak yerden 20-25 cm kadar yükseltilmesi gerekir. Uçuş başladıktan sonra kovanların yerleri kesinlikle değiştirilmemelidir.
2 m 2 m 2 m
3 m 3 m 3 m 3 m
2 m 2 m
Koloniler aralarında yan yana en az 2 metre, arka arkaya en az 3 metre kalacak ve birbirinin tam arkasına gelmeyecek şekilde yerleştirilmelidir.
Koloni Kontrolü
Temizlik uçuşları tamamlandıktan sonra çevre ısısı 15°C’ye yükseldiğinde koloniler kontrol edilir.
Kovan kontrolü için körük yakılır ve kovanın uçuş deliğinden hafif duman verildikten sonra kovanın üst kapağı açılır. Örtü bezi veya tahtası kaldırılır. İçten yapılmış olan dolgu ve örtü bezlerinden gereksiz olanlar alınır. Temizlik sırasında arılı ve ballı çerçeveler, temizlenmiş kovanlara yerleştirilir. Boşalan kovan temizlenir ve yeniden kullanılmaya hazır hale getirilir.
Yapılan ilk kontrollerde, kovan iç tabanı temizliğine ağırlık verilir ve buradan çıkan atıklar etrafa dökülmeyip toprağa gömülür. Kontrollerde, ana arının varlığı, besin stokunun durumu, hastalık ve genel davranışlar gözden geçirilir.
Arılı çerçeveler incelenirken kovan üzerinde tutulmalıdır. Çünkü ana arı ve genç arılar kovan dışına düşebilir.
Bu aşamada, üzerinde arı bulunmayan kırık ve kullanışsız, siyah petekli çerçeveler alınır, eritilerek mum yapılır. Her yıl kuluçkalıktaki peteklerin yarısı yenilenir.
Kovan içi kontrollerde ana arının yumurtlama durumu, yavrulu çerçeve bal stok miktarı ile arı mevcudu incelenir. Böylece ballı ve boş çerçeveler tespit edilir. Sonraki kontrollerde koloni gelişme hızı takip edilir. Bu notlar her koloni için ayrı bir karta işlenir. Kovan içi kontrolleri 12 günde bir yapılmalıdır. Yapılan kontrol sonunda, her koloninin genel durumu kayıt defterine (bakınız koloni kartı) yazılmalıdır.
Boş Kovanların Temizliği
Tecritli kovanlar çamaşır sodası ile yıkanarak, durulanır ve iki gün süre ile güneşte bırakılır.
Zayıf Kovanların Birleştirilmesi
Ana arısını yeni kaybetmiş kovanlara verilecek çiftleşmiş genç ana arı yoksa, bu durumda anasız olan kovan, analı zayıf bir kovanla veya ana arısı yaşlı bir koloninin ana arısı iptal edilerek, birleştirilmelidir. Birleştirme için analı kovan sabit tutulur, akşam üstü anasız kovanın arıları, arasında elek teli veya kağıt konularak bölünmüş olan analı kovana aktarılır.
Ayrıca ana arılı koloni üzerine, arasında kağıt veya elek teli bulunan bir ballık yerleştirilerek, anasız koloninin çıtaları ballık katına alınmak suretiyle birleştirme işlemi de yapılabilir. Bu koloni birkaç gün şurup veya kekle beslenir. Eğer bölme, kağıt ile yapılmış ise, kağıt 5-6 noktadan kalem ucu ile delinmelidir. Eğer bölme, elek teli ile yapılmış ise kullanılan tel iki gün sonra alınmalıdır.
Ana Arının Değiştirilmesi
Kışın ana arısını kaybetmiş veya ana arısı yaşlanmış olan kolonilere çiftleşmiş genç ana arı verilmelidir. Genç ana arı ile çalışan gezginci arıcıların, gittikleri yörelerden daha fazla bal hasat ettikleri bilinmektedir. Ana arılar en geç iki yıl içinde değiştirilmelidir.
Zararlılar ve Hastalıklarla Mücadele
Varroa Mücadelesi: İlkbaharda Varroa paraziti hemen her kovanda arılar üzerinde ve yavru gözleri içinde değişik yoğunluklarda bulunabilir. Kolonide yavru gelişimi başlamadan önce mutlaka Varroa ile mücadele yapılmalıdır. Arılar üzerinde kışlama döneminde olan Varroa erginleri, henüz aktif üreme dönemlerine geçmeden önce yapılacak mücadele çok etkili olmaktadır. Varroa ile mücadelede kesin sonuç uygun dozda, uygun zamanda ve ruhsatlı ilaç kullanımıyla alınabilir.
Varroa parazitinin hayat devresi ile kolonideki arı, bal ve yavru faktörleri göz önüne alındığında, etkili mücadele zamanı; kolonide arı, bal ve yavrunun en az olduğu ve Varroa’nın pasif devresi olan erken ilkbahar ve geç sonbahardır. Varroa’nın gözler içerisinde olduğu üreme döneminde ilaç etkili olmamaktadır. Bu dönemde kültürel mücadele yöntemi uygulanmalıdır.
Varroa ile mücadelede, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan ruhsat almış ilaçlar kullanılmalıdır. Ruhsatsız ilaçların, balda ve bal mumunda bıraktığı kalıntılar, arı ve insan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.
Dikkat! Hastalık ve zararlıların mücadelesi için mutlaka uzmanlar ile görüşülmeli ve tedavi uzman görüşlerine uygun olarak yapılmalıdır.
Dikkat! Hastalıklı ve parazitli kolonilerden diğer kolonilere arı ve yavru takviyesi yapılmamalıdır.
İlkbahar Beslemesi
Kovan içindeki gıda kaynaklarının kalite ve miktar olarak yetersiz olması durumunda ve yavru gelişimini teşvik için yapılan bir beslemedir. İlkbahar beslemesinde hava sıcaklığı önemli bir faktördür. Eğer hava soğuksa şurup koyu halde olmalı ( 2 veya 3 kısım şeker + 1 kısım su ) ve petek gözlerine doldurulmalıdır. Su miktarı fazla olan şurup kovan içinde rutubeti yükselterek küflenmeye ve hastalıklara neden olur. Havalar ısındıktan sonra ki şuruplamada 1 kısım şeker ve 1 kısım su ile yapılan şurup kovanlara verilir. Bu şuruplama sadece yumurtlamaya teşvik için yapılır. Aynı zamanda ilkbahar beslenmesi ile hastalık ve zararlılara karşı ilaçlamada yapılmalıdır. Şuruplamanın yağmacılığa neden olabileceği göz önünde tutularak önlemler alınmalı, bu nedenle hazırlanan şuruplar akşam saatlerinde kolonilere verilmelidir.
Erken ilkbaharda koloninin gelişebilmesi için polene de ihtiyaç vardır. Özellikle yavru gelişimi için polen mutlak gereklidir. Eğer kolonide polen yetersiz ise bal ve polenden hazırlanan kek ile besleme yapılmalıdır.
Besin Kontrolü
Kıştan çıkan arılarda besin stokunun kontrolü şarttır. Kolonideki arı ve yavru mevcuduna yetecek miktarda bal ve polen stoku yoksa ilkbahar beslemesine derhal başlanmalıdır. Koloninin beslenmesinde kullanılacak olan maddeler, arıların doğal gıdası olan bal, polen ve su karışımlarına yakın bileşimler olmalıdır.
Bunun için bal yerine rafine şeker, polen yerine yağsız süt tozu ve arı vitamini kullanılmalıdır. Bu gıdalar arıların normal fonksiyonlarını yerine getirmeleri için yeterli olmalıdır. Yardımcı besin maddeleri ile hazırlanan değişik formüller kolonilere ek gıda olarak verilebilir
Arılara ek besin verme nedenleri:
· Besinlerin yetersiz olduğu hallerde besin temini,
· Ana arının yumurtlamaya teşvik edilmesi,
· Hastalıklar ile mücadelede ilaçların kolayca verilebilmesi,
· Koloni gelişme hızının artırılması,
· Üretimi artırmaktır.
Erken ilkbaharda arıların beslenmesinde polen ve vitamin katkılı kek kullanılması, kovandaki nemi yükseltmediği için arı sağlığı açısından daha uygundur. İlkbahar şurup beslemesine yöredeki ana nektar akımından 42 gün önce başlanır. Şurup 1:1 oranında hazırlanır (formül a). Şuruplama, yöredeki nektar akımının başlamasından 7 gün öncesine kadar yapılabilir. Nektar akımının başladığı dönemde şuruplama yapılmamalıdır. İlkbaharda uygulanacak iyi hazırlanmış bir besleme programı, koloninin güçlenmesine yardımcı olacak ve yöredeki nektar akımından koloni en iyi biçimde yararlanacaktır. Aksi halde koloniler zayıf kalacak ve arılar kendi besinini bile temin etmekte güçlük çekeceklerdir.
Şurup Hazırlama
Şurup temiz su ile yapılır. Bunun için önce su kaynatılır. Kaynatılmış suyun bir müddet soğuması beklenir. Parmağı yakmayacak derecede ılık suya şeker veya bal ilave edilir. Şurup, şeker iyice eriyinceye kadar karıştırılır, kesinlikle tekrar kaynatılmaz. Şekerle kaynatılmış şurup, arılarda sindirim yolu bozukluklarına sebep olmaktadır.
Kek Hazırlama
Bir kazan içine su konulur. Kek yapımında kullanılacak temiz süzme bal tenekesi ile birlikte su dolu kazanın içine yerleştirilerek, ısıtılır ve balın erimesi sağlanır. Eriyen bal, pudra şekerine ilave edilir ve hamur karma makinesi yardımıyla veya elle yoğurma işlemi yapılır. Ekmek hamuru kıvamına gelen kek şeffaf naylon poşetler içine kolonilerin ihtiyacı kadar konur. Uygulama sırasında naylon poşet kovana temas yerinden yırtılarak, arıların keki rahat tüketebilmesi sağlanır.
Dikkat! Kek yapımında kullanılan balın ve polenin kaynağının belli olmasına ve hastalık taşımamasına özen gösterilmelidir.
Arıların Beslemesinde Kullanılan Şurup ve Kek Formülleri
Şurup Karışımları
a- 1 kg şeker + 1 litre su
b- 1 litre su + 4 kg bal
c- 5 kg şeker + 20 kg bal + 2,5 litre su+ 50 gram polen ya da arı vitamini
Kek Karışımları
d- 3 kg bal + 1 kg polen + 6 kg pudra şekeri
e- 3 kg bal + 1 kg yağsız süt tozu + 6 kg pudra şekeri
f- 3 kg bal + 6 kg pudra şekeri + 400 gram yağsız süt tozu + 20 gram polen ya da arı vitamini
Oğul ve Oğul Önleme
Oğul, bal arılarında nesli devam ettirmek için koloni fertlerinin bir kısmının ana arı ile birlikte kovandan ayrılarak yeni bir aile teşkil etmesine denir.
Teknik arıcılıkta, oğul veren koloninin gücü oldukça zayıflayacağından koloninin oğul vermemesi istenir. Oğul oluşumunu destekleyen şartlar iyi bilinmeli ve oğula karşı tedbirler alınmalıdır.
Oğul Oluşumunun Nedenleri :
1-Arı kolonisinin kovana sığmayacak kadar çoğalması
2-Kovanda yavru yetiştirecek ve bal depolayacak yerin kalmaması
3-Kolonide ana memesinin oluşması
4-Kovan içinde sıcaklığın artması
5-Doğada bol miktarda nektar ve polen (çiçek tozu) akışının olması ve uzun süreli oluşu
6-Koloni anasının yaşlanmasıyla ana yenileme iç güdüsünün uyanması
7-Genetik yapının etkisi
4.2.9. Suni Oğul Üretimi
Teknik arıcılıkta kolonilerin oğul vermesi istenmeyen bir olaydır. Buna karşılık koloni sayısı artırılmak isteniyorsa suni oğul üretimi (bölme) yapılmalıdır.
Yeterli derecede güçlü koloniler, eşit şekilde bölünerek yeni bir koloni elde edilir. Bunun için boş kovan anaç kovanın yanına getirilir. Arılı, ballı-yavrulu petekler mümkün olduğu kadar her iki kovana eşit sayıda bölünür. Burada dikkat edilmesi gereken bir hususta tarlacı arıların her iki kovana eşit derecede girmelerini sağlamaktır. Bunun için anaç kovan yaklaşık yarım metre bir yana çekilerek uçuş hattı ortada kalacak şekilde yeni kovan yerleştirilir. Bu işlem sonucu tarlacı arılar hala anaç kovanı tercih ediyorlarsa, anaç kovan biraz daha dışa kaydırılarak uçuş hattının çoğunluğu bölmeden yana verilebilir.
Uçuş Hattı Uçuş Hattının Bölünmesi
Suni Oğul Üretiminde Kovana Şekil Verme
Bir başka suni oğul üretim şekli ise özellikle koloni sayısının çoğaltılması amacıyla bir kovandan 3-4 çerçeveli 2-3 bölme yapılmasıdır. Bu durumda bir adet arılı-yavrulu, bir adet de arılı-ballı çerçeve yeni kovana yetiştirilir. Uçuş delikleri kapalı durumda olan bu kovanlar, tarlacı arıların eski kovan yerine dönmelerini önlemek için en az 5 km uzağa taşınır. Diğer bir suni oğul üretim yöntemi ise, her kovandan gücü ölçüsünde 1-2 çerçeve alınarak devşirme şeklinde yeni koloniler oluşturmaktır.
Yaz Bakımı
Arı kolonilerinin ilkbahar bakımından sonra yaz aylarında da arıların bakım ve kontrolleri devam etmektedir. Yaz mevsiminde yapılan işlerin başında koloni geliştikçe çerçeve verme, zayıf kolonilere takviye çerçeve verilmesi, güçlü kolonilere kat verme ve flora takibi gibi işler gelir.
Güçlü Kolonilere Çerçeve ve Kat Verme
Arılarda gelişme faaliyetinin başlamasıyla petek örme faaliyeti de başlar, bu dönemde kovana yeni temel petekler verilmesi gerekir. Çerçevelere iki yandan iki delik delerek tel takıldıktan sonra buraya temel petek takılır ve temel petekli yeni çerçeve koloniye verilir. Çerçevenin koloniye verilmesinde dikkat edilmesi gereken husus; yeni verilen çerçeve mutlaka baştan veya sondan ikinci çerçeve olarak verilmelidir. Bunun nedeni ise yavru üretim sahasının bölünmemesidir.
2.Çerçeve 2.Çerçeve
////// ////// ////// //////
////// //////
Yeni Çerçeve Yeni Çerçeve
Yeni Çerçeve Verme
Kuluçkalık dolduğu zaman kovana kat (ballık) verilmesi gerekir. Kat verilirken kuluçkalıktan yanlardan ballı çerçevelerden en az 2 çerçeve kata alınır, yerlerine yeni çerçeve verilir. Ballığa da bir iki yeni çerçeve verilerek ballık kuluçkalığın üzerine konulmalıdır. Ana arının kata çıkmamasına dikkat edilmelidir. Birinci kat dolduğu zaman ikinci kat kuluçkalığın üzerine konulur birinci kat onun üzerine konulmalıdır. Çünkü arılar bu şekilde yeni petekleri daha iyi ve daha çabuk işler. Ballık dolunca hemen almak doğru olmaz. Çünkü bal sırlanmadan, olgunlaşmadan bal hasadı yapmak doğru değildir.
Kat Verme İşlemi
Zayıf Kalan Kolonilere Takviye Verilmesi
Herhangi bir nedenle kovan içindeki arı mevcudunun azalması durumunda kuvvetli kovanlardan takviye çerçeveler alınarak zayıf kovanlara verilir. Verilecek olan çerçeveler günlük yumurtalı veya kapalı yavru gözlü ve arısıyla birlikte koku vermek suretiyle zayıf kovana verilir. Koku vermenin amacı, zayıf kovandaki ortam kokusu değiştirilerek takviye çerçeve üzerindeki arıların öldürülmesini önlemektir.
Flora Takibi
Teknik arıcılıkta arıların, flora durumuna göre bir yerden başka bir yere nakledilmesi, iyi bir verim alabilmek için gereklidir. Bir koloniden daha fazla arı ürünü alabilmek ve bitkilerde tozlaşmayı sağlamak amacıyla kovanların bir yerden başka bir yere taşınmasına “gezginci” (seyyar) arıcılık denir. Gezginci arıcılık yapılmadan sabit bir arıcılıktan gelir sağlamak mümkün değildir. Türkiye, bulunduğu iklim kuşağı yönünden olsun, nektar ve polen üreten doğal ve kültür bitkileri zenginliği yönünden olsun arıcılık yapmaya çok elverişlidir. Flora takibi ve gezginci arıcılık iyi planlandığı ve bilgili hareket edildiği taktirde arıcıya çok büyük gelir sağlar. Bu iş için her şeyden önce, kolay taşınabilir, çok iyi havalandırmaya sahip modern kovanların kullanılması şarttır. Günümüz şartlarında kolonilerin taşınması gezginci arıcılığın en büyük maliyet unsurunu oluşturmaktadır. Bu yüzden gezginci arıcılık için belirli bir sayının üzerindeki koloni varlığı ekonomik olabilir veya az sayıda koloniye sahip arıcılar nakiller için ortaklık yaparak nakil masraflarını düşürebilirler.
Kovanların taşınması ilkbahar sonu ve yaz aylarında sahilden, ovalardan yüksek yaylalara; sonbaharda ise ılıman olan sahil bölgelerine doğru olur.
Önceden gidilecek yerin bitki örtüsü, nektar ve polen zenginliği araştırılmalıdır. Konaklama yeri; rüzgar almayan ve sel yataklarının dışında olmalıdır. Tepelerin güney-doğu yamaçları seçilmeli, zirai mücadele ilaçlaması yapılmayan ve ana yoldan uzak yerler tercih edilmelidir. Arılıklar arasındaki mesafe 1 km.den az olmamalıdır.
Nektar ve polen kaynaklarının seçiminde; bol miktarda ve uzun süre nektar ve polen üreten bitkilerin bulunduğu yöreleri araştırmak işin esasıdır. Yonca, korunga, fiğ, üçgül, kekik, adaçayı, geven, karagan (karabaş), kuş dili, ballıbaba, pamukluk, püren, hardal, oğul otu, pamuk, ayçiçeği, kestane ıhlamur, akasya, okalüptus, turunçgiller, elma, badem ve genellikle Ege Bölgesi kıyı şeridinde bulunan basralı çamlar arıcılık yönünden önemli bitki türlerinden bazılarıdır. Arıların konulacağı yerler olarak; rüzgar almayan, trafiği yoğun ana yollardan ve zirai mücadele ilaç uygulanan alanlardan uzak yerler seçilmelidir. Gezginci arıcılığın ve flora takibinin esasını oluşturan arı nakilleri sırasında; yeterli havalandırma sağlanmalı, özellikle sıcak günlerde taze örülmüş peteklerin eski peteklere göre daha kolay kırıldığı unutulmamalıdır. Nakil sırasında ballı tek bir peteğin dahi kırılması koloninin ölümü olacağından özellikle yaz aylarında taze örülmüş ballı peteklerle nakil yapılmaması, nakil zorunlu ise taze ve ballı peteklerin koloniden alınarak nakillerin mutlak surette geceleri yapılması gereklidir.
Kolonilerin nakli, arılar kovana girdikten sonra yani gece yapılmalıdır. Arı naklinden önce gerekli hazırlıklar yapılmalı, çerçeveler sabitlenmeli, kovandan arı çıkabilecek çatlak ve delikler kapatılmalı ve çok iyi bir havalandırma sağlanmalıdır. Arılar götürüleceği yere vardıktan sonra arılığa yerleştirilip, duman kullanılarak uçuş delikleri açılır.
BALIN HASAT EDİLMESİ
Bal, bitkilerin çiçeklerinde bulunan nektarın (bal özü) veya bitkilerin canlı kısımlarıyla, bitki üzerinde yaşayan bazı böceklerin salgıladığı tatlı maddelerin, bal arısı (Apis mellifera) tarafından toplanması, vücutlarında bileşimlerinin değiştirilip, petek gözlerine depo edilmesi ve burada olgunlaştırılması sonucunda meydana gelen koyu kıvamlı, tatlı bir üründür.
Balın Hasadında Nelere Dikkat Edilmelidir?
Bal hasadı nektar akımının azalmaya başladığı günlerde yapılmalıdır. Bu şekilde nektar akımı sona erinceye kadar gelen ballarla da arılar kışlık ihtiyacı olan balı depolayabilecektir. Aksi takdirde, çevrede nektar bulunmayacağından arıların yağmacılığı nedeni ile bal hasadı zorlaşacaktır.
Peteklerdeki gözlerin tamamı ya da dörtte üçü sırlanmış balların hasat zamanı gelmiş demektir.
Kovandaki bütün peteklerin olgunlaşması beklenmeden, balı olgunlaşan petekler kovandan alınmalıdır.
Hasatta en önemli nokta, koloninin ihtiyacından fazla olan balın alınmasıdır. Koloninin kışlık bal ihtiyacı olarak her arılı çerçeve için bir ballı çerçeve (2 kg sırlı bal içeren) kovanda bırakılmalıdır.
Bal süzme işlemi kapalı bir ortamda yapılmalıdır. Arıcı süzme işlemini bal süzme çadırında yapacak ise temizlik konusunda daha dikkatli olmalıdır.
Olgunlaşan balların kovandan alınmasına sabah saatlerinde başlanmalı, öğle saatlerinde süzme işlemi yapılmalıdır.
Gezginci arıcılık yapanların bal hasadını, arılarının yerlerini değiştirmeden önce yapmaları gerekmektedir. Bu farklı bölge ballarının birbirine karışmaması ve arıların rahatça nakli açısından önemlidir.
Balı süzülen petekler kolonilere geri verilir. Arılar petek gözlerdeki bulaşık balları yalayıp temizler ve bu boş petekler tekrar toplanır. Bunlardan ertesi yıl kullanılabilecek olanlar fare ve petek güvesinden korunarak muhafaza edilirken, kullanılmayacak durumda ve erkek arı gözü fazla olan petekler eritilerek bal mumu olarak değerlendirilir.
Bal alma dönemlerinde kuluçkalıkta bulunan eski siyahlaşmış çerçeveler alınarak, eski petekleri yenileme işlemi de yapılır. Süzülen eski petekler, kırılan çerçeveler ve sır alma esnasında çıkan sır preslenerek mum yapılır. Bu şekilde arıcının yıllık temel petek ihtiyacı için işlenmemiş bal mumu sağlanmış olur.
Sızdırılan mum ya da temel petekleri saklamak için kesinlikle naftalin kullanılmamalıdır. Çünkü naftalin mum ya da temel petekten bala geçmekte ve bu da insan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.
Bal konulan kaplar daha önce kullanılmamış, kalaylı ve laklı teneke veya variller ya da çelikten yapılmış kaplar olmalıdır.
Bal Süzme İşlemi
Bal süzme işleminde ısı 30°C civarında olmalıdır. Koloniden alınan petekler hemen santrifüjlenirse bal akışkan olacağı için kolay süzülür. Santrifüjleme odası arıların giremeyeceği, ışıklı ve tercihen elektrik ve su donanımına sahip olmalıdır.
Sırları alınmış petekler santrifüjlere eşit ağırlıkta, karşılıklı konulup, döndürülerek çerçevelerin çift yüzeylerinin balı tam olarak alınır. Balın peteklerden kolay çıkarılması için, çerçevelerin üst kenarı santrifüj dönüş yönünden geriye doğru olmalıdır. Çünkü petek gözleri eğimlidir.
Balları süzülmüş petekler arıya tekrar verildiğinde çabucak onarılır ve bal akımı sırasında tekrar doldurulur. Arılar, petek yapmaya harcayacakları zamanı ve enerjiyi bal depolamaya ayırırlar ve kabartılmış hazır peteklere daha çabuk bal depolaması yapar. Böylelikle petekli baldan daha fazla süzme bal üretilebilir.
Kullanılan malzemelerin yıkanmasında kullanılan suyun ılık olması, bal bulaşığını kolayca giderir. Yıkanan malzemenin mutlaka kurulanması gerekir. Bala su ve yabancı madde karışmasını önleyici tedbirler eksiksiz olarak alınarak, ürünün özelliği korunmalıdır.
Bal süzme çadırı ya da odasında kullanılan malzemelerin yeterli ve balın yapısını bozmayacak özellikte olması gerekir. Örneğin kullanılan bıçak ve tarakların, bal sırı alma kapları, tavalar ve santrifüjün paslanmaz malzemelerden yapılmış olması şarttır.
Süzülen balların konulduğu kapların üzerinde, hasat zamanı, yeri, üreticinin ismi ve bölgede hakim olan bitkilerin isimleri yazılırsa pazarlamada kolaylık sağlar.
Balın Depolanması
İster üretici mekanında, ister dolum tesislerinde olsun bal evi ve depolama odası her zaman tamamen temiz tutulmalıdır. Bal tenekeleri güneş görmeyen bir depoya kaldırılmalıdır.
Depolama sıcaklığı 30°C’yi geçmemelidir.
Uygun şartlarda depolanan bal, mümkünse üretim yılı içerisinde satılmalıdır.
Sonbahar Bakımı ve Kışlatma
Sonbahar Dönemi Çalışmaları
Arılarda bal hasadının yapılması, o sezonun bitmiş yeni bir sezonun başlaması anlamına gelir ki, bu dönemde yapılacak her türlü bakım ve ihmal gelecek tüm bir yıla yansıyacaktır. Bu nedenle bal hasadından hemen sonra sonbahar bakımına başlanmalıdır.
Kolonilere kış yiyeceği olarak bal ve polen depolanmış petekler bırakılır. Ancak petekler tamamen balla dolu olmayıp alt yarılarındaki gözler boş olmalıdır. Çünkü kışın arılar bal dolu gözler üzerinde değil, peteklerin balla dolu kısmının hemen altındaki boş gözler üzerinde salkım kurarlar. Küflenmiş, bozuk peteklerdeki ballar, ekşimiş ballar ve düşük kaliteli ballar kış yiyeceği olarak kullanılmamalıdır. Yapılacak kontrollerde 8-10 peteği arıyla kaplı bir koloniye kış yiyeceği olarak 8-12 kg bal bırakılmalıdır. Özellikle ilkbaharda taze polen gelmeye başlayıncaya kadar ki dönemde arıların yavru yetiştirmeyi başlatıp sürdürebilmeleri için bırakılan ballı peteklerin 3-4 tanesinde aynı zamanda yeterince polen de olmalıdır.
Yapılacak kontrollerde arı mevcudu zayıf, ana arısız, ana arısı yaşlanmış-verimsiz olan koloniler birleştirilmelidir. Başarılı kışlatma için mutlak surette sonbaharda bir dönem yavru üretimi sağlanarak kışa GENÇ İŞÇİ ARI ve ANA ARI ile girilmelidir.
Yapılacak denetimlerde herhangi bir hastalık tespit edilen kolonilerde gerekli önlemler alınmalı ve tedavi edilmelidir. Sonbahar teşvik yemlemesinden sonraki kuluçka aktivitelerinin çok azaldığı dönemlerde sonbahar dönemi Varroa mücadelesi mutlaka yapılmalıdır.
Bu koşullar dikkate alındıktan sonra diğer önemli bir durumlar ise;
Kovandaki arılı,yavrulu ballı- polenli çerçeveler düzenlenerek fazla petekler alınmalıdır.
En sondaki çerçevenin yanına bölme tahtası konularak boş kalan kısımdan soğuğun girmesi engellenmelidir.
Kovanda herhangi bir hastalık ve zararlı varsa gerekli müdahaleler yapılmalıdır.
Kovanlar bir sehpa üzerine oturtulmalıdır.
Kovanların sağlamlığı gözden geçirilerek gerekirse değiştirilmelidir.
Barındırma yeri rüzgar almayan ve mümkünse üstü kapalı bir arılıkta kışlatmaya bırakılmalıdır.
Kovan uçuş delikleri daraltılmalıdır.
Kovan örtü bezi soğuğu geçirmeyen bir malzemeden seçilmeli örtü beziyle kovan arasına kovanda oluşacak nemi çekmesi için gazete kağıdı örtülmelidir.
Sonbahar Beslemesi
Kolonilere yeterince bal ve polen stoku bırakılmış olsa bile, bal hasadından sonra kolonilere şurupla besleme yapılmalıdır. Sonbahar yemlemesi için hazırlanan şeker şurubunun şeker-su oranı 2:1 (2 kısım şeker-1 kısım su) olmalıdır. Kolonilere uygulanan şeker şurubuyla yemleme ana arının yumurtlama hızını yeniden artırarak genç, yıpranmamış işçi arı yetiştirilmesini sağlar. Böyle genç işçi arılarla kışa giren kolonilerde kışın arı azalması az olur ve fazla bir kayıp vermeden bahara çıkarlar. Genç arılarla kışlatılan koloniler ilkbahar döneminde daha etkili bir yavru yetiştirme temposu göstererek hızlı gelişirler.
Koloniler kışa girerken ve kıştan çıkarken bal stokları yeterli değilse o zaman katı yem (kek) ile besleme yapılabilirler. Kek; bir kısım bal 35-40oC’ye kadar ısıtılarak üç kısım pudra şekeri ile iyice karıştırılır. Elde edilen karışım 0.5-1 kg’lik poşetlere yerleştirilip, poşetin alt kısmı kesilerek arılı çerçeveler üzerine yerleştirilir. Kek hazırlama ve uygulamada dikkat edilecek husus kekin kovan içi ısısında eriyerek arıların üzerine akmayacak katılıkta ve arılar tarafından tüketilebilecek yumuşaklıkta olmasıdır.
Kek hazırlamada polen açığı bulunan bölge ve dönemlerde bu açığın kapatılması için süt tozu, bira mayası gibi proteince zengin maddeler karıştırılarak arıların protein ve vitamin ihtiyacı karşılanabilir. Polenin yeterince bulunduğu bölge ve dönemlerde veya genel olarak ülkemizde bu uygulamaya gerek yoktur.
Kışlatma
Arıların kışı geçireceği arılık, kuzeyi kapalı-güneyi açık, mümkünse üstü kapalı yerler olmalı, açık arılıklarda ise rüzgar almayan, su tutmayan ve nem biriktirmeyen yerler seçilmelidir. Kovanlar mutlaka bir sehpa üzerinde yerden yükseltilmeli, böylece nemden ve sudan korunmalıdır. Arıların salkımı bozmasına neden olabilecek gürültü ve sesten uzak yerlerde olmaları sağlanmalıdır. Ayrıca koloniye yetecek kadar besin stoku bulundurulmalıdır.
Arılar kovan içi sıcaklığı 14oC’ye düştüğü zaman bir araya toplanarak kış salkımı oluştururlar. Salkımın merkezindeki sıcaklık 33oC, dış yüzeyde 6-8oC olabilmektedir. Arılar bal yiyerek gerekli olan ısıyı üretirler ve ısı arttıkça salkımı genişletirler. Kışın herhangi bir sarsıntı ile kış salkımından düşen arılar tekrar salkıma çıkamaz ve ölürler. Kış salkımının bozulmaması için koloniler kış süresince ve soğuk dönemlerde kesinlikle rahatsız edilmemelidir.
OKUMA METNİ
ARILARDA EK BESLEME
GİRİŞ
Bal arısı (Apis mellifera L.) yüksek adaptasyon, yeteneği ve üreme içgüdüsü sayesinde binlerce yıl yayılmasını sürdürerek yaşaya gelmiş sosyal bir böcektir. İnsanlar binlerce yıl önce bu olağanüstü çalışkan ve verimli böceği keşfedip onun esrarengiz ürünlerinden faydalanmışlardır.
Arıcılık faaliyeti sonucu; Bal, polen, balmumu, arı sütü, propolis, anaarı, oğul gibi çeşitli ürünler elde edilmesi, bal arısı kolonilerinin polinasyon çalışmalarında kullanılması son yıllarda bu sektörün önemini bir kat daha arttırmıştır.
Her canlı gibi bal arıları da yaşamını sürdürebilmek için besin maddelerine ihtiyaç duyarlar. Bal arılarının doğal gıdaları; nektar, bal ve polendir.
Nektar arılar tarafından toplandıktan sonra fiziksel ve kimyasal değişikliklere uğratılarak bala dönüştürülür ve petek gözlerinde depo edilir. Nektar ve bal enerji ihtiyacının giderilmesi için kullanılır. Arılar sadece bal yiyerek yaşamlarını sürdürebilirler, ancak genç arıların büyümesi, dokuların,kasların ve salgı organlarının gelişebilmesi için mutlaka polene ihtiyacı vardır. Polen,proteince vitamin,yağ ve mineral madde ihtiyaçlarını karşılayan doğal bir gıda maddesidir. Kovan içerisinde ne kadar bal olursa olsun polen bulunmadığı sürece yavru üretimi ve buna bağlı olarak koloninin gelişmesi durur. Buna karşılık petek gözlerinde ne kadar polen olursa olsun kovanda bal yok ise, dışarıda nektar gelmiyorsa veya koloni beslenemiyorsa arılar açlıktan ölürler.
BU KONUDA YAPILAN ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR
Arıların besin maddesi ihtiyaçları ve beslenmenin önemi konularında çok çeşitli araştırmalar yapılmıştır. ( HAYDAK,1934 ) ve ( MAURİZİO 1954 )
Bal arılarında kasların, salgı bezlerinin ve diğer dokuların gelişmesi için polen gereksinimi olduğunu, gelişmesini tamamlayarak ergin hale gelen bir işçi arının %13'ünün, 5 günlük bir işçi arının ise %15.5'inin proteinden oluştuğunu ( DİETZ, 1969 ) arıların petek gözlerinden çıktıktan sonra 2saat içerisinde polen yemeye başladıklarını, ( MARTON,1950 ) ve ( PAİN,1961 ) polen tüketiminin işçi arı yaşına göre değiştiğini ve 5 günlük işçi arılarda polen tüketiminin en üst düzeye ulaştığını, (LOTMAR,1938 ) 8-10 günlük işçi arılarda polen tüketiminin azaldığını, ( ZHEREBKİN,1965 ) ise,arıların 15-18 günlük oluncaya kadar polen tükettiğini bildirmektedir.
Protein ve amino asit gereksinimini karşılamak için normal bir koloninin bir yılda 20-60 kg arasında polen topladığı ( ARMBRUSTER, 1921; ECKERT, 1942 ), bir işçi arının hale gelebilmesi için 3.21 mgr. nitrojene ihtiyacı olduğu ve bunu da 145 mgr. polen ile karşılanabileceği ( HAYDAK,1935 ) bildirilmektedir.
Yapılan çalışmalarda çeşitli bitkilerin polenleri, besin maddesi içeriği bakımından birbirinden oldukça farklı olduğu,polendeki protein oranının %8-40 arasında değiştiği, böceklerle döllenen bitkilerin polenleri ile rüzgarla döllenen bitkilerin polenleri arasında önemli bir fark olmadığı belirtilmektedir.( HAYDAK,1944;MAURİZİO,1960 )-( MAURİZİO 1960 ) çeşitli bitkilerin polenini, besleme değerlerine göre sınıflandırmış ve meyve ağaçları, beyaz üçgül (Trifoliumrepens) ve mısır polenini "Besleyici değeri çok yüksek polen "; pamuk, karaağaç ve karahindiba polenini "Besleyici değeri yüksek polen" ; ceviz ve akağaç polenini "Besleyici değeri zayıf polen", çeşitli çam türlerinin polenini ise "Besleyici değeri çok zayıf olan polenler " olarak nitelendirmiştir.
VİVİNA ve PALMER (1944) bazı bitki türlerinin poleninde bazı esansiyel amino asitlerin yetersiz olabileceğini ve bunun da besleme değerini etkileyebileceğini bildirmekte, DE GROOT(1953) ise arginin, histidin, leucine, isoleucine, ıysıne, methionin, fenilalanin, thronin, triptofan ve valinin esansiyel amino asitler olduğunu, normal büyüme ve gelişme için bu amino asitlerin be maddeleri ile vücuda alınması gerektiğini, prolin, glysin ve serinin esansiyel amino asitler olmadığını ancak bunların da gelişmeyi olumlu yönde etkilediklerini vurgulamaktadır.
İlkbaharda normal koloni gelişmesinin duraklamasının polen eksikliğinden veya arıların zehirli polen toplamasından kaynaklandığı ( MAURİZİO, 1960 ;LOVELL, 1963 ); bu tür gelişme bozukluklarını ortadan kaldırmak için arıcıların kolonilerini proteince zengin polen ikame yemleriyle besledikleri bildirilmektedir. ( SECEHAEFFER ve FARRAR, 1941; HAYDAK, 1933, 1937, 1939, 1940 ve 1958 ).
Polen ikame yemleri, kolonilerin ilkbaharda hızlı gelişmeleri ve diğer mevsimlerde gelişmenin devam etmesi amacıyla kullanılmaktadır. Genel olarak polen ikame yemlerinin, zirai mücadele ilaçlarından zarar gören kolonilerin güçlendirilmesi, ana arı ve paket arı üretimi, koloni populasyonunun ana nektar akımına hazırlanması ve polinasyon hizmetlerinin sağlanması amacıyla yapılmaktadır (STANGER ve LAİDLAW, 1974).
Arıların beslenmesinde iki tip proteince zengin yem kullanılmaktadır. İçerisinde polen olmayan ve polen yerine geçebilecek maddelerin karışımı ile hazırlanan yemlere polen ikame yemleri ( Pollen substitute ),içerisinde bir miktar polen bulunan yemlere ise polen katkı yemleri ( Pollen supplement )adı verilmektedir. ( ROBİNSON ve NATİON, 1966 ). Soya unu, kuru bira mayası ve süt tozu ile yapılan polen ikame yemlerinin oldukça yaygın olarak kullanıldığı, bunlara bir miktar yumurta sarısı ve kazein ilavesi ile yemin kalitesini taze toplanmış polen kalitesine ulaştığı bildirilmektedir. (HAYDAK, 1958, 1967; WAHL, 1963, 1968; STROİKOV, 1964).
Arıların beslenmesinde iki tip proteince zengin yem kullanılmaktadır. İçerisinde polen olmayan ve polen yerine geçebilecek maddelerin karışımı ile hazırlanan yemlere polen ikame yemleri ( Pollen substitute ),içerisinde bir miktar polen bulunan yemlere ise polen katkı yemleri ( Pollen supplement )adı verilmektedir. ( ROBİNSON ve NATİON, 1966 ). Soya unu, kuru bira mayası ve süt tozu ile yapılan polen ikame yemlerinin oldukça yaygın olarak kullanıldığı, bunlara bir miktar yumurta sarısı ve kazein ilavesi ile yemin kalitesini taze toplanmış polen kalitesine ulaştığı bildirilmektedir. (HAYDAK, 1958, 1967; WAHL, 1963, 1968; STROİKOV, 1964).
Arılara seçme şansı verildiğinde saf poleni ikame yemlerinden çok daha fazla tükettikleri(WAHL, 1963;HAYDAK 1967), polen ikame yemlerinin tüketiminin az olmasının bu yemlerin arılara çekici olmamasından veya ortamda polen bulunmasından kaynaklandığı ( WALLER ve ark., 1970; STANDİFER ve ark. 1973 ) belirtilmektedir.
Forster (1966) kolonilerin ne zaman ve nerede polen ikama yemlerle beslenmesi gerektiği önerisinin çok güç olduğunu, ne zaman polen kıtlığı olacağını tahmin etmenin çok zor olduğunu ve kolonileri proteinli ek yemlerle beslemenin polen sıkıntısını gidermesi bakımından önemli olduğunu; buna karşılık GOODERHAM (1950) kolonilerin bulunduğu bölgede doğal olarak polen bulunuyorsa proteince zengin yemlerle beslemenin bir yararı olmayacağını ve önerilemeyeceğini; STANGER ve LAİDLAW(1974)ise Kalifornia'da yaptıkları çalışmalarda polen ikame yemleriyle beslenen koloniler ile kontrol kolonileri arasında popilasyon gelişmesi bakımından önemli bir farklılığın olmadığını bildirmektedirler.
VİNOGRADOVA(1951) bira mayası ile beslenen kolonilerde yavru üretiminin daha fazla olduğunu, kontrol kolonilerinde bal veriminin ortalama 13kg olmasına karşılık, bira mayası ile beslenen kolonilerde 26kg olduğunu;FORSTER(1968) ise kolonilerin proteince zengin yemlerin maliyetine eş değer miktarda şurupla beslenen kolonilerde yavrulu alanda 0.8 çerçevelik bir artış olduğunu, buna karşılık proteince zengin yemlerin maliyetine eşdeğer miktarda şurupla beslenen kolonilerde bu artışın 2.2 çerçeve olduğunu vurgulamaktadırlar.
Genel olarak kolonilerin beslenmesinde başarının iklim ve mevsime bağlı olduğu, soğuk havalarda başarının zayıf, ilkbaharda ise yüksek olacağı, doğal olarak polenin bulunmadığı zamanlarda veya polenin kalitesiz olduğu dönemlerde proteince zengin yemlerle beslemenin etkili olacağı bildirilmektedir (MC.GREGOR, 1952; TABER,1973; SCHOLZ, 1861).
Arıların proteince zengin polen ikame yemleri ile beslenmesi amacıyla çok çeşitli rasyonlar geliştirilmiş ( HAYDAK,1965; BAKER ve LEHNER, 1976; DETROY ve HARP, 1976;DOUL, 1977 ; STANGER ve GRİPP, 1972; WYNDHAM, 1973 ) olup bunlardan en çok kullanılanı 3 kısım soya unu 1kısım bira mayası ve 1 kısım yağsız süt tozunun karıştırılması ile hazırlanan yemdir.
Ülkemizde polen ikame yemleri ile yapılan çalışmalar henüz yeni başlamıştır. Özellikle sonbaharda çam balı üretimi için Muğla ili ve çevresine taşınan yüz binlerce kolonide polen yetersizliği nedeni ile yavru üretimi durmakta, koloni populasyonu azalmakta ve arılar kış mevsimine zayıf olarak girdiklerinden ölüm oranları artmaktadır. Kışı çıkartabilen koloniler ise genellikle zayıf olduğundan ana nektar akımına kuvvetli bir populasyonla girememekte ve randıman düşmektedir.
BAL ARILARINDA EK BESLEME
Beslemenin Önemi
Hayvancılığın diğer dallarında olduğu gibi arı yetiştiriciliğinde de bal arısı ( Apis Mellifera-L ) kolonilerinin ek beslemesi büyük önem taşımaktadır. Kolonilerde daha yüksek verim alınabilmesi için; Arıların gereksinim duyduğu besin maddelerinin sağlanması gereklidir.
Ergin bal arılarının temel enerji kaynağı karbonhidratlar/ yani şekerlerdir. Arılar ihtiyaçları olan karbonhidratları, balözü(nektar)ve bal çiçeği(salgı balı) kaynaklarından sağlarlar. Yiyecek kaynaklarının miktarı ve3 kalite yönünden yetersiz olduğu zamanlarda koloniler,pancar veya kamış şekeri, sukrozla yemlenirler. Ergin arılar hayatlarını,sadece karbonhidrat tüketerek sürdürebilirler.
Ancak larvalar ve gelişme çağındaki arıların büyümesi, dokuların kasların ve salgı organlarının gelişebilmesi içlin mutlaka polene ihtiyaçları vardır. Polen ; Protein 'ce zengin bir besin maddesi olup arıların protein,vitamin,yağ ve mineral madde ihtiyaçlarını karşılayan doğal bir gıda maddesidir. Kovan içerisinde ne kadar bal olursa olsun polen bulunmadığı sürece yavru üretimi ve buna bağlı olarak koloninin gelişmesi tamamen durur. Buna karşılık petek gözlerinde ne kadar polen olursa olsun eğer kovanda bal yok ise , dışardan nektar akışı yok ise veya koloni beslenemiyorsa ciddi problemler yaşanacaktır.
Dünyada ve Türkiye'de arının besin maddesi ihtiyaçları ve kolonilerde beslemenin önemi konularında çok çeşitli araştırmalar yapılmıştır. İlk araştırmaları; " Haydak " ( 1934 ) ve "Mauriziol" (1954)bal arılarında kasların,salgı bezlerinin ve diğer dokuların gelişmesi için polen tüketimine ihtiyaç olduğu,ergin hale gelen bir işçi arının %13'ünün, 5 günlük bir işçi arının ise %15.5'nin protein den oluştuğu ergin arının harcadığı polenin ise 145 mgr. olarak ispatlamışlardır.
Koloni Besleme
Kolonileri beslemenin 2 ana nedeni vardır.
1.Arıların gıda yetersizliğinden ölmelerini önlemek.
2.Ana arının yumurtlaması için gerekli uyarı teşviki yapmaktır.
Ayrıca;
a) İlkbaharın geç geldiği veya nektar akımı süresince uçuş yapamadıkları kötü hava şartlarında arıların ihtiyacını karşılamak.
b) Kıtlık dönemlerinde veya nektar akımının zayıf ve yetersiz olduğu dönemlerde.
c) Yeni alınmış doğal oğulların yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için .
d) Zayıf ve anasız kolonilerin birleştirilmesi ve ana arı yetiştirme gibi tekniklerin uygulanmasında.
e) Arıların kendi yiyeceklerini depolayamadıkları veya kış yiyeceklerinin yetersiz olduğu yıllarda
f) Çeşitli tarımsal ürünlerin döllenmelerinde kullanılan, dolayısıyla fazla nektar ve polen toplamayan kolonilerin yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için
g) Tarımsal mücadele alanlarında kullanılan zehirli ilaçların doğuracağı arı kayıplarını ortadan kaldırmak veya dengelemek.
h) Kolonilerde hastalıklar ile mücadele ilaçların kolayca uygulanabilir olmasının,beslemede önemi kaçınılmazdır.
KATI ARI YEMLERİ VE KOLONİ İLİŞKİLERİ
Polen, Polen Yerine Kullanılan Maddeler Ve Koloni Gelişimi Üzerine Etkisi
Polen yerine kullanılan maddeler, arıların ihtiyaçları olan bütün önemli besin maddelerini sağlamalarına rağmen,arıların çiçek tozu (polen)yemlerini ve larva gıdası salgılamalarını teşvik eden özel kimyasal maddeleri içermezler. Ancak, birçok durumlarda arılar,kullanılan bu maddeleri hızlı bir şekilde tüketirler. Bunun neden böyle olduğunu anlayabilmek için, polen yerine kullanılan maddenin tüketimi, polenin bulunup bulunmaması ve yavru yetiştirme arasındaki temel ilişkilerin neler olduğunu bilmek gerekir.
Kolonide Yavru Yetiştirme İçin İlk Uyarı Şekerin Alınmasıyla Başlar.
Koloninin şeker alıp tüketime başlamasıyla,ana arıda yumurtlama arzusu yaratan, kolonide yavru yetiştirme faaliyetinin başlaması ve devamını sağlayan ilk uyarı meydana getirilmiş olur. Bu uyarı, arılar bir bal özü kaynağı buldukları zaman doğal olarak,koloni şeker şurubuyla beslendiği zamanda yapay olarak meydana getirilmiş olur.
Şeker şurubu verilmek suretiyle ilk uyarı yapılmış olur. Şeker şurubu verilmek suretiyle meydana getirilen uyarının nasıl oluştuğu hakkında detaylı bilgiler bulunamamıştır. Ancak,bu olayın bal arılarında, koloninin varlığı koruma ve nesli devam ettirme gibi "koruyucular sistemi" ve ayrıca biyolojik mekanizmaları da içine alan bir davranış deseni olduğu kabul edilmektedir. Bu "koruyucular" koloniye herhangi bir yarar sağlamayan veya koloniye zararlı olan faaliyetlerde,koloninin enerji kaynaklarını boşuna harcama imkanını azalmada rol oynarlar.
Bu bilginin uygulamadaki sonucu şudur; Şeker almayan ve tüketmeyen yavru yetiştirme uyarısının başlaması ve devamı için kolonide sadece polenin ve polen yerine kullanılan maddelerin bulunması yeterli değildir
İkinci pratik sonuç da; yavru yetiştirmeyi teşvik etmek için, polen yerine başka maddeler kullanmaya karar veren arıcılar, aynı zamanda kolonilerine şeker kaynağı da temin etmek zorundadır.
Polenden Mahrum Normal Kolonilere, Yalnız Polen Yerine Kullanılan Maddelerin Verilmesi, Kolonide Yavru Yetiştirmenin Başlamasını Ve Sürdürülmesini Sağlayamaz.
Koloninin şeker tüketimine bir cevap olarak ana yumurtlamaya başladığı zaman, kovanda çiçek tozunun varlığı sayesinde, normal yavru faaliyeti de başlatılarak sürdürülür. Bununla beraber, eğer kolonilerde polen yoksa, sadece polen yerine kullanılan maddelerin verilmesi, arıların yavru yetiştirme faaliyetine başlayıp ve yavru yetiştirmeyi sürdürmelerine yeterli olmaz. Gerçekten böyle durumlarda arılar, herhangi bir kuru madde karışımına, ölçülebilir bir miktarda tüketemezler. Yumurtalardan larvalar çıksalar bile, çıkan larvalar beslenemeyeceklerinden, yumurtadan çıktıktan kısa bir süre sonra açlıktan ölürler.
Kullanılan yeme, %10-20 düzeyinde polen ilavesi, yemi arılar için cazip getirerek tüketimini kolaylaştırır. Arılar bu tip yemi kolayca tüketirler. Çünkü polen ilavesi katı yemde bulunmayan özel uyarıcı maddeleri sağlayarak arıları cezbeder. Yemdeki bu değişiklik sayesinde hemen durum değişir. Yemin tüketimi hızlanır. Ana arının yumurtlama oranı normal düzeyine ulaşır. Kısa zaman içerisinde kolonide larva, pupa ve her yaşta yavrular görülmeye başlar.
Arılara çiçek tozu pastası verildiğinde de aynı sonuç meydana gelir. Arılar polen pastasını tüketerek larva gıdası salgılamaya başlarlar. Larva gıdası genç işçi arılar tarafından meydana getirilir. Salgıladıkları yavru gıdasında bulunması şart olan besin maddelerine olan ihtiyaçları gittikçe artarak salgılama işine devam ederler. Bu tip maddelere karşı büyük bir tüketim arzusu başlar. Arılar bundan sonra tükettikleri gıda maddelerini seçmede daha titizlik gösterirler . Kimi çiçek tozlarına göre,gittikçe bir arzuyla katı maddeleri tüketerek yavruları beslerler.
Açıklanan bu hususların uygulamadaki pratik sonuçlarını kısaca şu şekilde özetleyebiliriz. Yavru bulunmayan kolonilerdeki arılar,çiçek tozu yerine kullanılan maddeleri yemezler. Gerçekten, arıların kabul edebildiği bir katı yemin arılar tarafından tüketilmemesi, genellikle koloninin yavrusuz olduğunun bir işaretidir.
Herhangi Bir Kolonideki Yavru Yetiştirme Oranı, Yıl Boyunca Kovan İçerisinde Bulunan Polen Miktarına Bağlı Olarak Değişir.
Bu durum, daha önce açıklanan bilgilerin mantıki bir sonucudur. Çünkü, çiçek tozu, besleyici arıların yemlenme ve yavru yetiştirmeleri ile ilgili özel uyarıları meydana getiren kimyasal maddelerin tek kaynağıdır. Bu durum aynı zamanda,polen yerine kullanılan maddelerin arı beslenmesinde kullanılışının gerçek nedenini de açıklığa kavuşturmaktadır. Polen yerine kullanılan katı yemler, bal arıları için şart olan besin maddeleri yerine kullanılan bir kaynaktır. Bunun için, yalnız polen yerine kullanılan maddeler olarak kabul edilmeleri gerekir. Bu ifadeden katı yem maddelerin tam olarak polenin yerini tutmadıkları için bu besin maddelerinin değersiz olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Bu maddeler, normal kolonilerde,polenin bulunmadığı durumlarda,yavru yetiştirme konusunda arları uyarmazlar,uyarıcı etkileri yoktur. Fakat polenin kıt olduğu zamanlarda katı yemlerin kullanılması, diğer durumlara göre,koloninin çok daha yüksek düzeyde yavru yetiştirmelerini sürdürme imkanı sağlar.
Polen Yerine Kullanılan Maddelerin Tüketilme Oranı, Yetiştirilen Yavru Miktarına Bağlı Olarak Değişir.
Bu ifade aynı şekilde polen içinde geçerlidir. Çünkü,polen ve polen yerine kullanılan maddelerin her ikisi de arılar tarafından yavru yetiştirmek için tüketilir. Besleyici arılar tarafından salgılanan yavru gıdası miktarı,beslenecek yavru sayısına bağlı olarak değişir. Bunu da arıların ihtiyaçları izler. Çünkü larva gıdası içerisinde salgılanan besin maddeleri beslenecek yavru gıdası ile ilgili olarak değişir. Bunun için, polen ve polen yerine kullanılan maddelerin her ikisinin de tüketime oranı yavru yetiştirme oranına bağlı olarak değişir.
Polen Yerine Kullanılan Maddelerin Tüketilme Oranı, Yavrulu Alanın Konumuna Bağlı Olarak, Kovan İçerisindeki Yerine Göre Değişir.
Arıların çiçek tozu içerisinde bulunan özel uçucu kimyasal maddelere ilk cevapları; ihtiyaçları olan gıda maddelerini bulmak için, gömeç üzerinde şuraya buraya açık bir şekilde hareket ederek, " arama hareketi" yapmalarıdır. Gıda maddesinin yerini tespit ettikleri zaman, içindeki şekerler, su ve amino asitler gibi maddeler yemi yemelerini teşvik eder.
Polen yerine kullanılan maddeler, arılarda, " araştırma davranışını" meydana getiren bu uçucu kimyasal maddeleri içermezler. Bunun yanında, diğer besin maddelerine bolca sahiptirler. Arıların bu maddeleri bir rastlantı sonucu bulmaları, yemelerini teşvik eder. Bunun için, polen yerine kullanılan hamur şeklindeki yemler, kovan içinde, besleyici arıların yoğun şekilde bulunduğu ve sürekli gezindikleri gömeçlerin bulunduğu ve kolaylıkla bulunabilecekleri bir yere konulmalıdır.
Besleyici arılar normal olarak yavrulu gömeçler üzerinden fazla uzaklaşmazlar. Besleyici arıların büyük bir bölümü, " istirahat devrelerini " bu gömeçlerin üst kısımlarında geçirirler. Bunun için, katı yemler doğrudan doğruya arı salkımının bulunduğu çerçevelerin ortasında,çerçevelerin üst çıtası üzerine yerleştirilmesi, en uygun yerleştirme şeklidir (Teknik Tavukçuluk Dergisi - 1987, Sayı 57 )
EK BESLENME METERYALLERİ
Beslenme materyalleri; bal, polen, yağsız süttozu, yağsız soya unu, su, pudra şekeridir . Bu materyallerin yapımı için; ölçü, tartı aletleri ve çeşitli kaplara ihtiyaç vardır.
Ek Beslenme Materyallerinin Nitelikleri
BALIN; temiz, kaliteli, kaynağı belli hastalıksız, koloni ve peteklerden alınan ve fermantasyona uğramamış özellikler taşımalıdır.
ŞEKER; arı beslemesinde rafine edilmiş; pancar ve kamıştan elde edilen şekerin kullanılması gerekmektedir. Çeşitli kimyasal maddelerle karıştırılmış, boyanmış, pekmez şekeri, kahve renkli şekerler ve lokum şekerleri gibi şeker türlerinin kullanılması sakıncalıdır.
Bu tür materyallerin kullanılması halinde arılarda bir takım sindirim bozukluklarına neden olur ve hastalıklarına yol açar.
POLEN; Nemsiz, taze, küflenmemiş, fermantasyona uğramamış, kaynağı bilinen ve hastalıksız kolonilerde alınan polen kullanılmalıdır. Polen yerine ikame maddeler olarak; yağsız soya unu ve yağsız süttozunun kulanım tarihlerine dikkat edilmelidir.
SU; suyun katılması gerekli yemlere, temiz ve kaynatılmış olması gerekmektedir.
Bu materyallerin özelliklerine riayet edilmediği taktirde, kolonilerde beslenme bozuklukları ve hastalıklara neden olur.
Beslenme Materyalinin Yapımı
Günümüzde en çok kullanılan beslenme materyalleri;
Kek,
Bal,
Şurup ( şeker) ile besleme
Kek`in Hazırlanması
Kolonilerin miktarı ve koloni ihtiyaçlarına göre kek malzemeleri hazırlanır.
5.2.1.1. Kek Yapımı Formülü;
3 kg bal +1 kg polen + 6 kg pudra şekeri
3 kg bal + 1 kg yağsız süttozu veya 1kg yağsız soya unu +6 kg pudra şekeri
3 kg bal +6 kg pudra şekeri
Yukarıdaki oranlarda hazırlanan malzemeler bir kaba bırakılır, iyice karıştırılır, temiz süzme balı 60 C. Geçmeyecek şekilde bir su dolu kap içerisinde ısıtılır ısısı 30C.ye gelince ( hastalık var ise ) ilaç katılır ve karışım üzerine dökülür, daha sonra elle veya mekanik olarak, ekmek hamuru kıvamına gelinceye kadar yoğrulur ve hazır hale geldiğinde kullanılmaya hazır hale gelir.
Kek Kullanımı Hangi Durumlarda Tercih Edilmelidir ?
-Anaarının yetiştirildiği dönemlerde.
-Açlık tehlikesiyle karşı karşıya gelindiğinde ve uçuşların müsait olmadığı dönemde
-Uzun süre kovan kontrolü yapılmayan dönemlerde ( tabiat koşulları)
-Arının suya ihtiyacının en az olduğu dönemlerde.
Kek 'in Kolonilerde Kullanımı
Düz pasta biçimine getirilen kek kare şeklinde yağlı kağıt üzerine yayılır. Daha sonra uzun vadede kullanılacaksa mumlum kağıda sarılır ve dondurulur. Kek kullanılırken kovan açılır. Doğrudan yavrulu çerçevelerin üzerine bastırılarak yerleştirilir. Kurumasını önlemek için kağıt yüzeyi üste gerilir, burada dikkat edilmesi gereken nokta kek in mutlaka arının en yakınına, kolayca ulaşabileceği yere konulması gerekir Kek, kovan içerisindeki çanta şurupluklarla da verilebilir, bu yöntem özellikle sıcak dönemlerde tercih edilmelidir.
İlkbahar Beslenmesi İçin Şurup Formülü
1.) 4kg. bal+ 1kg şeker+ 3lt. su
2.) 1kg şeker+ 1lt su
3.) 1kg şeker+ 1/2lt su
4.) 1kg bal+ 1/2lt su
Beslenme
Beslenme Tarihinin Tespiti
İyi bir hasat yapılabilmesi için, yumurta petek gözüne bırakıldıktan sonra, 42 gün geçmesi gerekir. İlkbahar başlangıcından esas nektar akımı başlangıcına kadar olan zaman aralığında, arıların ister balları olsun isterse olmasın, uygun çevre şartlarında kendi doğal besin maddelerine uygun yemlerle beslenerek, hem açlıktan ölmeleri önlenir hem de kuvvetlendirilerek esas nektar akımına kuvvetli kadrolarla girmeleri sağlanır. Tarlacı işçi arı kadroları, çok kuvvetli olacağından doğadaki nektar ve polen kaynaklarından en ekonomik şekilde faydalanırlar. Nektar akımı mevsiminde, nektarı toplayan 21 günlük işçi arı sayısı ne kadar fazla olursa, kovana taşınan nektar o kadar fazla ve elde edilen bal o oranda yüksek olur. Böylece koloniler ; Kısa süreli nektar akımında yerlerine göre, daha fazla yararlanacaklarından yüksek verim sağlarlar.
Nektar akımının hangi tarihte başladığı deneyimli arılar tarafından bilinir. Beslemeye bu tarihten 5-6 hafta önce başlanırsa, Kolonilerin kuvvetli olarak nektar akımına girmeleri sağlanmış olur. Doğadaki nektar akımı bilinen tarihten 1-2 hafta erken veya geç başlayabilir. Bunun için, nektar başlangıcını kestirmek oldukça güçtür. Arıcılar mevsim başındaki şartları göz önünde tutarak, kendi özel kayıtlarını yöresel meteoroloji bültenleri ile karşılaştırarak, aşağı yukarı bir tarih belirleyebilir. Bu bilgilerin ışığı altında şu şekilde tarih tespit edebiliriz.
Bölgedeki esas nektar akımı döneminin haziranın son iki haftası ile Temmuz 'un ilk iki haftası olduğunu var sayalım. İşçi arı ömrünün son üç haftasında tarlacılık görevi yapabileceğine göre bir işçi arının nektar akımı devresinde en az bir hafta bal toplayabilmesinin mümkün olabilmesi için işçi arıyı meydana getirecek yumurtanın ana tarafından en geç 26 Mayıs 'ta ve en erken de 21 Nisan 'da petek gözüne konulması gerekir.
Böylece 21 Nisan 'da 26 Mayıs 'a kadar yumurtlayan yumurtalardan meydana gelecek işçi arılar, 1-4 haftalık bal akımı devresinde ergin tarlacı olarak görev yapabileceklerdir. 28 Nisan ve 12 Mayıs tarihleri arasında bırakılan gelişen işçi arılar esas bal akımı devresinde, aktif tarlacı olarak en fazla yararlanan arılar olacaklardır.
İlkbahar teşvik beslemesi, ister uygun çiçeklenme ve hava şartlarıyla olsun, isterse yapay olarak olsun, bu devrede üstün bir değer taşır. Bal üretimi sadece kolonideki 21 günlük işçi arı kadrosunun kuvvetli olmasına bağlı değildir. Ayrıca, Nektar ve polen kaynaklarının bolluğuna ve kalitesine ve devamlılığına, nektardaki şeker oranına, uygulanan tarım yöntemlerine, iklimin elverişli olmasına ve sonuç olarak arılıkta ve yörede bulaşıcı arı hastalıklarının bulunmamasına bağlıdır.
Sonbahar Beslemesinin Amacı :
Ana arıyı yumurtlamaya teşvik, Kolonileri, genç arı jenerasyonunu ile kışlatmak Yeterli kış yiyeceği sağlamak , Kışı en az kayıpla atlatmak , Hastalıklarla mücadelede, ilaçları kolayca arıya vermek, Yukarda belirtilen oranlarda malzeme hazırlanır, su kaynatılır ve soğumaya bırakılır.
Su ılıyınca, şeker veya bal ilave edilir, eriyinceye kadar karıştırılır. Şurup kesinlikle kaynatılmamalı aksi halde arılarda sindirim bozukluklarına ve hastalıklara sebebiyet verir.
Hazırlanan şuruplar çeşitli araçlardan yararlanılarak kolonilere verir. Çanta şurupluklar (kabartılmış) peteklerde verilerek şuruplama yapılmaktadır. Şurup, kovan içerinde verildiği gibi dışarıda da verilir. En ideal beslenme biçimi ;iç besleme olarak akşamüstü yapılmalıdır.
Dışarıda yapılan besleme yağmacılık tehlikesini meydana getirir.
Özetle;
-Gıdanın yetersiz olduğu durumlarda ek gıda temini
-Ana arıyı yumurtlatmaya teşvik
-Hastalıklarla mücadele ilaçlarının arıya kolayca verilmesi
-Kolonilerde gelişmeyi hızlandırmak
-Suni oğul elde etmek
-Arıyı geliştirip nektarın geldiği zamanlarda iyi ve çok bal elde etmek için
Kışlatmada Beslemenin Önemi
Yeterli kışlık yiyecekle ( bal ve polen ) kışlatmamış kolonilerin anaarısı ne kadar genç ve yumurtlayıcı olurlarsa olsun, işçi arı kadrosu ne kadar kuvvetli ve genç işçi arılardan meydana gelirlerse gelsinler, kışı uzun ve ağır geçen yörelerde yiyecek yetersizliğinden ölecekleri kışı atlatsalar bile ilkbaharda büyük kayıplar vererek çok zayıf kalacakları, kadrolarını geliştirip hasat mevsimine kuvvetli giremeyecekleri unutulmamalıdır. "Yeterli kış yiyeceği ve iyi bir kışlatma koloni hayatının ve bal üretiminin sigortasıdır".
Arıcılıkta, hastalıklı kolonilere rastlanmış ise yapacağımız beslenme, uygulanacak hastalığın cinsine göre ilaçlar, şurupla veya kek ile koloniye aşağıdaki miktar ve dozlarda verilmiştir.
BESLEMENİN ARI SÜTÜNE ETKİSİ:
Arı ürünlerinden besin maddece zengin olan arı sütü, ilk kez 1623 yılında sadece anaarı için üretildiği belirlenmiştir. İngilizce'de arı sütüne krallara özgü salgı anlamına gelen " Gelatine Reale", daha sonra ise " Royal jelly" adı verilmiştir. ( IANNUZI,1990). Arı sütü 5 - 15 günlük yaştaki işçi arıların alt çene ( mandibular ) ve boğaz bezlerinin ( hypophryngeal ) salgılarından birisidir. Beyazımsı veya hafif sarımsı renkte, pelte kıvamında kendisine has kokuya ve yakıcı bir tada sahip olup anaarının ve genç larvaların beslenmesinde kullanılır. Anaarı, larva dönem başta olmak üzere hayatı boyunca sürekli olarak arı sütü ile beslenerek günde kendi ağırlığına eşit miktarda ortalama 1500-2000yumurta bırakmaktadır. Bu olay arı sütünün yoğun besleyici içeriği sayesinde gerçekleşmektedir. Koloni popilasyonunun gelişiminin ve buna bağlı olarak arı ürünlerinin üretiminin temelinde yatan ana arıdır. Anaarının verimliliğini belirleyen faktörlerinin en önemlisini anaarının beslenmesinde kullanılan arı sütü olduğu bilinen bir gerçektir.
Arı sütü yapısında %40.9-49.75 protein, %7.59-15.18 yağ, %3.34-2.34 mineral madde (P, Na, K, Ca ve Mg ), % 20.39 invert şekerler (fruktoz, glukoz), amino asitler, bazı vitaminler (B,C,D ve E), hormonlar ve % 2.84 bilinmeyen maddeler ( WITHERELL, 1984 ) ile seks salgı bezlerini harekete geçiren gonadotropik hormonlar bulunmaktadır. Ayrıca arı sütü, zayıflamış organları, sinir hastalıklarını, kardiyovasküler yetersizlikleri ve bazı diğer hastalıkları iyileştirmek için kullanılmaktadır. ( YOIRISH,1977 )
Arı sütü konusunda gelişmiş ülkelerde yapılan bilisel çalışmalar yüz yıl öncesine dayanmaktadır. Ancak arı sütünün üretimi ve kullanımı konusundaki çalışmalar son 50 yılda önem kazanmıştır. Dünyada arı sütü üretiminde söz sahibi olan ülkelerden biri olan Çin'de 1993 yılında 1000 ton arı sütü üretimi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca bugün arı sütü Çin'de baldan sonra en önemli ikinci ana ürün olmuştur ( SHIBI, 1993 ).
Arı sütü insan sağlığı açısından birçok hastalıkların tedavisinde kullanılmasının yanında kozmetik sektöründe de geniş kullanım alanı bulmaktadır. Bu nedenle son yıllarda ülkemizde de arı sütüne olan talep gittikçe artmıştır. Ancak ülkenizde arı sütünün üretim, kalite ve işlenmesi konusunda günümüze kadar çok az sayıda çalışma yapılmıştır. ( BERKANT ve TUĞLULAR,1970; KARAALİ ve Ark., 1988;ARSLBAYRAKTAR,1995 ).
ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR
WITHERELL, ( 1984 ), 8-24 saatlik larvaların transfer edilmesi sonucunda transferden sonraki üçüncü gün sonunda her bir anaarı yüksüğünün 148-281 mg. arı sütü içereceğini bildirmektedir.
SLOW ( 1985 ), arı sütü üretimine besleyici işçi arıların yaşı, ırkı, mevsim ile aşılanan larva sayısı ve yaşının önemli düzeyde etki ettiğini, boş yüksük tabanına bırakılan larvalarda tutma oranının %76 olduğunu bildirmektedir.
TASANEE ( 1988 ), bal arısı kolonilerini polen ikame yemleri ile besleme şeklinin arı sütü ve anaarı üretimi üzerine etkisini araştırmak için koloni başına 60 adet larva transfer ederek yaptığı bir çalışmada tutma oranını %76.17, 3. Gün yaptığı hasat sonunda ise bir yüksükten ortalama 0.420 g arı sütü elde ettiğini bildirmektedir.
ZYTOON ve ark. ( 1988 ). Bal arısı kolonilerini polen ikame yemleri ile besleme şeklinin arı sütü ve anaarı üretimine etkili olduğunu bildirmişlerdir. Yapılan çalışmada yavrulu alanda yapılan beslemenin çıtalar üzerinde yapılan beslemeye göre %20-35 daha fazla arı sütü üretiminin olduğunu ve besin gereksiniminin de artığını göstermişlerdir. Ayrıca yavrulu alanda yapılan beslemenin arılarda hypophryngeal salgı bezlerinin gelişimini arttırdığı ve anaarı üretim kapasitesini yükselttiği bildirilmiştir. Yine aynı çalışmada polen ikame yemleri ve polen ile besleme uygulanan kolonilerden elde edilen arı sütünün yapısında ve anaarıların kalitesinde önemli bir farklılık görülmediğini, araştırma sonunda tutma oranının %66.7-86.7 arasında olduğunu bildirmişlerdir.
KAFTANOĞLU VE KUMOVA ( 1990 ),Çukurova bölgesi koşullarında yaptıkları bir çalışmada nisan, mayıs ve haziran aylarında aşılama randımanı sırasıyla %91.4, 83.3 ve 81.7 olarak saptamışlar ve Çukurova bölgesinin zengin florası ve ılıman iklimi nedeniyle özellikle ilkbaharda ana arı yetiştiriciliği için çok uygun bir ekolojik yapıya sahip olduğunu, anaarı yetiştiriciliğine Nisan ayı içerisinde başlanabileceğini ve Eylüle kadar devam edileceğini, büyük çapta ticari ve randımanlı anaarı yetiştiriciliğinin ise ancak nisan ve mayıs aylarında yapılabileceğini bildirmiştir.
SHENGMING ve ark. (1991), arı sütü üretimine etki eden önemli faktörlerden birinin kolonilere transfer edilen larva sayısı olduğunu, larva sayısı arttıkça yüksük başına düşen arı sütü miktarında düşme olduğunu, fakat toplam arı sütü miktarında artış sağlandığını bildirmektedirler.KAFTANOĞLU ve ark.,(1992), larva transferi yapılan başlangıç ve besleme kolonileri ne kadar güçlü olursa olsun bu kolonilere bir defada 30-45 arasında veya en fazla 60 aşılama yapılması gerektiğini, transfer edilen larva sayısı arttıkça tutma oranının düşmekte olduğunu bildirmektedir.
JİANKE and WEİTUA,(1995), Çin'de, mayıs ayında koloni başına 30-60 ve 120 adet larva aşılayarak larva tutma oranlarını sırasıyla %93.29, %95.22 ve %90.43, aynı guruplarda koloni başına toplam arı sütü miktarı ortalamalarını 12.47 ± 11.23g, 18.27 ± 4.9g ve 27.01 ± 11. 14 g olarak saptanmış ve yüksük sayısı ile toplanan arı sütü arasında pozitif korelasyon olduğu bildirilmiştir.
FUHAI ve ark.,(1993), haziran ve ağustos ayları arasında 1989-1991 yılları arasında aşılama çerçevesi verildiği sırada besleme yapmanın 1989,1990 ve 1991 yıllarında koloni başına ortalama koloni başına sırasıyla 100,120 ve 100adet larva aşılayarak yaptıkları bir çalışmada, ortalama tutma oranını sırasıyla %87.8,91.6 ve 85.2, koloni başına toplam arı sütü miktarını ise 14.67± 7.13, 24.2 ± 7.0 ve 23.5 ± 7.5 g olarak saptamışlar ve çevrede bal bitkileri olmadığı zaman ek besleme ile arı sütü üretiminin artırıldığı saptanmıştır.
Çin'de 1993 yılı mayıs ve ağustos ayları arasında 72 saatlik larva kullanılarak koloni başına 120 adet transfer yapılan bir çalışmada bir yüksükteki ortalama arı sütü miktarını 0.24 ± 0.06g, koloni başına ortalama arı sütü miktarını ise 26.04 ± 8.82g olarak saptamışlardır.( ANONİYMOUS,1993).
SHENGMING ve ark.,(1993), arı sütü üretiminin aşılanmış larva sayısıyla doğru orantılı olarak artma eğiliminde olduğunu, yüksüklerden ortalama 170-250mg arı sütü alındığını ve arı sütü üretiminin yüksük başına 280mg'ı geçerse yüksük sayısının arttırılabileceğini bildirmektedirler.
SHIBI VE ARK.(1993 b), Çin'de şubat ve ağustos ayları başında ZAU A hattı, Karpat Arısı (Apis Mellifera Carpatica) ve italyan arısı (Apis Mellifera Ligustica) arılarıyla her bir kovana 100 adet larva aşılayarak yaptıkları bir çalışmada tutma oranını sırasıyla %77.2, %48.5 ve %75.1, yüksükteki ortalama arı sütü miktarını 0.375± 0.03g, 0.232 ±0.03g ve 0.347 ± 0.06g ve koloni başına alınan ortalama arı sütü miktarını ise 31.4 ± 5.2g, 11.35 ±7.5g ve 278.9 ±5.2g olarak bildirmişlerdir. Ayrıca Karpat Arısının yöre koşullarından etkilenip fazla bir performans göstermediğini ve ZAU A hattı ile İtalyan arısının arı sütü üretimi için uygun ırklar olduğunu, çiçeklenme periyodu boyunca arıların floradan yararlanmasına paralel olarak üretilen arı sütü miktarında azalma veya artma olduğunu bildirmektedirler.
SHIBI ve ark., (1993 b), farklı besleme yöntemlerinin tutma oranına etkisini saptamak için yaptıkları bir araştırmada ; tutma oranını, transfer çerçevesi verilirken yapılan beslemede %91.6, hasattan bir gün önce yapılan beslemede %84.6, her gün yapılan beslemede %91.3 ve kontrol gruplarında ise %89.8 olarak saptanmıştır. Sonuçta transfer çıtaları verilirken yapılan besleme guruplarındaki tutma oranının, hasattan bir gün önce besleme yapılan guruplara göre %6.7 daha fazla olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca transfer edilen larva yaşının arı sütü verimi üzerine etkili olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca transfer edilen larva yaşının arı sütü verimi üzerine etkili olduğunu, 60 saatlik ve daha yaşlı larvaların arısütü üretimi amacıyla transfer edilmesinin uygun olmadığını, yüksek oranda arı sütü üretimi için, 12-24 saatlik larvaların transfer edilip arı sütünün transferlerden 72 saat sonra hasat edilmesini veya 48 saatlik larvaların transfer edilip arı sütünün 48saat sonra hasat edilmesi gerektiğini bildirmişlerdir.
SHIBI ve ark. ( 1993 c), aşılanan anaarı yüksük sayısının arı sütü verim ve kalitesi üzerine etkilerini araştırmak için Mart ve Eylül ayları arasında 4 ayrı arı hattı ile yaptıkları bir çalışmada; tutma oranını sırasıyla %87.78, %63.50 ve %75.47, bir yüksükte arı sütü miktarını ise 0.305g, 0.315g,0.281g ve 0.301g olarak bildirmişlerdir. Ayrıca arı sütü verimin yüksük sayısıyla doğru orantılı olarak belirgin bir artış gösterdiğini, yüksük başına düşen arı sütü miktarının göz sayısının artmasıyla belirgin bir şekilde düştüğünü belirtmişlerdir.
SHIBI ve ark., ( 1993 d ), aynı yaştaki besleyici arıları bir araya getirerek larva tutma oranı ve üretilen arı sütü miktarını araştırdıkları bir çalışma sonucunda 8 günlük işçi arıların bulunduğu kolonilerin oldukça düşük arı sütü üretimine ve tutma oranına sahip olduklarını, bu yaştaki arıların salgıladığı arı sütünün ekonomik bir değerinin olmadığını belirtmişlerdir. 24 saatlik larvaların kullanıldığı ve koloni başına 100 larva aşılandığı çalışmada 1989,1990 ve 1991 yıllarında ortalama tutma oranını sırasıyla %94.5, %94 ve %95 olarak, bir yüksükteki ortalama arı sütü miktarını ise sırasıyla 0.327g, 0.469g ve 0.346g olarak saptamışlardır.
GÜLER ve Ark., (1994 ), Türkiye'nin altı değişik yöresini temsil eden genotiplerle Çukurova Bölgesi koşullarında yaptıkları bir çalışmada Nisan, Mayıs, Haziran be Temmuz aylarında larva tutma oranı ortalamalarını sırasıyla % 79.51, %62.50, %96.88 ve % 77.43 olarak bildirmektedirler.
ARI SÜTÜ ÜRETİMİ İÇİN KULLANILACAK KOLONİLERE VERİLECEK KEK VE ŞURUBUN HAZIRLANMASI:
Beslemede kullanılan şurup 1:1 oranında ( 1birim su: 1 birim şeker ) hazırlanmıştır. Kaynamış su içerisine eşit miktarda şeker katılarak karıştırılmak suretiyle şekerin erimesi sağlanmıştır.
Kek ise 5 kg pudra şekeri, 1200ml glukoz, 200 gr süttozu ( %1 yağ, %35.9 protein, %52.3gr karbon hidrat ve 361.8 kcal/100g ) ve 50 g vitamin premixi ( A,B Komples, C,D,E,K Vitaminleri Niacin, Cal-D-Biotin, DL-Methionin, Fe, Mn, Zn, Co, Cu) kullanılarak hamur şeklinde hazırlanmıştır.
Her transfer döneminde aşılama çerçevesi verilen koloniler, bulundukları deneme grubuna göre 1lt şurup veya 1lt+300g kek birlikte verilmiştir. ( RESİM 1).
BESLEME GRUPLARINA GÖRE LARVA TUTMA ORANI
Tutan larva miktarıyla arı sütü üretimi büyük oranda ilişkili olup üretilen arı sütü miktarını doğrudan etkileyen en öneli faktörlerden birisidir. ( JIANKE and WEITUA, 1995). Koloninin gücüyle doğru orantılı olarak gözlerde bulunan arı sütü miktarı, transfer sayısı ve larva tutma oranıyla birlikte değişebilmektedir.
Araştırma kolonilerine üç dönemde transfer yapılmış olan larvaların tutma oranları kek+ şurupla beslenen gurupta %77.59±1.65, kekle beslenen gurupta %68.68 ± 3.23 ve kontrol grubunda ise %70.45 ± 0.86 olarak bulunmuştur (Çizelge 2). Bir koloniye transfer edilen larva sayısı bakımından değerlendirildiğinde, larva tutma oranları 30'luk transfer yapılan grupta %78.98 ± 2.94 ve 60'lık transfer yapılan grupta %65.50 ± 4.28 olarak saptanmıştır. Çizelge 3)
Çizelge 2-3'ün incelenmesinden, kek + şurup besleme grubunun diğer besleme gruplarına, 30'luk transfer grubunun 60'lık transfer grubuna göre üç dönem boyunca daha fazla larva tutma oranı oluşturduğu görülmektedir.
Beslemeye ait ortalamalar arasındaki farklılığı için uygulanan Duncan çoklu karşılaştırma testi sonucuna göre %1 önem düzeyde kek+ şurup grubu %77.59±1.65 ile birinci grubu, kek grubu %68.68±3.23 ve kontrol grubu %70.45±0.86 ile ikinci grubu oluşturmuştur.
Çizelge 2-3'ün incelenmesinden, kek+şurup grubunun kek ve kontrol gruplarına göre daha fazla larva tutma sayısı gerçekleştirdiği görülmektedir. Bu durum, kolonilerin arı sütü üretimi için ek besin gereksinimleri olduğuna ve bunun da dışardan karşılanması gerektiğine işaret etmektedir. Koloni gereksinimi karşılandığı zaman larva tutma oranında önemli oranda artış sağlandığı belirgin bir şekilde görülmektedir. Ek besin gereksinimi olan koloniler protein gereksinimlerini doğadaki polen kaynaklarından karşıladıklarından yalnız kekle beslemenin önemli olmadığı fakat nektar kaynaklarının yetersiz olması nedeniyle kek+şurupla beslemenin larva tutma oranına olumlu yönde etkisi olduğu saptanmıştır. Zira yalnızca kekle beslenen kolonilerin test sonucu kontrol kolonileri ile aynı grupta olması kekle beslemenin sadece koloni gereksinimi olan polene destek olduğunu ve arı sütü üretimini artıracak ek bir katkı sağlamadığını göstermektedir.
Araştırmada elde edilen larva tutma oranının GÜLER ve ark., (1994)'nın aynı bölgede yapmış olduğu çalışmada buldukları değerlerden düşük olması genotip farklılığı ve mevsim etkisinden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Ayrıca bu denemede diğer denemelerden farklı olarak her transfer döneminde 3 kez ve 3 günde bir hasat yapıldığından koloni yıpranması dolayısıyla larva tutma oranında düşme olmuştur.
Besleme gruplarına ait larva tutma oranları ortalamalarının ek yemlerle besleme yapan TASANEE (1988) ile ZAYTOON ve ark., ( 1988 )ile ve genel olarak ortalama tutma oranlarının ise SALOW ( 1985 ) ile uyumlu olması ek besleme ile belirgin bir ilerleme sağlanabileceğini göstermektedir
Larva tutma oranının, transfer edilen larva sayısının artmasıyla birlikte düşmesi ve test sonucu ayrı gruplarda yer almaları KAFTANOĞLU ve ark., ( 1992 )'nın bildirmiş olduğu larva tutma oranının transfer edilen larva sayısının artmasıyla birlikte düşeceği bildirişiyle uyum içindedir. Özellikle 60'lık transfer grubunun larva tutma oranının 30'luk transfer grubundan düşük olması bu bildirişi doğrulamaktadır.
Gerek KAFTANOĞLU ve KUMOVA(1960)'nın aynı bölgede yapmış olduğu ana arı yetiştiriciliği denemesinde gerekse JIANKE ve WEITUA,(1995) ve FUHAI (1993)'nin yapmış olduğu denemelerde larva tutma oranlarının bu çalışmadaki tutma oranlarından biraz yüksek olması, bakım ve transferlerin yeteri kadar hassas yapılamamasından veya transfer dönemlerindeki iklim koşullarının önceki yıllara göre daha yağışlı ve kapalı olmasından etkilenmiş olabileceği tahmin edilmektedir.
Larva tutma oranına ait olan verilerin istatistiki analizi ve bununla ilgili varyant analiz tablosu çizelge 4'te verilmiştir.
* P<0.05 düzeyine önemli ** P<0.01 düzeyinde önemli ns Önemsiz
Varyans analizi sonucuna göre, larva tutma oranı ile besleme ve transfer sayısı ile transfer sayısı x dönemler interaksiyonu önemli ( p 0.05 ) bulunmuştur.
Araştırmada elde edilen aşılama randımanlarının arı sütü üretiminde önemli mesafeler kat etmiş olan ülkelerdeki araştırıcılardan SHIBI ve ark.,( 1993 )'nın bildirişlerinden düşük olması arı sütü üretimine uygun arı ırkı ile çalışmanın tutma oranını önemli ölçüde yükselttiğini göstermektedir.
Larva tutma oranı üzerine dönemlerin etkisinin önemsiz olması ve Nisan ve Mayıs aylarında bölgede ekonomik bir şekilde arı sütü üretebileceği, yörede KAFTANOĞLU ve KUMOVA (1990)'nın yapmış olduğu araştırmada yöre için en uygun ana arı yetiştirme mevsiminin Nisan, Mayıs ayları olduğu bildirişiyle büyük bir uyum içindedir.Zira Nisan ve Mayıs aylarında larva tutma oranının yüksek olması, bu ayların gerek oğul mevsimi olması gerekse nektar kaynaklarının varlığı sebebiyle olmaktadır.
SONUÇ
Türkiye 4 mevsimi bir arada yaşayan birisidir. Bunun arıcılık açısından önemi büyüktür.
Akdeniz ve Ege bölgelerinde sonbahar ve kış mevsimlerinde de çiçekli bitkilerin bulunması , arı kolonilerinin nektar ve polen toplamasına olanak sağlamaktadır.
Arılar protein gereksinimini taze polenden karşılayabilmektedir. Ancak koloni gelişmesini hızlandırmak, kolonilerin ana nektar akımına kuvvetli bir populasyonla girmelerini sağlamak ve randımanlı bir üretim yapabilmek için veya KEK+ŞURUP ile beslemenin de yararının olduğu gözlenmiştir.
İlkbaharda yapılan ek beslemenin bal verimi, arı sütü ve yavru üretiminde etkisi oldukça fazladır.
Kolonileri sonbaharda sadece proteinli ek yemlerle beslemenin koloni gelişmesine önemli bir katkısının olmadığı, bununla birlikte verilen şurubun yavru üretimini ve polen toplama aktivitesini hızlandırdığı görülmüştür. Arı yetiştiricilerinin sonbaharda kolonilerini ŞURUPLA veya KEK+ŞURUP kombinasyonu ile beslemelerinin kış kayıplarını azaltacağı ve ilkbaharda daha güçlü kolonilere sahip olacaktır.
DERS – 3
Konu - 1 ANA ARI YETİŞTİRİCİLİ ve ÖNEMİ
Okuma Metni ANA ARI YETİŞTİRİCİLİĞİ
ANA ARI YETİŞTİRİCİLİ ve ÖNEMİ
Arıcılıkta amaç arı ailelerinin nektar akımı dönemlerinde doğada mevcut çeşitli kaynaklardan en yüksek düzeyde nektar ve polen toplayarak bunları değişik arı ürünlerine dönüştürmeyi sağlamaktır. Bu amaç ulaşmak için sürekli güçlü kolonilere sahip olmak gerekmektedir. Bu nedenle koloninin en önemli bireyi ana arı olmaktadır.bir koloninin göstereceği performans çok büyük ölçüde ana arı ve onun niteliği ile ilgilidir.
Kalıtsal yapının kaynağı olması nedeniyle koloninin gücü, çalışkanlığı, hastalıklara karşı duyarlı ve dayanıklı oluşu, iyi huylu veya hırçın olması,kışlama yeteneği, bal verimi, gibi özellikleri ana arıya onunla çiftleştirilen erkek arılara bağlıdır.
Kaliteli ana arıların yetiştirilmesi ve gelecek jenerasyonlara üstün kalıtsal özelliklerin aktarılması teknik arıcılığın en önemli uğraş alanlarındandır.İyi ana arı kötü olanlara oranla fazla döl üretirler.Genç analı olanlar daha az oğul verirler.Arıcılıkta yüksek verim düzeyini yakalamanın temel şartı kontrollü koşullarda yetiştirilmiş, nitelikli genç ana arı kullanmaktadır.
Arıcılığın gelişmiş ülkelerde kültür ırkı saf ve hibrit ana arı yetiştiriciliği arıcılığın ayrı bir üretim dalı haline gelmiştir.Sadece ana arı üreten büyük damızlık işletmeleri kurulmuştur.Özellikle ABD'nde 1850'li yıllardan itibaren başlanmış olan kontrollü ana arı yetiştiriciliğinin ülkemizde geçmişi 10-15 yıldan öteye gitmemektedir.
Bugün Türkiye'de üç milyonun üzerinde arılı kovan bulunmaktadır.Ana arıların iki yılda bir değiştirilmesi esas alınsa bile ülkemizde yılda 1,5 milyon adet nitelikli arıların yetiştirilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.Türkiye'de ana arı yetiştiriciliği yapan kamu kurumlarıyla diğer kurum ve kişilerin yıllık ana üretim miktarı toplamı en iyimser tahminle 75.000 civarındadır.Üretilen ana arı sayısı ihtiyacın ancak %5 kadardır.Diğer taraftan üretim yapılan ana arıların nitelikleri öteden beri tartışılan bir konudur.Sonuç olarak ana arı yetiştiriciliği arıcılığımızın temel sorunlarının başında gelmektedir.
Ana arı hayatının ilk iki yılında en üretken dönemini yaşar.Bu süreden sonra arının sperma kesesindeki spermaların azalması nedeniyle dölsüz yumurta oranı artar.Bu neden koloninin geleceği açısından ana arının yılda veya iki yılda bir değiştirilmesi son derece önemlidir.
Kontrollü şartlarda ticari ana arı üretimi bir kaç yıldan beri yapılmakta olup üretilen miktar ihtiyacın 1/5'ini karşılar.Ana arı satın alma imkanı olmayıp arıcılar ya yazlı anaları uzun süre kolonide tutmak zorunda kalmakta veya doğal yöntemlerle ana arı yetiştirmeye çalışmaktadırlar.
Doğal yöntemlerle ana arı yetiştirenler genellikle oğul vermeye hazırlanan kolonilerden bölme yaparak oluşan ana memelerini diğer kolonilere vererek gençleştirmektedirler.Verimsiz olan ana arılar erken ana arı yenilemeye giderler.
Kolonilerin verimini artırabilmek için ana arı yetiştiriciliğine önem verilmeli,kaliteli ana arı yetiştiriciliğine özen gösterilmelidir.Ana arı yetiştiriciliğinden amaç genetik değeri ve üstün özelliklerini ileriki jenerasyonları aktarabilen kolonilerden kaliteli ana arılar üretmektedir.Böyle arılar elde edebilmek için yapılacak şey isabetli damızlık seçimi ve uygun ana arı üretim yöntemleri kullanmaktır.
Arıcılık işletmesinin verimli çalışabilmesi için, kullanılan damızlık materyalinin yüksek vasıflı olmasına dikkat edilmelidir.Vasıflı damızlık ve materyal ise özelliği belli Kafkas, Karniyol, İtalyan gibi saf kültür ırkları, selekte edilmiş yöresel ırklar, yada saf veya çeşitli bileşimlerden elde edilmiş hibritlerdir.
Ana Arının Kolonideki Yeri ve Önemi
Bir bal arısı kolonisi incelendiği zaman değişik özellikler gösteren 3 bireyin varlığı göze çarpar.Bunlar ana arı, işçi arı, erkek arıdır.Erkek arının en çok olduğu oğul mevsimindeki sayısı koloni özelliğine göre 300-500, işçi arının ise yine çok olduğu bal mevsiminde koloni gücüne göre ortalama 20.000-60.000 arasında değişmesine karşın, ana arı kolonide genellikle 1 tanedir.Vücut yapısının işçi ve erkek arıdan uzun oluşu ile kovanda kolaylıkla tanınır.Kanatları kısa; karnı özellikle yumurtlamanın en hızlı olduğu dönemlerde oldukça uzundur.Bu özelliği nedeniyle uçma yeteneği fazla değildir.Karnın son segmentinden sonra, yalnızca kendin e rakip olacak ergin veya larva dönemindeki ana arıları öldürmek için kullandığı kıvrık bir iğne göze çarpar. Yaşam süresi kolonideki bireyler içerisinde en uzun olanıdır. Doğal koşullarda 5-7 yıl yaşayabilir. Ancak teknik arıcılıkta en verimli olduğu ilk iki yıldan sonra öldürülür ve koloniye yenisi verilir.
Ana arı kendi kendine beslenme yeteneğinde değildir. 5-15 günlük genç işçi arılarca salgılanan arı sütünün kendisine bakan işçi arılarca yedirilmesi ile beslenir.İşçi arı oluşumu için bırakılan yumurtalardan oluştuğu halde ovaryumları çok iyi gelişmiştir. Kuluçka çalışmalarının en yüksek olduğu dönemde günde 2.000-3.000 çok iyi koşullarda 6.000 kadar yumurta bırakabilir. Günde kendi ağırlığına eşdeğer ağırlıkta yumurta bırakabilme özelliği bütünü ile larva döneminde başlayan özenli bir bakım ve beslemeye, yeni çevre koşullarına bağlıdır.Arı bireylerinin kuluçka durumları incelenecek olursa;
Görüldüğü gibi larva döneminde ana arı 3 gün yerine 6 gün arı sütü ile beslenmekte ve bu ayrıcalıkla, o denli gelişmiş bir organizma toplam 16 günde gelişimini tamamlamaktadır. Çıkıştan sonra yalnızca arı sütü ile beslenmesi de yumurtlama özelliğinin devamını sağlamaktadır.
16.günde ana arı yüksüğünden çıkan genç ana arı 3-5 gün içerisinde çiftleşme uçuşuna çıkar.Bu esnada kendine özgü kokusu ve çıkardığı seslerle dans ederek erkek arıları davet eder ve uçuşa geçer. Kendisini izlemeyi başaran en güçlü erkek arı ile havada çiftleşir, sperm kesesini alır ve spermateka denilen sperm kesesine aktarır.Çiftleşme spermatekanın doluşuna kadar devam eder, bir uçuşta birkaç arı ile çiftleşme özelliğinde olduğu gibi yetersiz durumlarda izleyen günlerde de çiftleşme uçuşuna devam eder. 2-3 gün sonra yumurtlamaya başlar.
Koloni içerisindeki tek işlevi yumurtaları işçi arılarca hazırlanmış petek gözlerine bırakmak ve koloninin devamını sağlamaktır.Yumurtlama esnasında dar olan işçi arı gözlerine döllü, geniş olan erkek arı gözlerine ise dölsüz yumurta bırakır.
Bunlardan en uygun görüleni ise dar gözlere yumurta bırakma esnasında karnın sıkışması ile spermatekadan spermatozoanın çıkması ve yumurtayı döllemesidir.Ana arı yumurtlamadan başka dolaylı olarak koloninin yönetim işlerini yürütür.Salgıladığı feromon hormonunun kokusu diğer bireylere kovandaki ana varlığını ve işlerin düzenle yürütülme zorunluluğunu anlatır.Ana arısız kovanlarda feromon hormonu bulunmayışı nedeni ile düzenli bir çalışma ve işbirliği söz konusu değildir.
6.2. Ana Arı Üretim Yöntemleri
Bal arıları, kovan içi ve dışında gelişen ve kendilerini zorlayan koşulların etkisi ile doğal olarak ana arı yüksükleri yaparak yeni ana veya ana arıları yetiştirirler.Ana arı üretiminde çeşitli nedenlerle yaptıkları bu yüksükler kullanılabileceği gibi, koloniler doğal yüksük yapmaya zorlanabilir.Teknik arıcılıkta arzu edilmemesine rağmen halen ülkemizde koloniler ana arı ihtiyacını tamamen bu yolla karşılamaktadırlar.
6.2.1. Doğal Yolla Ana Arı Üretim Yöntemi
Ana arısını çeşitli nedenlerle kaybetmiş koloni, yeni bir ana arı üretebilir. Eğer koloni ana arısını yeni kaybetmişse işçi arılar larvaların bulunduğu petek gözünden bir veya bir kaçını genişleterek örmeye başlarlar.16 gün sonra bu gözlerden ana arı yetişerek çıkar.Arıcı bunlardan yararlanarak ana arıları değiştirir.
Bir kovanın en önemli farkı ana arıdır. Ana arı genç, sağlıklı, iyi çiftleşmiş ve üstün vasıflı olması arıcılıkta ve her çeşit arı ürünü üretiminin de artmasında en önemli etkendir.Ana arı üretimi ve satışı özel bir arıcılık dalı olarak geliştirilmektedir.
Ana arısı kaybolan koloniler derhal yeni bir ana arı yapmazlarsa veya yapıldığı halde başarısızlıkla sonuçlanırsa kovanda yeni bir larva bulunmadığından ikinci bir üretim söz konusu olmaz ve koloni gücünü kaybederek kısa sürede söner.
Böyle durumlarda üreticilerce yumurtalı çerçevelerin verilmesi ile ana arı üretimi yeniden başlatılabilir.Ancak gerek larva döneminde ve gerekse yetiştikten sonra ana arının beslenmesini sağlayan arı sütünün salgılanması için 15 günden az yaşamış genç işçi arıların bulunması gerekir.
Ana arısı verimsiz veya sakat olan kolonilerde ana arı üretimi gerekli faktörler bulunduğu için daha kolay yürütülen bir işlemdir.Ana arı üretimi gerçekleştikten sonra eski ana arı bir grup arı ile kovanı terk eder. Buna baş oğul denir.Koloninin zayıf kaldığı durumlarda ise oğul vermeye izin verilmez ve ana arı öldürülür.Arı yetiştiricileri kendi gereksinimlerini karşılamak amacıyla koloninin doğal ana arı üretme özelliğinden yararlanarak küçük çapta bir ana arı yetiştiriciliği uygularlar.Genel olarak uygulamada güçlü bir koloninin ana arısı alınır ve kovanda ana arı yüksükleri yaptırılır.Krizalit dönemine geçişten sonra çerçevelerden kesilen bu yüksükler ya doğrudan anasız kovanlara veya çiftleştirme kovanlarının her birine birer yüksük olmak üzere yapıştırılır.
Yumurtalı Çerçeve Vermek
Petek gözlerinde günlük yumurta bulunan bir çerçeve anasız kovana verilerek, anasız kovan analandırılır. Bu şekilde verilen petekler işçi arılar tarafından birkaç tane işçi arı gözü çevrilir ve ana arı verilir.
Bu yolla analandırmada çerçeve verildikten sonra koloniye şurupla veya çiçekle beslemek ve de fazla rahatsız etmemek gerekir. Çerçeveyi arılığın en çalışkan, kuvvetli ve genç anaya sahip kovanından almak, çok iyi sonuç verir.Bu verilen yumurtaların 24 saati gedmemesi gerekir.Arıya yardım olsun diye bazı petek gözlerinin etrafını açmak ana arı memesi yapmasını kolaylaştırır.Bu şekilde elde edilecek arıların meydana gelecek işçi arı neslinin, nektar veya polen toplamaya başlaması için 65 günlük bir süre gerektiği unutulmamalıdır.
6.2.1.2. Ana Arı Gözü Vermek
Bu yöntemle daha kısa sürede analandırılabilir.Kapalı ana arı gözü derince bir petek parçası ile birlikte keskin bir bıçakla petek üzerinden kesilir.Bu göz derhal anasız koloninin çerçevelerinin orta kısmına, üst tarafa gelecek şekilde yapıştırılır. Şuruplama yapılır ve koloni fazla rahatsız edilmez.Gözler kesilerek veya çerçeveyle verilir. Kesilecek gözleri seçerken, irice ve ana arısı yakında çıkacak durumda olanların seçilmesine özen gösterilmelidir.Gözlerin uç kısmı koyu kahverengi veya kırmızımtırak renkte olması gözlerden çıkacağını gösteriyor.Koloniyi analandırmak için üç çeşit yöntem vardır.
Bunlar;
1.Oğul vermek için hazırlanmış gözler.
2.Ana arı yenilemek için hazırlanmış gözler.
3.Anasız kolonilerden yapılan yüksüklerden yararlanma.
Oğul Vermek İçin Hazırlanmış Gözlerden Yararlanma
Koloninin çoğalma içgüdüsü oluşturduğu, ana arının gözleri çıkışa birkaç gün kala diplerinden kesilerek bulundukları çerçeveden alınırlar.Bunların her biri analandırılacak kolonilere verilir.Kesilen gözler yavrulu çerçeveler üzerinde sırlanmış ya da sırlanması yakın olan yavru gözleri üzerine tutulması, ananın kabul ihtimalini arttırır.Oğul verme mevsiminde, oğul vermeye hazırlanan koloninin yoğunluğu ve yavru miktarı çok yüksektir.Bu koloniler bol miktarda nektar ve polen taşımaktadırlar.Oğul döneminde koşullar genellikle çok fazla miktarda arısütü üretimine uygun olduğu için ana arı olarak yetişerek larva çıkıştan itibaren yeterli bir beslenmeye alınırlar.Koloniye verildikten sonra çıkışını terkibinden döllenmeye ve yumurtlamaya başlayıncaya kadar takip edilir.
Koloni Anasını Yenilemek İçin Hazırlanmış Olduğu Gözlerden Yararlanma
Arılar doğal olarak yaşlanan ana arılarını yenilemek için kovanda ana arı memeleri yaparlar. Bunlar oğul vermek üzere yapılan memelerden kolaylıkla ayırt edilir.Çünkü,oğul vermek üzere oluşturulan memeler petek üzerine uzanmış olup, sayıları 1,30 kadardır.Ana yenilemek için yapılmış olan memeler ise petek kenarlarında yer almakta olup 1-5 kadardır. Ana yenilememeleri kovandan çıkarılması, koloninin sık sık ana arı memesi yapmasına neden olur. Bu aktivite, koloni yeter kuvvete, kaldığı sürece, yeni ana yumurtlayıncaya kadar sürer. Eğer koloni kuvvetli ve polen, nektar durumu elverişli ise, bir koloniden, bir kaç günde olgunlaşmış ana arı gözü alınabilir. Bütün gözleri çıkartacak olursak koloni, yeni ana gözü yapmaya devam eder. Yaşlı ana bu gözleri imha etmez. Yeni çıkmış ana bütün gözleri gözden çıktıktan sonra imha eder. Ana arı gözünün yapımında belli bir gün sonra gözden çıkmaya başlar. İlk çıkan ana diğer anaların çıkmasına izin vermez. Bunun için ilk olan gözler alınarak diğer gözlerin çıkmasına izin verir.
Anasız Kolonilerde Yapılan Yüksüklerden Yararlanma
Ölüm veya kaybolma gibi çeşitli nedenlerle bazen bir koloni anasız kalabilir.Ayrıca verimsiz, yaşlı veya sakat bir ana arı arıcı tarafından alınarak anasız bırakılır.Ya da anasız yapay oğullar oluşturulur.Arılar anasız olduklarını anlar anlamaz mevcut arı gözlerindeki yavrulardan veya larvalardan yararlanarak ana arı yüksükleri üretirler.Veya genç larvalı transfer yapılır, petekler verilir.
Ana arı üretmek için doğal yüksüklerin kullanılması yetiştirici kolonilerin uzun bir süre anasız kalmalarına yol açar.Ana arı üretimi kontrollü yapılmalıdır.
Kovanda Ana Arı Hücrelerinin Geliştirilmesi
Kovanda Doğal Ana Arı Hücrelerinin Geliştirilmesi
Ana arının salgı bezlerinden salgıladığı ana arı feromonu denilen ve yeni bir ana arının üretilmesini önleyen maddeye rağmen kovanda bazı işçi arılar ana arı hücresi yaparlar.Bu olay, ana arının sindirme ve kontrol çalışmalarının koloni fonksiyonları üzerindeki önemli etkiye sahip olmasına rağmen işçi arıların bireysel girişimleri ile ana arı yetiştirmek amacıyla seçtikleri larvaları özel beslemeleri olayıdır.Kontrol etkisine sahip salgı,ana arının diğer fizyolojik fonksiyonları ile bir korelasyon halinde etkisini gösterir.İşçi arıların ana arı yapma isteği kısa süreler dışında tamamen bastırılarak yok edilemez.Dolayısıyla ana arı hücresi yapımı beklenilmeyen durum değildir.
Doğal olarak kolonide ana arı hücresi geliştirildiği 3 hal durumunda görülür:Oğul mevsiminde oğul verme isteği hali;veya herhangi bir nedenle ana arının kaybı ve ana arının başarısızlığa uğraması halleridir.Bunlar:
Oğul içgüdüsü(1);
Ana arı değiştirme iç güdüsü(2);
Ve acil ihtiyaç veya yaşamsal içgüdü(3)dür.
Oğul İçgüdüsü
Ana arının fonksiyonları çok iyi olduğu halde, koloni populasyonunun çok artması canlı materyalin kontrolünde bazı aksamalara yol açar. Koloni populasyonunda ki bu artış, oğul verme içgüdüsünün harekete geçmesiyle oğul mevsimi boyunca peteklerin alt kenarlarında ana arı hücresi yapılarak geliştirilmesine neden olur.
Ana arı hücrelerinin yapılmasında, ana arının yaşlı olması ve oğul verme içgüdüsü hazırlayıcı nedenlerdir.Oğul mevsiminde ana arı temel yüksüğü şeklinde geliştirilen oluşumlara yaşlı ana arıların yumurta bıraktığı da görülebilir.Kısa süre sonra bu temeller üzerinde ana arı hücrelerinin şekillendiği ve büyütüldüğü bilinir.Oğul mevsiminde geliştirilen ana arı hücrelerinin sayısı koloninin gücüne ve soy karakterine göre değişir.
Ana Arı Değiştirme İçgüdüsü
Ana arının yaşlanmasını, fizyolojik fonksiyonlarının zayıflamaya başlaması veya ana arının hafifçe yaralanması gibi bir nedenle strese girmesi halinde; kolonide ana arıyı değiştirme yönünde faaliyet başlar. Ana arıyı değiştirmek amacıyla geliştirilen ana arı hücrelerinin sayısı oğul verme içgüdüsüyle yapılan hücrelerden daha azdır.Hücrelerin geliştirildiği yerler bakımından da farklılıklar vardır.Oğul verme amacıyla peteğin alt kenarlarında ve çok sayıda hücre geliştirildiği halde ana arı değiştirilmek üzere geliştirilen hücreler daha az sayıda ve peteğin genellikle yan yüzlerindedir.
Acil İhtiyaç İçgüdüsü
Yaşamsal içgüdü ile arılar, ana arının kaybı veya sakatlanması hallerinde acil ihtiyaçtan ana arı hücreleri geliştirirler.Kontrol mekanizmasının gerektiği gibi yapılmadığı bazı kovanlarda veya ana arının yerinin değiştirildiği kovanlarda arıların içgüdüsel olarak ana arı hücreleri geliştirdiği görülür. Bu acil ihtiyaç hücreleri için önceden bir hazırlık olmaması nedeniyle daha çok peteğin yan yüzlerinde bulunan genç larvalardan ana arı hücreleri geliştirilir.Larva etrafındaki petek gözü genişletilerek hücre temeli oluşturulur, larva özel beslemeye alınır ve ana arı yetiştirilir.Hemen hemen bütün arcıların uyguladığı, ilkbaharda 8-10 çerçeveye gelmiş kolonileri iki veya üçe bölerek arı çoğaltma yoluna başvurmaları ve yapılan bu ana arısız bölmelerin kendi başına ana arılar geliştirmesi, koloninin acil ihtiyaç içgüdüsü ile ana arı hücresi geliştirmesine bir örnek teşkil eder.
Doğal Olarak Yetişen Ana Arıların Kalitesi
Doğal oğul verme eğilimi sonucu geliştirilen hücrelerden çıkan ana arılar çok iyi kalitelidir. Çünkü koloni populasyonu çoğalarak doğrudan bu konuda üretim çabasına girmiştir. Ayrıca oğul mevsiminde erkek arılar çoğalmış; polen ve nektar akışı bol, oğul vermek için genel şartlar çok uygun haldedir. Buna rağmen doğal olarak ana arı yetiştirme, istenmeyen bir yöntemdir. Çünkü bu yolla yetiştirilen ana arıların kullanılması ilerde oluşan kolonilerde oğul verme eğiliminin artmasına neden olmaktadır. Oğul verme eğilimi artan koloniler yeteri kadar güçlenmeden oğul verme hazırlığına başlamaktadır. Ayrıca doğal olarak ana arıların yetişme sürecinde kolonide ana arının yumurtlamayı kesmesi sonucu çoğalmanın durması ve ürün kayıplarına neden olmaktadır.
Doğal içgüdüsel olarak veya ana arı değiştirme amacına yönelik olarak geliştirilen ana arı hücrelerinden çıkan ana arılarda kolonide önceden tasarlanması nedeniyle iyi kalitelidir. Bunun yanında koloninin içine düştüğü bir olumsuz koşuldan kurtulmak için acil ihtiyaçtan çok değişik yaşlardaki larvalarda geliştirilen ana arı hücrelerinden çıkan ana arılar ise kalitesizdir.
Ana arının kaybedilmesi, yerinin değiştirilmesi veya kazaya uğraması gibi acil hallerde doğal olarak geliştirilen ana arı hücrelerinden çıkan ana arılar iyi kalitede değildir. Çünkü bu hücrelerin geliştirilmesinde başlangıç materyali olan larvalar çok değişik yaşlardadır. Bunun iyi bilinmesi sonucu arıların büyük bir bölümü bu yolla yetişen ana arıları kullanmaktadır. Bu durumda çok değişik yaşlardan larvalar ana arı olmak üzere beslemeye alınarak ana arı hücreleri geliştirilmektedir. Bu yolla yetişen ana arılar kesinlikle kullanılmamalıdır.
Seleksiyon ve Damızlık Seçimi
Planlı bir ana arı yetiştirme programında ana arılar, kesinlikle yeni yetişen ana arıların yumurta ve larvalarından üretilmemelidir. Ana arı kovanın anasıdır ve sahip olduğu kalıtsal özelliklerini kolonisine aktarır.Çiftleşme sırasında erkek arılardan kazandığı özellikleri de kendi özellikleri ile kombine ederek işçi arılara verir. Bir bütün olarak koloninin performansı, ana arısı ile çiftleştiği erkek arıların genetik yapısına bağlıdır.
İşçi arıların kalıtsal özellikleri arıcıya koloninin değeri olarak yansır.Kendi ana arısını doğal olarak üreten arıcının üretim programında, yeniden analandıracağı kovanlar için ürün üretme potansiyeli yüksek olan kovanlardan ana arı yetiştirmek olmalıdır. Ana arı üretim materyalinde ekstradan küçük bir seleksiyon yapmak meydana gelecek yeni kolonilerin performansında çok şey kazandıracaktır.
Kolonilerine verim kayıtlarına sahip arıcı bu seleksiyonu ustalıkla yapar. Arıcılar genelde bal verimi ile ilgilenirler. Bal verimi kolayca tespit edilebilir. Fakat bunun yanında gerçek anlamda damızlık seçiminde ölçülebilen ana arının yumurtlama kapasitesi, işçi arıların ömür uzunluğu, koloni çalışkanlığı oğul verme eğilimi, hastalıklara dayanıklılık, hırçınlık ve depo besinini ekonomik kullanma gibi özelliklere de bakmak gerekir.
Bal verimine göre, her yıl %5-10 kadar koloni seçerek gelecek yılın damızlıkları oluşturur. Böylece birkaç yılda oluşturulan genetik tabandan daha detaylı kayıtlara baş vurularak ana arının yetiştirileceği ve erkek arı kaynağını teşkil edecek materyal seçilebilir.
Damızlıklar, hızlı çoğalan, çalışkan, hırçın olmayan ve bal verimi yüksek olan kovanlardan seçilir. Bunların ana arıları yumurta ve larva kaynağını oluşturur. Damızlık ana arı iki ana arı ızgarası arasında hazırlanan yumurtlama yuvasında kabartılmış bir petek hesap edilir. Ana arının 24 saat bu peteğe yumurtlaması sağlanır.Sonra dışa alınan petekte üç gün sonra arı yetiştirmeye uygun bir günlük larvalar hazır olur. Yerine başka bir petek verilir. Bu şekilde üretim süreci devam ettirilir.
Koloninin bal veriminde ana arı kadar onun çiftleştiği erkek arılarında rolü çok büyüktür. Bu nedenle ana arı üretiminde damızlık erkek arı üretim kovanlarının seçimi de önemlidir. Ana arı üretim programının başlama tarihinden 15 gün kadar önce damızlık erkek arı üretim kovanları da damızlık seçimi esaslarına göre seçilmelidir. Bu kolonilerin ürettiği erkek arı miktarını arttırmak için bal özü veya erkek arı gözü dediğimiz geniş hücrelere sahip petekler verilerek ana arıların dölsüz yumurta yumurtlaması sağlanır.
Erkek arı üretimine uygun hazır peteklerin bulunmaması halinde kovanlara yarım temel petek geçirilmiş çerçeveler verilir.Bu temel peteklerin alt kısmı arılar tarafından doğal geniş gözlü petek halinde tamamlanır ve bunlara ana arılar dölsüz yumurta bırakır. Bu yolla büyük miktarda erkek üretmiş olan damızlık kovanlar ana arı çiftleşme alanlarına yerleştirilir. Ana arıların seçilmiş damızlık erkek arılarla çiftleşmesi sağlanır.
Nitelikli ana arı yetiştirmenin ilk koşulu uygun damızlık materyalinin seçimidir. Ana arı yetiştirilmek üzere kullanılacak damızlık materyalinin alınacağı koloni ya da koloniler üretiminde en az bir yılını doldurmuş ve üzerinde durulacak özellikler bakımından aynı koşullarda tutulan diğer kolonilere göre üstünlüğü kanıtlanmış olmalıdır.
Damızlık seçiminde bal verimi, yumurta hızı, kuluçka alanı, petek işleri, uçuş etkinliği, yaşama gücü ve fizyolojik olarak vücut büyüklüğü, renk, dil uzunluğu, kıl örtüsü gibi morfolojik olarak da hırçınlık, yağmacılık eğilimi, oğul eğilimi, propolis toplama gibi bir takım özellikler dikkate alınır. Yukarıdaki esaslar dikkate alınarak damızlık kolonilerden ana arı üretiminde kullanılacak yumurta ve genç larva sağlanabilir. Döllenmede damızlık için erkek arılar da seçilmelidir. Ekonomik değer taşıyan ırklar içinde Kafkas, Karniyol, İtalyan esmer arılardır. Bu ırklardan Kafkas ve Karniol arıları siyah İtalyan arısı sarı Kafkas ve Karniol sakin İtalyan arısı hırçındır.Kafkas arısı fazla propolis taşır.
Kafkas, İtalyan ve Karniol arıları damızlık olarak seçilmiş ve seleksiyon çalışmalarına alınarak her ırkın bilinen karakterleri açısından stabil (ileri Generasyonda açılma göstermeyen) nesiller edilmiştir.
Ana Arı Üretim Mevsimi
Ana arı yetiştirmeye erken ilkbaharda erkek arı üretiminin başladığı çevrede bol çiçeklenme olduğu ve koloni populasyonunu genişletmeye başladığı, çevrede bol çiçeklenme olduğu zaman başlanabilir. Bu şartlarda ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye değişir. Genel olarak subtropik bölgelerde şubat sonu ve mart başında ılıman bölgelerde ise Nisan-Mayıs aylarında başlanabileceği söylenir. ana arı üretim mevsiminde bakire ana arının yeterli sayıda erkek arı çiftleşmesinin garanti etmek için yörede yeterli miktarda erkek arı bulunmalıdır. Koloniler, bölgeden bölgeye değişen oğul verme periyodundan doğal ana arı gözleri yapma ve ana arı yenileme eğilimi gösterir. Ana arı üretimi ancak erkek arı üretiminin durmasından önce yapılır. Subtropik bölgede Mart ayında Eylül ayına kadar yetiştirilir. Ana arı yetiştirme yöresinde en az 3.000-5.000 erkek arı olmalıdır. Çiftleşme alanında erkek arı sayısı yeterli olmadığı zaman ya ana arı üretimine son verilmeli veya erkek arı üretimini arttırmak için bazı çareler aranmalıdır. Ana arı üretim mevsiminde yörede bol miktarda polen ve nektar üreten bitkiler bulunmalıdır.
Çok değişik ana arı yetiştirme yöntemleri vardır. Ancak pratikte bu yöntemde sadece bir kaç tanesi kullanılmalıdır; Kaliteli ana arı yetiştirilmesi sağlanmalı uygulaması kolay ve verimli olmalıdır. Arıcı iyi çalışkan tekniği kullanmalıdır. Arı kontrolü olarak suni yolla üretimde esas; damızlık ailelerin seçiminden sonra bunlardan elde edilecek larvaların içlerinde bulundurdukları petek ile birlikte veya doğrudan doğruya alınıp ana arı memelerini aşılamak ana arısız bırakılmış yetiştirici ailelere vermektir.
Bu sistem daha önce hazırlanmış ana arı gözlerinden bakılıp beslenen analar gelişimlerini tamamladıktan sonra çiftleşme kovanlarına nakledilirler. Çiftleşme uçuşu ile doğal olarak veya suni tohumlama ile yapay olarak döllenen analar satış için muhafaza edilirler.
Basit Ana Arı Yetiştirme Metotları
Ana arı yetiştirmenin planlanması ve uygulanmasındaki birinci aşama; Arıların ana arı yetiştirme dürtüsünün başlama şartını yapay olarak meydana getirmektir. Sonra arıcı başarılı olmak için bütün uygulamaları kontrol altında tutmalıdır.
Demaree Metodu
Arıcılığı hobi olarak yapanların veya küçük arıcıların kolayca uygulayacağı bir metottur. Metodun esası, Demaree oğul kontrol yönteminde oluşan ana arı hücrelerinin ana yetiştirmede kullanılmasıdır. Bu metodun uygulanması en az 10 çerçeveye gelmiş ve oğul vermek amacıyla ana arı hücreleri geliştirme hazırlığına başlamış kovanlarda uygulanır. Demaree metodunda ana yumurtalı ve genç larvalı bir petek ile kovanın kuluçkalık katında sol kenara konur. Yanına 9 adet boş petek veya temel petek gerilmiş çerçeve konur. Kuluçkalık üzerine ana arı ızgarası ve ballık katı yerleştirilir. 9 adet yavrulu petek ballık katına yerleştirilerek şurup ile beslenmeye alınır. Arılar ballık katında anasızlık hissiyle ana arı hücreleri geliştirmek üzere hemen faaliyete başlar.
Geliştirilen ana arı hücreleri çok iyi kalitelidir. Normalde burada oluşan ana arı hücreleri kesilerek atılmak suretiyle oğul kontrol yöntemi olarak kullanılır. Ancak ana arı yakın bir zamanda tek tek kesilerek hazırlanan ruşet kovanlara veya yapılan bölmelere dağıtılır.
Teknik Ana Arı Yetiştirme Metotları
Geniş kapsamlı teknik ana arı yetiştirme metotları, ticari amaçla çok fazla sayıda ana arı yetiştirme operasyonlarıdır. Ticari ana arı yetiştirme de Demaree metoduna göre daha karmaşık ve daha fazla canlı arı materyaline sahip olmayı gerektiren ve çok daha etkili metotlar kullanılır.
Bu uygulamalarda birinci aşama özel ekipmanlarla yeterli miktarda ana arı hücresi elde edilmesidir. Bu sonuca değişik araştırıcılar tarafından geliştirilen ve araştırıcı isimleriyle anılan metotlar ile ulaşılır. Bütün bu metotlarla işe damızlık ana arının seçimi ve ana arının yavru alanının ortasında hazırlanan özel yerde, istenilen peteğe, miktarda istenilen yumurta bırakmasıyla başlanılır.
Alley Metodu
Metot Alley tarafından geliştirildiği için onun adını almıştır. Seçilen damızlık kovanı yumurtlama yerine temel petek geçirilmiş kabartılmış petekli bir çerçeve verilerek ana arının yumurtlaması sağlanır. Damızlık ana arı tarafından yumurtlanmış ve uygun yaşta larva içeren petekten seçilen larvalar petekten bir hücre genişliğinde şeritler halinde kesilir. Kesilen şeritlerdeki larvalar 18-20 saat yaşlıdır ve hücre duvarı açıklığı 5,2 mm. civarında olan işçi arı hücre temel petekle üzerinde yar almıştır. İkinci aşama bu şeritleri normal çerçeve içine monte edilmiş ekseni etrafında dönebilen çıtalar üzerine yapıştırılarak her üç larvadan ikisinin alınmasıdır.
Metodun uygulanmasından sonraki aşama, şeritler halinde kesilen bu petek parçaların hücre kaidesi çıtalar üzerinde hücrelerin geliştirileceği yüzlerin aşağıya bakacağı konumda özel hazırlanmış ana arı üretim kovanında orijinal ana arı hücreleri geliştirilir. Bu metot istenilen yumurtalardan veya seçilen larvalardan ana arı yetiştirme olanağı vermektedir. Hücreler ana arıların çıkmasın yakın bir zamanda tek tek kesilerek ruşet kovanlara veya yapılan bölmelere dağıtılır.
Bu yöntem boş bir gömeç güçlü bir koloninin kuluçkalığında merkezi bir yere yerleştirilir ve bu gömeçte kuluçka çalışmalarının başlaması sağlanır. Larvalar 1-1,5 günlük olunca kovandan alınır. Daha sonra bu gömeç ortada bir sıra bırakılarak bitişik iki sıranın ortasından keskin ve ılık bir bıçakla kesilmek suretiyle şeritlere bölünür. Petek şeritlerinin bir yüzeyi kazınır, bozulmamış yüzeydeki gözlerden sırayla ikisi imha edilerek birisi bırakılır. Bu şekilde hazırlanan şeritler eritilmiş mum ve reçine karışımı ile uçlardan tahta çubuklara yapıştırılır ve alttan 1/4' ü kesilerek alınmış çerçevelerin altına yerleştirilir. Larva içeren gözleri aşağı gelecek şekilde hazırlanan bu çerçeveler yüksük yaptırılacak güçlü kolonilere yerleştirilir ve ana arı yüksükleri yapımı sağlanır.
Metodun uygulanmasından sonraki aşama, şeritler halinde kesilen bu petek parçaların hücre kaidesi çıtalar üzerinde hücrelerin geliştirileceği yüzlerin aşağıya bakacağı konumda özel hazırlanmış ana arı üretim kovanında orijinal ana arı hücreleri geliştirilir. Bu metot istenilen yumurtalardan veya seçilen larvalardan ana arı yetiştirme olanağı vermektedir. Hücreler ana arıların çıkmasına yakın bir zamanda tek tek kesilerek ruşet kovanlara veya yapılan bölmelere dağıtılır.
Bu yöntem boş bir gömeç güçlü bir koloninin kuluçkalığında merkezi bir yere yerleştirilir ve bu gömeçte kuluçka çalışmalarının başlaması sağlanır. Larvalar 1-1,5 günlük olunca kovandan alınır. Daha sonra bu gömeç ortada bir sıra bırakılarak bitişik iki sıranın ortasından keskin ve ılık bir bıçakla kesilmek suretiyle şeritlere bölünür. Petek şeritlerinin bir yüzeyi kazınır, bozulmamış yüzeydeki gözlerden sırayla ikisi imha edilerek birisi bırakılır. Bu şekilde hazırlanan şeritler eritilmiş mum ve reçine karışımı ile uçlardan tahta çubuklara yapıştırılır ve alttan 1/4' ü kesilerek alınmış çerçevelerin altına yerleştirilir. Larva içeren gözleri aşağı gelecek şekilde hazırlanan bu çerçeveler yüksük yaptırılacak güçlü kolonilere yerleştirilir ve ana arı yüksükleri yapımı sağlanır.
Miller Metodu
Bu metotta V şeklinde veya uç tarafı üçgen olacak şekilde kesilmiş temel petekler kullanılır. V veya ucu üçgen kesilmiş peteklerden dört parça bir çerçeveye yerleştirilir. Bu çerçeve damızlık kovandaki ana arının yuvarlandığı yere verilir. Şurup ile beslenen bu kovanda işçi arılar süratle bu petek parçalarını kabartarak ana arının yumurtlamasını sağlarlar. Yumurtlamayı takiben buradan alınarak özel hazırlanmış ana arı üretim kovanına konulan bu petekte çok uygun halde aynı yaşlı larvalardan ana arı yetiştirmek mümkün olur. Üretim kovanında peteğin kesilmiş V kenarları boyunca çok sayıda ana arı hücreleri geliştirilir. Bu hücreler ana arının çıkmasına yakın bir zamanda tek tek kesilerek ruşet kovanlara veya yapılan bölmelere dağıtılır.
Bu yöntemde boş bir çerçeveye yaklaşık 5 cm. boyunda ucu üçgen şeklinde kesilmiş temel petek parçaları takılır ve güçlü bir kovanın merkezi bir yerine yerleştirilir. Bir kaç gün sonra petek parçalarında kuluçka çalışmaları başlayınca koloni ana arısı alınır ve bu çerçeve üzerinde doğal ana arı yüksükleri yaptırılır.
Hopkins Metodu
Bu metot çok iyi kalitede ana arılar üretmek için kendi adıyla anılan bir metot geliştirmiştir. Miller metodunda olduğu gibi temel petek geçirilmiş olan çerçeve damızlık kovana verilir. Bu petekteki damızlık ana arının yumurtalarından oluşan larvalar uygun yaşa geldiğinde petek yerinden alınır. Peteğin seçilen yüzündeki her üç sıra larva içeren petek gözlerinden iki sıra larvaları ile birlikte çıkarılır. Bu çıkarma işlemi petek yüzünde yatay ve dikey her iki doğrultuda uygulanır. Sonra petek özel taşıyıcısıyla işlem görmüş yüzü aşağıya gelecek şekilde özel hazırlanmış üretim kovanına yerleştirilir. Arılar petek yüzünde bırakılan larva gözlerinin etrafını çıkarılan petek gözleri boyunca genişleterek ana arı hücrelerini inşa ederler.
Bu peteğin yerleştirileceği özel tutucu için sıradan ballıklarda veya özel ballık katında konulacağı yer hazırlanır. Bu yerin çevresi, cep gibi yalıtım materyali olarak açık yavrulu ve genç işçi arılı peteklerle çevrilerek korunmalıdır.
Aşılama (Doolittle) Metodu
Ana arı yetiştirmede kullanılan materyale göre aşılama veya doolittle metodu olarak evrensel isimler verilir. Bu metot hemen hemen bütün ticari ana arı yetiştiricileri tarafından kullanılır. Çünkü üretim sürecinin tüm aşamaları arıcı tarafından hazırlanmakta ve kontrol altında tutulabilmektedir. Gelişmeler tamamen arıcının inisiyatifindedir. Bu metotla yapay olarak hazırlanan ana arı temel yüksükleri kullanılır.
Bu yöntemde ana arı üretiminde istenilen düzeyde başarıya ulaşabilmek için aşağıdaki hususlara dikkat etmek gerekmektedir.
1.Seçilen damızlık koloniden 24 saatlik veya daha küçük larvalar bulunmaktadır.
2.Yapay ana arı gözleri hazırlanmalıdır.
3.Yapay ana arı gözlerine konulacak larvaların beslenmesinde kullanılacak yeterli miktarda arı sütü üretilebilmesi için yetiştirici koloniler yeterince güçlü olmalıdır.
4.Larvalar damızlık koloniden yetiştirme kolonilerine aktarılması sırasında zedelenmelerine özen gösterilmelidir.
5.Yetiştirici koloniler gelişme dönemi boyunca arı sütü üretebilmeleri için şurup veya kekle beslenmelidir.
6.Yetiştirici koloniler uygun sıcaklıkta olmalıdır.
7.Yetiştirici kolonilerden çiftleşme kovanlarına aktarmada zedelenmemelerine özen gösterilmelidir.
8.Çıkan ana arının bakımı için çiftleştirme kovanlarında yeterli işçi arı bulundurulmalıdır.
9.Çiftleştirme ana arılar sürekli kalacakları kovanlara verilinceye kadar uygun şartlarda saklanmalıdır.
10.Çiftleştirilen ana arılar sürekli kalacakları kovanlara verilinceye kadar uygun şartlarda saklanmalıdır.
Doolittle metodu zor olmakla beraber deneyim gerektirmektedir. Yapılacak işler çok iyi planlanmalı ve damızlık yetiştirme başlatıcı ve bitirme kovanları ana arı üretim sahasına geliştirilmelidir.
OKUMA METNİ
ANA ARI YETİŞTİRİCİLİĞİ
GİRİŞ
Arı yetiştiriciliğinde verim alabilmek için; kullanılacak damızlığın bölgeye adapte olabilen ve genetik potansiyeli bilinen ırk olması temel kuraldır.
Ülkemizde Doğu Anadolu, Karadeniz, İç Anadolu ve Ege-Akdeniz bölgelerimizin iklimleri birbirlerinden fevkalade farklılık arz etmektedir. Özellikle bu dört bölgemizin her birisinde yüzlerce yıldır yaşamakta olan arı kolonileri kendilerini bu bölgelerin iklim ve florasına öylesine adapte etmişlerdir ki; her bölgede, o bölgenin iklim ve florasından kaynaklanan ırklar oluşmuş ve bu ırklar fizyolojik olarak değişik davranışlara sahip olmuşlardır.
Flora ile olan ilişki sadece fizyolojik davranışlarda kalmamış, arıların morfolojisini de etkilemiştir ve Kafkas arısının hortumu üçgül çiçeklerinin derinde olan deniz arıları orman gülündeki kumarın maddesine dayanıklı hale gelmiş, İç Anadolu Arısı Mayıs- Haziran ayı çiçekleri nektar akımından hızla faydalanmaya adapte olmuş, Muğla arısı ise Eylül-Ekim aylarında çam balına adapte olduğundan bu mevsime endekslenerek hızla çoğalmaktadır.
Son 30-40 yıldır gezginci arılarımız daha çok bal almak düşüncesi ile kolonilerini, çiçeğin olduğu ülkenin her yerinde gezdirmektedirler. Her bölgenin eko tipi olan yerli arılar, gezginci arıcıların arıları ile oğul mevsiminde melezleşerek yıllar yılı yörelerine adapte olarak doğal seleksiyon sonucu verimli hale gelen eko tipler gezginci arılar ile melezleşmişlerdir. Ana arıların, 3-8 km. çevrede uçuş sırasında çiftleşmesi doğal davranış olup; melezleşme kaçınılmaz bir sonuç olmuştur. Yıllardır devam eden kontrolsüz melezleşme sonucunda da verimsizlik ve dejenerasyon görülmüştür. Sonuçta çevre şartlarına dayanıklı eko tipler, gezginci arıcılık dolayısıyla orijinalliklerini koruyamamışlar, olumsuz karakterler ileri melez generasyonlarıda dominant karakter olabilmiştir. Sonuç olarak arıcılarımızın yaygın şikayetleri Orta ve Doğu Anadolu’da yazın nektar akımı döneminde çok hızlı yavru yapan ama bal stokla mayan, sonbahara çok yavrulu bol stoksuz giren, kış şartlarına dayanıksız ve ölen arı mevcudu oluşmuştur.
Ülkemizde, arıcılığın kurtuluşu gezginci arıcılık ile birlikte DAMIZLIK ANA ARI ÜRETİMİ VE DAMIZLIK ANA ARI KULLANIMIDIR.
SAF IRK, EKO TİP, HİBRİT, KULLANMA MELEZİ NEDİR?
Saf Irk :
Saf ırk olarak vasıflandırılan arılar; hem dünya üzerindeki orijinal olarak bulundukları bölge itibarı ile hem de fizyolojik ve morfolojik özellikleri nedeni ile diğer ırklardan ayrılırlar. Saf ırklar tür içerisindeki bireylerden oluşan birimlerdir. Ortak vücut özelliklerine sahiptirler. Bal arısı ırkları doğal seleksi yon sonucu oluşmuşlardır. Tek örnektirler. Her ırk doğal çevresine uyum sağlamıştır. Eski Sovyetler Birliği Tarım Bakanlığı´nın tüzüğüne göre “Bir ırkın kabul edilebilmesi için, aynı menşeli ve dış görünümleri aynı olan arıların oluşturduğu, en az 20.000 arı kolonisinin benzer biyolojik ve üretim karakterlerini taşıması gerekir. Bunların dört kuşak boyunca başka ırklarla kan bağı bulunmamalıdır.” denilmektedir.
Apis Mellifera Caucasica bir ırktır. Bu ırkın orijinal olarak bulunduğu bölge Kafkasya Dağlarıdır ve bu ırkın kendisine özel ve diğer ırklardan farklı olduğunu belirten fizyolojik ve morfolojik özellikleri bulunmaktadır. Apis Mellifera Carnica ve Apis Mellifera Ligustica da ayrı ırklardır ve özellikleri itibarı ile diğer ırklardan ayrılırlar. Saf ırk arılar birbirleri ile çiftleştiklerinde yavrular, sürekli her kuşakta ana ve babanın yani ırkın karakterini gösterirler. İleri kuşaklarda hiç bir değişiklik göstermezler. Saf yetiştirme ile özel bir ırkın ya da bir soyun içinde yakın ilişkili çiftleştirmeler yaptırarak, istenilen karakterler yoğunlaştırılabilir ve sabitleştirilebilir. Aynı zamanda istenmeyen özellikler de adım adım elemine edilir. Mevcut özellikleri şiddetle sınırlandırılmaktadır. Bu amaçla başka ırkların bulunmadığı tecritli bölgelerde yetiştirilirler ve kontrollü olarak kendi içinde çiftleştirilerek muhafaza edilirler. Böylece saf yetiştirilmiş ırklar başarılı melezleşeler için sağlam bir temel sağlar. BAL ARISI IRK BAKIMINDAN YA SAFTIR YA DA MELEZDİR. Saf yetiştirme tüm ıslah çalışmalarının temelini teşkil eder.
Eko tip :
Eko tip dediğimiz arıları ‘bir ırk bölgesinin içinde daha küçük lokal alanlarda bulunan saf ırkın bir alt grubu olan ve kendi içinde çok yakın özellikleri olan arılardır’ diyerek tarif etmek mümkündür. Apis Mellifera Carnica ırkı bilindiği gibi orijinali Avusturya Alplerinde bulunan bir ırktır. Bu ırk Avusturya, Almanya, Eski Yugoslavya ve daha birçok ülkede yaygındır. İşte Karniol ırkına ait olan, Aşağı Avusturya bölgesindeki arılara SKLENAR EKO TİPİ, Slovakya’daki arılar da BUKOVSEK EKO TİPİ dır.
Hibrit:
İki ayrı ırkın veya iki ayrı saf hattın veya ayrı bir ırkla değişik ırktan bir saf hattın, birbirleri ile melezleşmesi sonucu meydana gelen melezlere HİBRİD denir. Hibritler genelde kontrollü yapılırlar ve bunlara kontrollü hibritler adı verilir. En verimli koloniler hibrit kolonilerdir. Bu şekilde yapılan iyileştirme çalışması, ekonomik açıdan önemli karakterlerin birleştirilme imkanlarına dikkat edilerek hatasız yapılırsa ilk kuşak melez kolonilerin verimliliği ıslah materyali olarak kullanılan ebeveyn ırklara göre en az % 20 - 25 daha üstün olmaktadır. Ancak hibritlerde bu üstün verim yalnız ilk kuşaklarda alınabilmektedir. İleri kuşaklarda bu verim hızla düşer. Dünyada bilinen önemli hibritler vardır. Hibrit üreticiliği arıcılığın en teknik ve en ileri aşamasıdır. Çok külfetli ve ileri bir tekniğin uygulanmasını gerektirmesine karşın hibrit ana arıların kolonilerinden sağlanan yüksek verim bu külfete katlanmaya değer bulunmaktadır.
Hibrit üretmenin temel kuralları
Önemli hibritlerin ebeveynleri olan saf ırk ve saf hatlar elde tutulmalıdır.
Tanınan hibrit ana arıların üretilebilmesi için tanınan hibridin ebeveynlerinin hangi ırk, eko tip veya saf hat olduğunun bilinmesi gerekir.
Tanınan hibritlerin ebeveynlerinin ana arıları ve erkek kolonileri saf olarak üretilmelidir.
Tecritli çiftleşme bölgelerinde hibridin saf ebeveynleri bulundurulmalı ve çiftleşmeleri sağlanmalıdır.
Dünyaca tanınan önemli hibritler
Sterline : 1949´da ABD´de üretilmiştir. İtalyan arısının dört hat hibrididir.
Midnite : 1957´de ABD´de üretilmiştir. Kafkas soyunun dört hat hibrididir. Saf hat ebeveynlere göre % 130 - 200 daha verimlidir.
Buckfast : Br. Adam´ın İngiltere´de geliştirdiği bir hibrittir. Buckfast ana X Anadolu baba hırçın ve hareketli, Anadolu ana X Buckfast baba sakin ve uysaldır. Buckfast hibridi ebeveynlere göre % 128 - 151 daha verimli bulunmuştur.
Hibrid yetiştiriciliğinde ilk olarak yöreye uygun ve iyi kombinasyon verecek ırklar ya da hatlar seçilir. Her zaman istenilen sonucun alınabilmesi için, seçilen ebeveyn hatlar seleksi yon yoluyla, mümkün olduğunca ortak özelliklere kavuşturularak saflaştırılır, istenilen karakterler elde edilir ve sabitleştirilir. Bu saf hatların elde edilebilmesi için yapay dölleme gereklidir.
Kullanma Melezleri
Saf bir ırkın bakire ana arısının; yaşanılan coğrafi bölgede bulunan lokal kolonilerin erkek arıları ile çiftleşmesi ile elde edilen çiftleşmiş ana arılara kullanma melezi ana arılar denmektedir.
Burada bir nevi hibrid yetiştiriciliği yapılmakla beraber erkek kolonilerin ırk özellikleri bilinmediğinden ve bilinse bile tecritli çiftleştirme bölgesinde kontrollü çiftleştirme yapılmadığından bu ana arılara hibrid demek mümkün olmamakta, verimleri konusunda kesin bir ifade kullanılamamaktadır.
Tecritli çiftleştirme alanları tesis edemiyorsanız bu tür üretim kaçınılmaz olmaktadır.
Türkiye´de 1978 yılından bu yana yapılan ana arı yetiştiriciliği bu temele dayalı olarak yapılmaktadır. Ana hattı Kafkas olan kullanma melezi ana arılar yetiştirilmektedir.
Ana arılar Kafkas ırkından yetiştirilmekte, bu ana arıların çiftleşmeleri için normal yani değişik ırk ve melez kolonilerin bulunduğu yerlerde çiftleşmeleri sağlandığından erkek koloniler hakkında hiç bir şey söylemek mümkün olmamaktadır.
TÜRKİYE’DE HANGİ BÖLGELER İÇİN HANGİ IRK, EKO TİP VE MELEZLER ÜRETİLEBİLİR?
Başarılı bir bal üretim arıcılığı için arıcı aşağıdaki temel kuralları göz önünde bulundurmak zorundadır.
Birinci kural
Bal üretim arıcılığı yapacak veya yapmakta olan arıcı çalışacağı bölgede veya gezgincilik yapacağı bölgelerde başarılı ve verimli olan ırk, eko tip veya melez ana arılarla çalışmak zorundadır.
İkinci kural
Bu ırk, eko tip veya melez ana arılar gerek genetik özellikleri, gerekse yetiştirme kalitesi yönünden güvenilir olmalıdır. Bunun doğruluğu kontrol edilmelidir.
Üçüncü kural
Yukarıdaki şartlara göre belirlenen ana arılar güvenilir yerlerden temin edilemiyorsa; kimliği ve kalitesi bilinmeyen sıradan ana arılar kesinlikle kullanılmamalıdır. Zira istenen genetik özelliklerde ve kalitede olmayan ana arılar adaptasyon ve kalite problemlerinden dolayı verilen kolonilerin de ölümüne sebep olmaktadırlar.
Dördüncü kural
Bal üretim işletmeleri güvenilir ana arı bulamamaları halinde ihtiyaçları olan ana arıları kendileri üretmelidirler.
Üretilecek ana arıları kullanacak olan bal üretici işletmeler olduğuna göre konuya bu işletmeler açısından bakıldığında yukarıdaki durum ortaya çıkmaktadır. Kurulacak ana arı üretim işletmeleri bu ihtiyacı karşılayacak düzeyde olmalı. İşletmeler genetik materyal ve üretim kalitesi yönünden kendilerini eksiksiz programlamalıdır.
ANA ARI ÜRETİMİ
BAL ÜRETİM İŞLETMELERİNİN İÇİNDE ANA ARI ÜRETİMİ
Ana arı üretimini iki ayrı sistemde yapabiliriz. Bunlardan bir tanesi kendi arılığımızın ve komşu arılıkların ihtiyacı ana arıyı karşılayacak miktarda ana arı üretimi, bu üretim bal üretim işletmeleri içinde yapılabilen üretimdir. İkinci tür işletme ise bal üretimini hiç düşünmeden müstakil bir ana arı üretim işletmesi kurulmasıdır.
Bal üretim işletmeleri içinde yapacağımız üretimde, bildiğimiz bal üretim düzenimizi değiştirmeden arılıkta boş kalan zamanlarımızda bu işi yapmak sureti ile ana arı üretebiliriz.
Bu tür; yani bal üretim işletmelerinde ana arı üretimine başlanılarak, ana arı üretimini öğrenmek, teknik gelişme sağlayabildiğimiz takdirde ve ekonomik hesaplar tutuyorsa müstakil ana arı üretim işletmelerine geçmek en akılcı yol olarak görünmektedir.
Bal üretim işletmelerinde fazlaca bir ek masraf yapmadan bu tip ana arı üretimine kolayca başlanabilir.
En önemli imkanda bal üretim işletmelerinde arıcının boş zamanlarını değerlendirmesi bu üretimden de gelir elde edilebilmesidir.
Bir başka avantaj da bal üretim işletmelerinde ayrı bir çiftleştirme bölgesi ve erkek arı kolonilerini bu işe ayırma zorunluluğunun olmamasıdır.
Bal üretim işletmelerinde üretilecek ana arılarla çiftleşecek kadar erkek arı vardır.
Tabi ki bal üretim işletmelerinde üretilecek ana arılar hibrid veya saf ırk ana arılar olamazlar. Bu ana arılar arılıkta hangi ırk veya melez arılar varsa onlarla çiftleşeceklerdir.
Bal üretim işletmeleri içinde üretilecek ana arıların birinci jenerasyonu kullanma melezi ana arılar olacaklar, ikinci jenerasyonları % 90 saf damızlığın özelliğini taşıyacaklardır.
Ne gibi ek yatırımlara ihtiyacımız var?
Bal üretim işletmelerinde ana arı üretmek için iki temel ihtiyacımız şunlardır:
Ana damızlık saf ırk ana arılar:
Bu ana arılar ana damızlık üreten yerlerden temin edilirler ve bal üretim işletmelerinde sağlıklı ve kuvvetli kolonilere verilerek muhafaza edilirler. Üretilecek ana arıların miktarı ile ilgili olmakla beraber en az üç adet en çok on adet olabilir.
Çiftleştirme kutuları:
Çiftleştirme kutularının miktarı da yine yılda üreteceğiniz ana arı miktarına bağlıdır. Bal üretim işletmelerinde yan faaliyet olarak sürdürülecek bu üretim tarzında bir çitleştirme kutusundan yılda iki çiftleşmiş ana arı alınabileceği ön görülür. Bu nedenle bir yılda üretimi hedeflenen ana arının yarısı kadar çiftleştirme kutusuna gereksinim vardır. İki bölmeli çiftleştirme kutusu kullanılacaksa hedeflenen ana arı üretiminin dörtte biri oranında çiftleştirme kutusuna ihtiyaç vardır.
Bal üretim işletmelerinde ana arı üretiminin teknik faaliyetleri ticari ana arı üretimindeki teknik faaliyetlerin aynıdır. Tabii ki bu üretimde ana arı üretimine tahsis edilecek koloni miktarı kapasite ile ilgili olarak değişecektir.
Birkaç kolonilik arılıkta en basit yöntemle ana arı üretimi :
Bu yöntem en küçük bal üretim işletmesinde 10-20 kadar ana arı üretimi için tavsiye edilebilir. Bu yöntemi gözleri larva transferine uygun olmayan yaşlı arıcılarda rahatlıkla uygulayabilirler.
Ana arı üretimi arıcılığın faal olduğu her mevsimde yapılabilmesine rağmen çok küçük çapta ana arı üretimi bal akışının ve polen gelişinin yeterli olduğu günlerde yapılmalıdır. Aksi halde hem arıcının ana arı üretim tecrübesinin azlığı hem de uygun olmayan zamanlar üretimi olumsuz etkiler ve başarı düşük olur.
UYGUN BİR GÜNDE ( Bal akışının ve polen gelişinin olduğu bir gün)
İki bölmeli çerçeveli çiftleştirme kutularından alınan temel petekli, mümkünse kabartılmış 4 adet küçük çerçeve normal bir kovan çerçevesine yerleştirilir.
Çiftleştirme kutusundan alınan küçük çerçevelerin yerleştirildiği normal çerçeve damızlık koloniye, yavrulu çerçevelerin arasına verilir ve damızlık koloni beslenir.
Bakıcı koloni olarak seçilen koloninin güçlü ( en az 7-8 çerçeve yavrulu ) olması gerekir. Bu koloninin ana arısı alınır ve bu koloni de beslenir.
Ana arısı alınan ve bakıcı koloni olarak ayrılan koloninin yaptığı ana arı gözleri kesilerek temizlenir.
Damızlık kolonide üç gündür bekleyen çiftleştirme kutusu çerçeveleri takılı çerçeve damızlık koloniden alınarak kontrol edilir: Bu çerçevelerde damızlık koloninin ana arısının yumurtladığı günlük larvalar ve yumurtalar vardır. Eğer yoksa bu çerçeveler larva ve yumurtalar görülene kadar damızlık kolonide birkaç gün daha tutulurlar.
Damızlık koloniye üç gün sonra takılan yumurtalı veya larvalı çerçeve alınarak, ana arısız ve ana arı gözleri temizlenmiş olan bakıcı koloniye verilir. Üçüncü günde çerçevelerde yumurta veya larva yoksa bu işlem daha sonraki günlerde yapılır ve koloni beslenmeye devam edilir.
DERS – 4
Konu - 1 ARI ÜRÜNLERİ
Konu - 2 GEZGİNCİ ARICILIK VE BAL ARILARININ ZİRAİ MÜCADELE İLAÇ UYGULAMALARINDAN KORUNMASI
Konu - 3 ARI HASTALIKLARI VE ZARARLILARI
Okuma Metni AMERİKAN YAVRU ÇÜRÜKLÜĞÜ VE VAROA
ARI ÜRÜNLERİ
Ülkemizde arıcılık denilince esas olarak bal üretimine dayalı bir uğraşı akla gelmektedir. Balmumu üretimi ise arıcılık yapmanın doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Arıcılığı ileri gitmiş ülkelerde ise durum daha farklıdır. Bu ülkelerde arıcılık polinasyon, bal, balmumu, propolis, polen, arı sütü, arı zehri, ana arı, oğul, paket arı gibi ürünlerin üretimini kapsayan geniş bir tarım koludur. Hatta bu ülkelerde elde edilen her bir ürün çeşidine bağlı olarak üretim, işleme, pazarlama ve kullanım aşamalarını içine alan milli endüstriler ve sektörler oluşmuştur. Dünyadaki bu gelişmelere uyum sağlama açısından bakanlık bünyesinde son yıllarda yoğun çalışmalara başlanmıştır.
Ülkemizin gerçekte çok büyük bir arıcılık arı ürünleri potansiyeline sahip olmasına karşın, bizim bu durumdan yeterince yararlanamadığımız sonucunu çıkarmak mümkündür. Özellikle dünya bal üretiminde bu denli büyük bir yere sahip olan ülkemiz, yakaladığı bu büyük konuma karşılık, üretim ve pazarlama konusunda karşılaşılan teknik bilgi yetersizliği, amenanjman problemleri, organizasyon eksikliği, hileli üretim v.b. sorunlar nedeniyle hak ettiği yere ulaşamamıştır. Aynı durum diğer arı ürünleri olan polen, arı sütü, balmumu içinde söz konusu olmaktadır. Standartlarımızın dünya pazarında aranan kriterlerden farklı olması özellikle işleme ve pazara sunma aşamasında karşılaşılan uyumsuzluklar, ülke ekonomisi için büyük bir potansiyeli elinde tutan arıcılık sektörümüz için olumsuzluk arz etmektedir. Bu nedenle bir an önce standartların diğer pazar oluşturan ülkeler normlarına ulaştırılması ve bu yönde düzenlemeler yapılması, üretici sorunlarının çözülmeye çalışılmasına hız verilmelidir. Aksi taktirde artan potansiyel boşa gidecek, ülke ekonomisi için önemli bir kaynak oluşturabilecek olan arıcılık sektörü yeterince değerlendirilmeyecektir.
Başlıca Arı Ürünleri
Bal
Türk Gıda Kodeksi 2000/39 sayılı bal tebliğinde ‘’bal, arıların çiçek nektarlarını bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra kendine özgü maddeler karıştırarak değişikliğe uğratıp bal peteklerine depoladıkları tatlı madde ‘’ olarak tanımlanmıştır. Tanımından da anlaşılacağı gibi bal saf ve doğal olmalıdır.
Balın Bileşimi (Kimyasal Yapısı)
Genel olarak balın yaklaşık % 80’i değişik şekerlerden, % 17’si sudan meydana gelir. Geri kalan % 3’lük kısım başta enzimler olmak üzere diğer değerli maddelerden oluşur (Tablo 8).
Balda; demir, bakır, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, silisyum, alüminyum, krom, nikel ve kobalt gibi değerli mineraller vardır. Salgı balları mineral maddelerce daha zengindir. Bu özelliğinden dolayı tedavi amaçlı olarak ta kullanılırlar ve kristalize olmadıkları için tercih edilirler.
Protein açısından balda 17 adet farklı amino asit belirlenmiştir.
Balın yapısındaki enzimlerin bir kısmı bitkilerden bir kısmı da arının salgı bezlerinden gelir. Enzimler balın en değerli maddeleridir. Doğal ve ısıtılmamış ballarda enzim miktarı yüksek olup bu ballar kaliteli ve çok değerlidir. Bal ısıtıldığı oranda enzim değerinde kayıplar olur.
Balın Özellikleri
Balın Rengi: Bitkisel orijine, depolanma süresine ve koşullarına göre açık renkten koyu kahverengine kadar değişim gösterir. Balın berraklığı ve şeffaflığı ise içindeki polen ve diğer maddelerin yoğunluğuna bağlıdır. Ayçiçeği ve narenciye balları açık sarı, kestane bakı kırmızımtırak, okaliptüs balı grimsi kahverengi ve çam balı koyu yeşilimsi ve kahverengidir.
Balın Viskozitesi: Balın bünyesi ya da akıcılığa karşı koyma özelliği de denilen viskozite, bal içindeki su oranı ile yakından ilgilidir. Koyu, yavaş akan bir balın viskozitesi yüksek, açık renkli ve gevşek bünyeli ballarda viskozite düşüktür
Balın Işığı Döndürme Özelliği: Balın polarize ışığı sağa ve sola döndürmesi balın kaynaklarına bağlıdır. Nektar balları ışığı sola, salgı balları ise sağa döndürmektedir. Sakkaroz denilen çay şekeri de ışığı sağa döndürür. Bu özellik sahte balın tanınmasına yardımcı olur.
Balın Higroskopik Özelliği: Bal higroskopik bir madde olup havadan nem absorbe etme özelliğine sahiptir. Balın havadan nem alması özel yapısına, şeker ve su içeriğine bağlıdır
Balın Kristalizasyonu: Balın kristalizasyonu; balda bulunan şekerlerin zamanla doyma noktasına ulaşarak dibe çökmesi olayıdır. Çiçek balları zamanla kristalize olur. Kristalize olan bal sahte veya hileli bal demek değildir. Kristalize olan ballar su banyosu içerisinde ısıtılarak kristalizasyon ortadan kaldırılabilir. Kristalizasyon balın su içeriği ile bünyesindeki früktoz ve glikoz şekerleri arasındaki oranla ilgilidir. Genellikle bal içindeki früktoz, glikozdan fazladır. Früktoz/Glikoz oranı büyüdükçe balın şekerlenme eğilimi azalır. Olgunlaşmamış bir balda glikoza göre daha fazla sakkaroz bulunduğu için şekerlenme yavaş olur. Su içeriği düşük olan ballar daha geç kristalize olurlar. Bu nedenle petekli ballarda kristalizasyon geç başlar veya hiç görülmez.
Balın Fermantasyonu: Balın mayalanması veya bozulması anlamına gelir. Su oranı yüksek olan ballarda şekere dayanıklı mayalar şekeri parçalayarak alkol ve karbondioksit oluşturur ve bal köpürür. Fermantasyonu önlemenin en önemli yolu balın olgunlaştıktan sonra hasat edilmesidir. Çünkü olgunlaşmış bal (sırlanmış) şeker konsantrasyonu yüksek, su oranı daha düşüktür.
Tat ve Koku: Balın tadı yapısındaki şekerlerin miktarı, türü ve birbirlerine oranı ile ilgilidir. Kokusu da alındığı kaynağa göre değişir. Bala uygulanan işlemler tadını ve kokusunu değiştirebilmektedir. Bu nedenle ısıtma, işleme, depolama gibi uygulamalarda balın kendine has tadı ve kokusunu bozacak yanlış işlemlerden kaçınmak gerekir.
Bal Hasadı ve Muhafazası
Arıların doğadaki çeşitli nektar kaynaklarından topladıkları nektardan elde edilen ve petek gözlerine konulan bal, başlangıçta alındığı kaynağa bağlı olarak yüksek miktarda su içerir. Arılar petek gözleri üzerinde kanat çırparak ve dışarıdan kovana hava pompalayarak, kovan içinde oluşturdukları hava akımı ile balın fazla suyunu uçurup olgunlaştırırlar. Böylece balın su oranı yaklaşık %17-18 civarına indirilip bal dolu petek gözleri balmumu ile kapatılır. Bu işleme ‘’balın sırlanması’’ denir. Arılar balını olgunlaştırdıkları petekleri çerçevenin üst çıtasından başlayıp aşağı doğru sırlarlar. Eğer ballı bir peteğin en az 2/3’de bal dolu gözler sırlanmışsa bu peteğin balı olgunlaşmış demektir. Hasada başlanabilir. Kovandaki bütün peteklerdeki balın olgunlaşmasını beklemeden balı olgunlaşan petekler kovandan alınmalıdır. Olgunlaşmış balların kovandan alınmasına bal hasadı adı verilir. Bal hasadı genellikle arıların yağmacılık eğilimlerinin az olduğu sabahın erken saatlerinde yapılır. Kovandan alınan ballı çerçeve taşıma sandığına konulur ve hemen üzeri bir örtü ile kapatılarak arılardan korunur.
Bal hasadının en güç yanı arıları ballı peteklerden uzaklaştırmak ve yağmacılık çıkmasını önlemektir Ana arının ballıkta da olabileceği unutulmamalı,ona bir zarar vermemek için dikkatli olunmalıdır. Bal hasat edilen kovanda arılara yeterince kışlık bal bırakılmış olmalıdır. Bunu sağlamak için genellikle kuluçkalıktan bal hasadı yapılmamalıdır.
Balın süzülmesi: Balın süzüleceği oda içi sıcaklık 25 ile 30 C olmalıdır. Çerçeve veya petek üzerindeki sırlar sır bıçağı veya sır tarağı ile alınır. Sonra elle veya elektrikle döndürülen santrifüj (bal süzme ) makinesine yerleştirilerek ballar çıkarılır.
Balın dinlendirilmesi: Süzülen ballar ,gittikçe incelen çok katlı elekten geçirilerek,mum kırıntıları ve diğer yabancı maddelerden arındırılır. Buna rağmen küçük parçacıklar ve hava kabarcığı balın rengini bulandırır. Bu nedenle bal,dinlendirme tankına alınır. Balın burada 1-2 gün kalması yeterlidir. Küçük parçacıklar ve hava kabarcıkları köpük şeklinde üstte toplanır ve buradan alınarak arılara yem,sirke,likör vb. şeklinde değerlendirilebilir. Böylece balın bulanıklığı giderilmiş olur ve ambalajlanır.
Balın depolanması: Bal kapalı kutularda ve hava ile ilişkisi olmayacak şekilde saklanması gerekir. Bal için en uygun ambalaj kabı kapaklı cam kavanozlardır. Ambalajlanmış ballar oda sıcaklığında tutulmalıdır. Kristalize olmuş balın tekrar eski haline dönmesi için bal kabı 45-65 OC sıcak su dolu bir kap içerisinde bekletilerek ,balın çözülmesi sağlanır. Bal kabı hiçbir zaman doğrudan ateş ile temas ettirilmemelidir.
Kaliteli Bal Üretimi İçin Öneriler
Arıcılar arı hastalık ve parazitlerini tanıyabilmeli, bal mevsiminde ilaç ve antibiyotik kullanmamalıdır.
Arıcılar zirai mücadelenin yaygın olarak yapıldığı alanlardan uzak durmalıdır.
Bal hasadı kapalı ve temiz yerlerde yapılmalıdır.
Balın konulduğu teneke ve kaplar temiz ve sağlığa uygun olmalıdır.
Ballar aşırı olarak ısıtılmamalı ve yapısı değiştirilmemelidir.
Balın Kullanım Alanları
Sofralık olarak kullanımı (Petekli, süzme, krem bal, meyveli bal, aromalı bal, kuruyemişli bal, polenli bal, arı sütlü, propolisli bal vb.)
Gıda sanayinde besin elementi veya tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır.
Pasta ve fırıncılıkta tatlandırıcı ve bayatlamayı önleyici olarak kullanılmaktadır.
Şeker, şekerleme, helva reçel ve marmelat sanayi.
Süt, yoğurt, dondurma sanayinde.
Alkollü ve alkolsüz içki sanayinde.
İlaç sanayinde (Öksürük şurubu vb)
Balmumu
İşçi arıların 12-18 günlük yaş dönemlerinde karın halkalarındaki mum salgı bezlerinden salgılanan bir maddedir. Rengi salgılandığı an beyazdır, sonra koyulaşır. Arılar petek gözlerini örmek için balmumu üretirler. Arılar 1 Kg balmumu üretebilmek için 6-10 Kg bal yemeleri gerekmektedir. Mum salgılayan arılar önce bal yerler, daha sonra 35oC de zincir şeklinde salkım oluşturarak mum salgılarlar.
Özellikle Afrika, Orta ve Güney Amerika da baldan daha önemli bir arı ürünüdür. Balmumu geleneksel olarak petek kırıntılarının sıcak su içinde eritilip yüzeyde toplanan mumun soğutulmasıyla elde edilebildiği gibi güneş enerjili mum eritme kapları da kullanılır.
Balmumu büyük oranda temel petek yapımında ve kozmetik sanayinde kullanılmaktadır. Ayrıca mum sanayinde, parlatıcı boya ve cila yapımında, dişçilik gibi alanlarda da kullanım alanı bulmaktadır. Burada çok önemli bir hususa da değinmek gerekir. Arıcılık yönetmeliğinin zorunlu bir hükmü olarak, temel petek yapımında kullanılacak balmumunun 110oC’de 12 saat süreyle sterilize edilmesi gerekmektedir. Balmumu %100 saf olmalı, parafin, serezin, reçine ve iç yağı gibi yabancı maddeler içermemelidir.
Balmumunun renginin açık olması istenir. Balmumu 42 saat güneşte bırakılırsa rengi açılır. Ülkemiz açısından arıcılıktan baldan sonra 2. ekonomik arı ürünüdür.
Balmumunun Saf Olduğunu Nasıl Anlarız?
Saf balmumu benzin içinde tamamen erir.
Saf balmumu ateşe atılırsa tamamen yanar, ortama güzel bir koku yayılır.
Balmumundan küçük bir parça çiğnendiğinde saf mum dişlere yapışmaz, kötü tat ve aroma hissedilmez.
Bir kaba biraz mum koyup içine 20 g eter damlatılırsa ve 15oC kadar ısıtılırsa saf balmumu erir. Katkılı balmumu erimez.
Polen
Polen çiçekli bitkilerin anterlerinde oluşan ve döllenmede rol olan erkek üreme birimidir. Polen 6 - 200 mikron çapında değişik renklerde, şekillerde ve yapıdadır. Polen protein, vitamin, mineral madde ve enzimler bakımından çok zengin bir besin maddesidir. Arılar kovanın protein ihtiyacını karşılamak,yavruları beslemek için polen toplarlar ve bunları kovana taşıyarak petek gözlerinde depolarlar.
Polenin Bileşimi
Polenin bileşiminde yaklaşık olarak %10 su, %20 ham protein, %28-35 karbonhidratlar, %3-4 kül ve flavonoidler, karotenoidler, vitaminler(C,E,B kompleksi), mineraller, tüm serbest amino asitler, nukleik asit ve nukleositler, enzimler(100den fazla) ve büyütme faktörleri bulunur.
Polen Üretimi ve Muhafazası
Polen, polen tuzakları kullanılarak toplanmaktadır. Arının taşıdığı polen çeşitli tuzaklardan geçerken tuzak haznesinde birikir. Biriken polenler 1-2 gün aralıklarla boşaltılıp 40 C yi geçmeyen sıcaklıkta kurutma dolaplarında kurutulup su oranı %7-8 e düşürülür. Daha sonra eleklerden geçirilip temizlenen polen hava almayacak şekilde ambalajlanıp soğuk ortamda saklanır. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki polen toplamanın koloni performansı üzerinde önemli bir olumsuz etkisi yoktur.
Kurutulmamış polen, oda sıcaklığında bir kaç gün içinde tüm besleyici değerlerini kaybetmektedir.
Derin dondurucuda taze polen 1 yıla kadar saklanabilir (Dietz, 1975).
Kurutulmuş polen oda sıcaklığında bir kaç ay, buz dolabında 1 yıl, buzlukta birkaç yıl saklanabilir. (Dietz ve Stephenson 1975 and 1980).
Polen güneş ışığı almayacak kavanozlarda, kuru ve karanlık odalarda saklanmalıdır.
Polen Toplamada Dikkat Edilecek Konular
Zirai mücadele veya ilaçlama yapılan alanlardan polen toplanmamalıdır (Rai et al., 1977).
Varroa mücadelesi veya hastalık olan kolonilerden polen toplanmamalıdır.
Kovan içerisindeki pislik ve kırıntıların polene geçmeyeceği Polen tuzakları kullanılmalıdır.
Nemli veya rutubetli yerlerde polen içerisinde maya ve küflerin oluşmaması için polen her gün toplanmalıdır.
Polen taze olarak derin dondurucuda saklanmalı veya özel fırınlarda kurutulmalıdır.
Kuru polende rutubet oranı % 10 u geçmemeli, ısı 40 0C üzerine çıkmamalıdır.
Arı Sütü
Arı sütü 6-12 günlük işçi arıların ana arıyı ve genç larvaları beslemek için yutak üstü salgı bezlerinden salgıladıkları beyaz krem renginde ve tereyağı kıvamında protein, vitamin, mineral maddeler ve iz elementler bakımından oldukça.zengin bir besin maddesidir.
Arı Sütünün Bileşimi
Arı sütü bileşim itibariyle oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Yaklaşık yarısından fazlası su ,protein, yağ, şeker, mikro elementler , enzimler, hormonlar, vitaminler, çeşitli yağ asitleri ,10-HDA ve daha birçok maddeye ek olarak %3 dolayında henüz belirlenemeyen maddeler bulunmaktadır. Etkileri bilinen fakat belirlenemeyen bu maddeler arı sütünün olağanüstü etkilerini meydana getirmektedir.
Minimum Maksimum
Su 57% 70%
Proteinler 17% 45%
Sekerler 18% 52%
Lipitler 3.5% 19%
Mineraller 2 % 3%
10-hydroxy-2-decanoic acid ve
lO-hydroxydecanoic acid
Aynı genotipik karakterli döllü yumurtalardan çıkan larvalar,kendilerine verilen arı sütünün nitelik ve niceliğine bağlı olarak anatomik ve fizyolojik bakımından birbirinden tamamen farklı iki ayrı birey olabilmektedir. Bu farklı besleme sonucu ana arı hastalıklara karşı direnç kazanmakta, günde kendi ağırlığının iki katı kadar yumurta üretebilmekte ve yıllarca yaşayabilmektedir. İki bireyin bu denli farklılaşması yalnızca arı sütünün olağanüstü gücünden meydana gelmekte ve yalnızca bu yönü bile arı sütünü tüketen bir insanın neler kazanabileceğini göstermektedir.
Arı Sütü Üretimi ve Muhafazası
Arı sütü üretimi ,ana üretimi ile yakından ilgilidir. Ana arı üretiminde bahsedildiği gibi yapılan transferlerden 2-3 gün sonra yüksük (hücre) içinde bulunan larvalar atılıp geriye kalan arı sütü ağaç kaşıkçıkla veya vakum yaparak, renkli şişelere alınır. Çünkü arı sütü havadan,ışıktan,ısıdan, rutubetten ve birçok dış etkiden kolayca etkilenip bozulabilir. Saf arı sütü –5 0C’de, arı sütü mamulleri ise 5-10 0C’den serin ve kuru yerlerde saklanmalıdır. Arı sütü 1/4 oranında bala katılarak bal içinde daha uzun bir süre saklanabilir.
Arı sütü üretimi ve tüketimi fazla olan ülkelerde (Japonya, Çin, ABD ve bir çok Avrupa ülkesi) toz haline getirilmiş bozulmadan çok uzun süre saklanabilen tablet veya kapsül halinde de satılmaktadır. Her gün yüz bin erce insan besleyici ve bünyeyi güçlendirici bu doğal ilaçları kullanmaktadır.
Arı Sütünün Tüketilmesi
Arı sütü bal ile tüketilebileceği gibi saf olarak sabahları aç karnına, kahvaltıdan en az yarım saat önce ve dil altından emilim yoluyla tüketilmesinin daha doğru bir yaklaşım olduğu ortaya konulmuştur. Normal şartlarda ortalama doz yetişkinler için 0,5g , hastalık ve rahatsızlık hallerinde 1 g olarak önerilmektedir. Çocuklarda ise yaşa ve doktor tavsiyesine göre yetişkinler için belirtilen dozun yarısı ile 1/4 ‘i önerilir. Piyasada bal-polen-arı sütü karışımları bulunmaktadır. Bu tür karışımların, 1kg bal, 30-50 g arı sütü ile 100-150 g polen şeklinde olması tavsiye edilir.
Propolis
Propolis, arıların bitki filiz ve tomurcuklarından toplayarak, kovan iç yüzeyini kapladığı, çatlak ve kırıkları kapattığı, kovan içerisine giren yabancı maddeleri zararsız hale getirdiği, petek gözlerinin ana arı yumurtlamadan önce temizlediği, antibakteriyal, antiviral, antifungal, antioksidan, antiparazitik özelliklere sahip yapışkan ve reçinemsi bir maddedir. Arılar bu bitkilerden topladığı reçinemsi maddeyi arka ayaklarında kovana taşırlar. Balmumu ve bazı sindirim salgıları ile karıştırarak kovan içinde kullanırlar. Arının arka bacağında taşıdığı propolis kovanda ancak diğer arıların yardımı ile boşaltılabilir. Arılar propolisi kovanda dip tahtası, çerçeve kenarları, örtü bezi ve giriş deliği arkasında biriktirirler.
Propolisin yoğun olarak toplandığı bitki çeşitleri, bölgeye ve mevsime göre değişmektedir. Bal arıları için çam, kavak, huş, at kestanesi, söğüt, kızılağaç, köknar, karaağaç, dişbudak ,meşe önemli propolis kaynağı bitkilerdir.
Arılar çevreden propolis toplayamadığı zaman çeşitli boya, asfalt ve mineral yağları içeren maddeleri propolis gibi kullanmak amacıyla toplamak zorunda kalırlar. Bu toplama davranışı içerisine sokulması propolisin farmakolojik kullanımını tehdit etmektedir.
Modern arı yetiştiriciliğinde propolis toplama eğilimi yüksek arı ırklarıyla çalışmak arıcının çalışma koşullarını ve bal hasadını zorlaştırmakta, petekli balın değerini düşürmektedir. Ancak propolisin tıp, veteriner hekimlik, dişçilik kozmetik ve bitkisel üretim alanlarında insanlara son derece yararlı yönleri ortaya konulduktan sonra bazı ülkelerde propolis üretimi son derece önem kazanmıştır.
Propolisin Fiziksel Özellikleri
Renk: Bitki türüne bağlı olarak renk sarıdan koyu kahveye kadar değişir.
Propolis 60-70 0C de sıvı, 15-25 0C de mum kıvamında, 25-45 0C de yumuşak ve yapışkan, 15 0C altında ise katı kırılgandır.
Propolis etanol, glycol ve suda belirli oranlarda çözünür.
Anti bakteriyal komponentler genellikle alkol ve suda çözülürler. % 70’lik alkolde erimiş çözelti olarak tıp alanında kullanılmaktadır.
Propolis saf katı, sıvı, tablet, sprey, pomat, propolisli sabun, propolisli şeker vb. gibi birçok şekil ve formulasyonlarda pazarlanmaktadır.
Propolisin Yapısı ve Bileşimi
Propolis örneklerinde bitkisel kaynağa bağlı olarak 150-200 bileşik veya kimyasal madde saptanmıştır. Bunlardan bazıları:
1. Flavonlar ve flavonoidler
2. Terpenler ve terpenoidler
3. Aromatik asit ve esterleri
4. Alifatik asit ve esterleri
5. Amino asitler
6. Alkoller
7. Aldehitler
8. Kalkonlar
9. Ketonlar
10. Hidrokarbonlar
Propolis Üretim Yöntemleri
Çerçeveler Arasından Toplama
Kovan Giriş Deliğinden Toplama: Polen üretimi ile birlikte yapılır. Bu amaçla polen tuzakları kullanılır. Arının dışarıdan getirdiği propolis bu tuzaklardan geçerken hazneye düşer.
Özel Propolis Toplama Kiti: Propolis üretimini arttırmak amacıyla havalar iyice soğuyuncaya kadar örtü tahtası yerine plastik, naylon veya metalden yapılan, üzerinde arının geçemeyeceği genişlikte(3 mm) açıklıklar bulunan iç kapak kullanılır. Bu iç kapakların üzerine hiç bir şey örtmeden kovan kapağı yerleştirilir. İç kapak üzerinde bulunan açıklıklar 12-21 günlük işçi arılar tarafından propolisle doldurulur. Propolis ile kaplanan bu iç kapak alınır, derin dondurucuya konulur. Soğuktan sertleşen propolis kırılgan bir yapı kazanır ve iç kapağa uygulanan basit bir bükme hareketiyle ayrılır. Üretilen propolis sert ve katı durumda iken iyice ezilir, cam bir kavanoza konur ve üzerine ılık bir su eklenerek iyice karıştırılır. Propolis içindeki yabancı maddeler bu şekilde izole edilir ve saf propolis elde edilir. Elde edilen propolis derin dondurucuda dondurulduktan sonra, bir öğütücüde öğütülerek çeşitli gıdalar ile birlikte karışım halinde alınabilir.
Arı Zehri
Arı zehri işçi arılarda zehir bezlerinde üretilip zehir torbasında depolanır. Petek gözlerinden yeni çıkan arıların zehir üretme yetenekleri çok az olup 12 günlük olduklarında en yüksek kapasiteye ulaşırlar ve 20 günlük olduklarında zehir üretme yeteneklerini kaybederler. Arı zehri kimyasal olarak oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Farmakolojik açıdan önemli aktif maddeler içerir. Bunlardan en önemlisi kimyasal yapının yaklaşık %50’sini oluşturan polipeptit yapıdaki melittindir.
Arı Zehrinin Bileşimi
Enzimler
Phospholipase A2, Hyaluronidase, Acid Phosphomonoesterase, a glucosidase, hysophospholipase
Protein ve Peptitler
Melittin, Apamine, Mast Cell Degranulating Peptide (MCD), Secapin, Procamine, Adolapin, Protease inhibitor, Tertiapinc, Küçük moleküllü peptides (<5 amino acids)
Aminler ve Diğerleri
Histamine, Dopamine, Noradrenaline, Amino asitler, Şekerler, Aromatik maddeler, Fosfolipidler
Arı zehri üretimi için, elektro-şok prensibiyle çalışan cihazlar geliştirilmiş olup bu cihazlarla oldukça pratik ve hızlı arı zehri toplanabilmektedir.
GEZGİNCİ ARICILIK VE BAL ARILARININ ZİRAİ MÜCADELE İLAÇ UYGULAMALARINDAN KORUNMASI
Gezginci Arıcılık
Bir koloniden daha fazla arı ürünü alabilmek ve bitkilerde tozlaşmayı sağlamak amacıyla kovanların bir yerden başka bir yere taşınmasına “gezginci” (seyyar) arıcılık denir.
Arıcılık yapılan bölgede kısa süren az sayıda ballı bitki varsa gezginci arıcılık yapıp kovanları bir yerden bir yere taşımak gerekecektir. Böylece ovada ve dağlık bölgede; sahilde ya da iç bölgelerde belli mevsimlerde nektar veren çeşitli bitkilerden yararlanmak ve daha çok ürün almak mümkün olacaktır
Kovanların taşınması ilkbahar sonu ve yaz aylarında sahilden, ovalardan yüksek yaylalara; sonbaharda ise ılıman olan sahil bölgelerine doğru olur.
Ülkemizde Gezginci Arıcılık Hareket Yolları
Gezginci Arıcılık Yaparken Dikkat Edilecek Hususlar
Önceden gidilecek yerin bitki örtüsü, nektar ve polen zenginliği araştırılmalıdır. Konaklama yeri; rüzgar almayan ve sel yataklarının dışında olmalıdır. Tepelerin güney-doğu yamaçları seçilmeli, zirai mücadele ilaçlaması yapılmayan ve ana yoldan uzak yerler tercih edilmelidir. Arılıklar arasındaki mesafe 1 km.den az olmamalıdır.
Çıkmış olan son yönetmelikte gezginci arıcılık ile ilgili olarak şu hükümler yer almaktadır:
Madde 5 — Bakanlık İl ve İlçe Müdürlükleri, gezginci arıcıların konaklayacakları yerleri, Bakanlık İl/İlçe Müdürlüğünde görevli, arıcılık konusunda deneyimli iki teknik eleman, varsa arıcı örgütü temsilcisinden olmak üzere bölge arıcılarını temsilen bir üreticiden oluşacak en az üç kişilik bir heyetle bölgenin bitki florasını, ekolojik yapısını, yerleşim birimlerini, varsa mevcut arı yoğunluğunu da dikkate alarak kaç koloninin yerleşebileceğini kapasiteleriyle birlikte belirler ve harita üzerinde gösterir. Arı kışlatma bölgelerinde flora kapasitesine bakılmaz. İl/İlçe Müdürlükleri gezginci arıcıların konaklayacakları yerleri belirlerken bölgenin güvenlik açısından sorunun olmadığına dair mahalli güvenlik birimlerinden olumlu görüş alırlar.
Gezginci arıcılara aşağıdaki hususlar uygulanır.
a) Yerleşme müsaadesi isteyen her arıcı Arıcı Kimlik Belgesi ve hayvan sevklerine mahsus veteriner sağlık raporunu da içeren Arı Nakil Belgesini (EK-1) Bakanlık İl/İlçe Müdürlüğü’ne ibraz etmek zorundadır. Bu belgeleri olmayan arıcıya yer gösterilmez, yer gösterilmeden konaklayan arıcı varsa, mülki amirlikçe güvenlik güçleri marifetiyle ortadan kaldırılır.
b) Belirlenmiş bölgede konaklayacak gezginci arıcı, konaklayacağı yer gerçek kişiye ait ise şahısla, tüzel kişiliğe ait ise tüzel kişiliği temsil eden yetkili/yetkililerle yapacakları anlaşmayı bir belgeye bağlar. Bu belgeye istinaden Bakanlık İl veya İlçe Müdürlüğünden yerleşme müsaadesi alır ve daha sonra arılarını yerleştirir. O bölge için belirlenmiş koloni kapasitesi üzerindeki taleplerde Bakanlık İl veya İlçe Müdürlüklerince yerleşme müsaadesi verilmeyecektir.
c) Oluşturulan heyet her yıl o bölge için arı kolonisi konaklama ücretini belirler. Kovan başına konaklama ücreti o yörede toptan satılan 1 kg bal fiyatının %10’unu geçemez. Konaklayacak arıcılar, konaklayacakları yer şahıs arazisi ise arazi sahipleri ile, köy arazisi ise köy muhtarlığı ile, diğer tüzel kişiliklerse yetkililerle anlaşma yapar ve koloni adedince ücreti hak sahibine öder. Gezginci arıcılardan bunun dışında hiçbir ad altında ücret alınamaz. Ücret aldığı tespit edilenler hakkında yasal işlem yapılır.
d) Gezginci arıcıların yerleştirilmelerinde, Bakanlık İl/İlçe Müdürlükleri yetkilidir. Yerleştirme kararlarında keyfilik olamaz. Yerleşim yerinin flora durumu, yol durumu, yerleşim yerine yakınlığı ve benzeri durumlar dikkate alınarak kararlar verilmelidir.
e) Gezginci arıcılık yapan üreticiler, konaklama yapılan yerlerde arıların çevreye zarar vermemesi için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.
f) Yerleşim işlemleri tamamlanmış arıcıların ve yanında çalışan kişilerin isimleri Bakanlık İl/İlçe Müdürlükleri tarafından o mahallin güvenlik birimlerine liste halinde bildirilir.
g) Arı gen kaynaklarının korunması amacıyla izole bölgeleri Bakanlık belirler.
Arı Nakilleri Sırasında Dikkat Edilecek Hususlar
Yükleme, nakil ve indirme sırasında kovanlar sarsılmamalıdır. Kovanlar tam dolu olarak taşınmamalı, yeterli havalandırma sağlanmalıdır. Nakiller gece yapılmalı, çok uzun yollarda gündüz arılar ara konaklama yerinde açılarak dinlendirilmelidir.
Çıkan son yönetmelikte arı nakli, arı nakil ve sağlık belgesi ile ilgili olarak şu hükümler yer almaktadır:
Zirai Mücadele İlaç Uygulamalarından Korunma
Hızla artmakta olan dünya nüfusunun beslenme ihtiyacını karşılayabilmek için bitkisel ve hayvansal üretimin artırılması temel bir hedef olarak ortaya çıkmaktadır. Bitkisel üretimin artırılmasında pek çok teknik kullanılmakta olup, bu tekniklerin tam anlamıyla verime yansıması ancak tarımı yapılan bitkilerin hastalık ve zararlılarına karşı etkili bir mücadele ile mümkündür. Kültür bitkilerinde zarar yapan çeşitli hastalık, böcek ve yabancı otlara karşı zirai mücadele yapılmakta ve genellikle kimyasal ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar hem bal üreten hem de bitkilerin tozlaşmasında önemli bir rolü olan bal arılarına zarar vermekte, onların ölümlerine neden olmaktadır.
Zirai mücadele ilaçları ( pestisitler ) insan sağlığına ve tarımsal üretime zarar veren böceklere, hastalıklara ve yabancı otlara karşı kullanılan kimyasal maddelerdir. Bunlar kullanıldığı canlılara göre insektisitler, herbisitler, fungusitler ve rodentisitler olarak adlandırılırlar. İnsektisitler arılar için en zararlı olan pestisitlerdir. Modern tarımın bir parçası haline gelen pestisit kullanımı yıldan yıla artmakta, yanlış uygulamalar her yıl on binlerce koloninin sönmesine ve diğer polinatörlerin yok olmasına, doğal dengenin bozulmasına ve tarımsal ürünlerde kalıntı sorunlarına neden olmaktadır.
Kolonilerin zirai mücadele ilaçlarının etkisinden korunması için kovanlara boş ballık ilave edilmeli, yemliklerle içeriden su verilmeli, kovanların üzerleri 1 gün önceden ıslak telis bezlerle örtülmeli ve arıların kovandan çıkışları önlenmelidir. Zehirlenen kolonilerin kısa sürede toparlanması için şeker şurubu ve proteince zengin yemlerle beslenmeli, zayıf koloniler birleştirilmeli, bunlar aşırı sıcak ve soğuktan korunmalı ve ilaçlama tehlikesi olmayan floraca zengin yerlere taşınmalıdır.
Tarım İlaçlarının Bal Arılarına Etkileri
Tarımda kullanılan ilaçların bal arılarına olan etkileri kullanılan ilacın cinsi, uygulama yeri ve zamanı, uygulanan dozu, etki süresi, ilaçlama yöntemi, ilaçlama günlerindeki meteorolojik koşullar gibi pek çok faktöre bağlı olarak değişebilmektedir. Hatalı ve tekniğine uygun olmadan kullanılan bazı zirai mücadele ilaçlarıyla kirlenen su kaynakları ve polen tozları, çok sayıda ergin arı ve yavru ölümlerine neden olmaktadır.
Kovan önlerinde binlerce ölü arının bulunması, koloni populasyonu azalması, hırçınlık, ana arı kaybetme, ana arı yüksüklerinin ve yalancı kolonilerinin oluşması, uçma yeteneğinin azalması, arka ayağı sürükleyerek yürümesi, arıların üşür gibi titremesi ve kümelenmesi, ölen arılarda kanatların ayrık ve dilin uzamış vaziyette durması pestisit zehirlenmesinin en önemli belirtileridir. Genç işçi arıların ve yavruların ölümü ise pestisitli polenin kovana taşınması ve tüketilmesinden kaynaklanmaktadır.
Zirai mücadele ilaçlarından zehirlenen arılar kovana dönemeden ölürler. Kovana gelebilenler ise anormal davranış gösterdiklerinden getirdikleri ilaçlı nektarı diğer arılara veremezler. Bu nedenle, ilaçların balda kalıntı sorunu yok denecek kadar azdır. Ancak ilaçlama yapılan bölgelerde toplanan polen ve propoliste ilaç kalıntıları bulunabilir ve bunlar insanlar tarafından tüketilmemelidir.
Toz halinde kullanılan zirai ilaçlar, sıvı halde atılan ilaçlara oranla arılar için daha zararlı olmaktadır. Çünkü toz ilaçlar, daha kolay yayılır ve polenle birlikte kovana taşınabilmektedir.
Arıların Zirai Mücadele İlaçlarından Korunması
Arılar, arı ürünlerinin üretimi yanında, bitkilerde tozlaşmayı sağlayarak meyve ve tohum oluşumuna da yardım ederler. Bu nedenle bal arılarının korunmasında arıcılarla birlikte bitki üreticilerine de görevler düşmektedir. Bu durumda ilaç uygulayıcısı ile arıcı arasında işbirliği sağlanmalıdır.
Arıcılarca Alınabilecek Önlemler
Daha az risk taşıyan bir arılık yeri seçilmelidir.
Kolay taşınabilen, havalandırması iyi, gezginci arıcılık için uygun kovanlar kullanılmalıdır.
Kısa süre etkili ilaçlar kullanılarak yapılan ilaçlamalarda, kovan içerisine su emdirilmiş sünger bırakmak, yeterli havalandırma sağlamak ve kovanların üzerine ıslak çuval, bez vs. örtmek suretiyle arılar 1-2 gün kapalı tutulabilir.
Uzun süre kalıcı etkili ve arılar için çok tehlikeli ilaçlar kullanılarak yapılan ilaçlamalarda, koloniler ilaçlama sahasından en az 7-8 km uzaklıkta emin bir yere taşınmalıdır.
Arılıkta suluk bulundurularak arıların başka kaynaklardan su almaları en aza indirilmelidir.
Bitki Üreticilerince Alınabilecek Önlemler
Bir zorunluluk yoksa ilaçlamalar yıl içerisinde arıların aktif çalışma dönemlerinde yapılmamalıdır.
Arılar için daha az tehlikeli olan ilaçlar seçilmelidir.
Toz ilaçlar yerine sıvı ilaçlar kullanılmalıdır.
İlaçlamalar arıların kovanda oldukları akşam saatlerinde yapılmalıdır.
Kullanılan ilaç ve ilaçlı atıklar çevredeki sulara bulaştırılmamalıdır.
Üretici, ne zaman ilaçlama yapacağını ve hangi ilaçları kullanacağını çevresindeki arıcılara önceden bildirmelidir.
Devletçe Alınabilecek Önlemler
Arılar için daha az zararlı ilaçların üretim ve kullanımına öncelik verilmeli, bitki üreticileri bu yönde teşvik edilmelidir.
Arıcılar ve bitki üreticileri, mücadele ilaçlarının arılar üzerindeki etkileri konusunda yayım elemanlarınca eğitime tabi tutulmalıdır.
Arıların, meyve ve tohum üretiminin kalite ve kantitesi üzerindeki olumlu etkileri, üreticilere açıklanmalıdır.
Konuyla ilgili kanun, tüzük ve yönetmelikler hazırlanmalı ve arıcı-bitki üreticisi işbirliği sağlanmalıdır.
Çıkacak olan son yönetmelikte arı nakli, arı nakil ve sağlık belgesi ile ilgili olarak şu hükümler yer almaktadır:
Uzaklık
Madde 14 — Mevcut imkanlar ölçüsünde arılıkların ilaçlama yapılan alanlardan uzak yerlerde bulunmasına özen gösterilir. Bu uzaklığın en az 6 km. olmasına dikkat edilir.
Mücadele
Madde 15 — Zirai mücadele yapılacak yerlerdeki ve çevresindeki arıcılar mücadele yapacak kuruluş ve şahıslar tarafından 7 gün önceden haberdar edilir. Ayrıca arıcılar Bakanlık İl/İlçe Müdürlüklerinden bulundukları yöredeki mücadele programları hakkında bilgi alır. İlaçlamada aşağıdaki hususlara uyulur.
a) İlaçlamadan belirli bir süre önce, ilaçlama programına alınan bölgenin genişliği, kullanılacak ilacın cinsi, atılma zamanı, etki süresi ile bal arılarına olan etkisi kitle iletişim araçları ile arıcılara duyurulur.
b) Zirai Mücadelede bal arılarını korumak için öncelikle sıvı ilaç kullanılır.
İlaç Uygulaması
Madde 16 — Arıların ilaçlardan zarar görmelerini asgari düzeyde tutmak için ilaç tatbik edecek kişi ve kuruluşlarca aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulur.
a) İlaçlamaların kültür bitkilerinin çiçek açtığı dönemden önce veya sonra yapılmasına dikkat edilir ve çiçek açma döneminde ilaçlama yapılmaz. Eğer bu devrede ilaç atma zorunluluğu varsa kısa sürede parçalanabilen ve arılara en az düzeyde etkili ilaçlar seçilerek, arıların aktif olmadığı zamanlarda uygulanır.
b) İlaçlanan meyve ağaçları altında veya tarla kenarlarında bulunan çiçekli yabancı otlar arı zayiatını önlemek için ilaçlamadan önce imha edilir.
c) Gerek havadan, gerekse yer aletleriyle yapılan ilaçlamada ilaçlanan sahanın dışına ilaç bulaştırılmaz. İlaç buharlarının sürüklenmemesi için rüzgarsız havada ilaçlama yapılır.
d) İlaçlamalar sırasında arıların su içtiği kaynaklara ilaç bulaştırılmaz. Ayrıca boşalan ilaç ambalajları ortada bulundurulmaz.
e) İlaçlamalar akşam üzeri veya sabahları erkenden arıların uçuş yapmadıkları, faal olmadıkları zamanlarda uygulanır. Çiçek tozları ile birlikte kovana taşınması, arı ve larvalarını öldürmesi mümkün olan toz ve ıslanabilir toz ilaç formülasyonları yerine, varsa sıvı veya granül ilaçlar, hatta çevreye en az düzeyde zarar veren kuru akışkan formülasyonlar tercih edilir.
f) Bütün ilaçlar, arılara aynı oranda toksik olmadığı ve bir selektivite bulunduğuna göre arılara daha az zarar veren fakat hastalık veya zararlıya karşı etkili olan ve önerilen ilaçların kullanılmasına özen gösterilir.
İlaçlardan Etkilenme
Madde 17— Arıcı, yetiştirici ve ilaç tatbik eden elemanlara; arıların ilaçlardan etkilenmesi ve doğabilecek zararların önlenmesi için eğitim çalışmaları Bakanlıkça yaptırılır.
ÜLKE ARICILIĞININ SORUNLARI
Arıcılığın sorunları yıllardır devam ede gelen sorunlar olup bunları şu şekilde özetleyebiliriz:
Pazarlama Sorunu
Ülke arıcılığının en önemli sorunu pazarlama sorunudur. Üreticiler ürettikleri bal ve diğer arı ürünlerini değeri fiyattan pazarlayamamaktadırlar. Koloni başına üretimin az olması nedeniyle üretim maliyetleri çok yükselmiş olmasına rağmen özellikle bal fiyatları yerinde saymaktadır. Tüccar üretici kadar hatta daha fazla kazanmaktadır. Bunu önleyebilmek ve diğer sorunları daha kolay çözebilmek için arıcıların bir an önce birlikler şeklinde örgütlenmelidirler.
Dünya bal ticaretinde ihracat olarak % 1’lik bir paya sahiptir. Bu durum , Ülkemizin dünya arıcılığında istenilen yerde olmasa bile belli bir yere sahip olduğunu, ancak ihracatta arzu edilen yerde bulunmadığını göstermektedir.
Bunun önemli iki sebebi vardır.
Üretimin standart, kontrollü ve uygun ambalajlama ile yapılamayışı,
Üretilen bal ve diğer arı ürünlerinde girdi fiyatlarının ve işçiliğin yüksek olması sebebiyle dünya fiyatlarının üzerinde pazarlanmasıdır.
Bal ihracatında karşılaştığımız 4 önemli faktör vardır ;
Naftalin kullanımı
Nişasta ihtiva eden besleme ( kekler )
Şu anda yaşadığımız ve C-13 testinden geçmeyen ballar
( Arıların şekerle beslenmesinden kaynaklanan problem )
Aşırı antibiyotik kullanımı ve balda bıraktığı kalıntıları
Bilhassa 3. Ve 4. Faktörlerden dolayı bu sene ihraç edilen çam balları ihracat yaptığımız Avrupa Ülkelerinden geri gelmektedir.
Şayet standart üretim yaparak, yapılan üretim kontrol edilir, yapılan üretimin ne olduğu, içeriğinin neleri ihtiva ettiğini, sağlığa zararlı kalıntı maddelerin olmadığını ortaya koyup güvenli bir şekilde ambalajlar ve pazarlarsak bal ve diğer arı ürünlerinde büyük oranda ihracat yapma şansımız vardır. Yalnız Avrupa Topluluğu ülkelerinin talepleri bile toplam üretimimizin iki katı kadardır.
Gezginci Arıcılık ve Konaklama Sorunu
Ülkemizde gezginci arıcılık yapmak artık başlı başına sorun olmaya başlamıştır. Her il kendisine ait yasaklar ve kurallar koymakta, konaklama sırasında mevcut yönetmeliğe rağmen değişik kurum ve kişilerce yüksek miktarlarda ücretler alınmaktadır. Bakanlığımızın son genelge ve yönetmeliğine rağmen para almaktadırlar.
Arıdan başkasının değerlendiremediği nektar kaynaklarımızın heba olmaması, arıcılarımızın harcanmaması için Türkiye genelinde uygulanacak ve gezginci arıcıların konaklama sorunlarını çözecek tedbirler belirlenerek son arıcılık yönetmeliğinde uygulamaya konulmuştur. Bu yönetmelik çok yakında yürürlüğe girecektir.
Damızlık Sorunu
Arıcılıkta 1 ana arı 1 koloni demektir. Koloninin performansı tamamen ana arının performansına bağlıdır. Ana arı ne kadar genç ve vasıflı ise verim o kadar fazla olmaktadır. Ülkemizde ana arı üretimi son derece yetersiz olup ihtiyacın ancak %8-10’u karşılanabilmektedir. Mutlaka damızlık vasıfta ana arı üretimi teşvik edilerek arıcılarımızın genç ve kaliteli ana arı ile çalışmaları sağlanmalıdır. Bununla ilgili olarak da Bakanlığımız tarafından “Ana Arı Yetiştiriciliği Uygulama Esasları Talimatnamesi” yayınlanarak ana arı yetiştiriciliğini denetim altına alarak özel ve tüzel kuruluşlarca nitelikli ana arı üretimi yapılmasının sağlanması amaçlanmıştır.
Hastalık, parazit ve zararlılar ile mücadele
Türkiye genelinde hastalık ve parazit bulaşmamış bölgemiz kalmamıştır. Arıcılarımız hala bilinçsiz ve zamansız ilaçlamalar yapılmaktadır. Bu konuda daha etkili eğitim çalışmaları yapılmalıdır. Arıcılarımızın bir çoğu rasgele ve ruhsatsız ilaçlar kullanmaktadırlar. Bunlar da balın pazarlanmasında ciddi sıkıntılara sebep olmaktadır. Arıcılarımızın mutlaka zamanında, uygun dozda ve ruhsatlı ilaçlar kullanarak ilaçlama yapmalıdırlar.
Eğitim sorunu
Ülkemizde arıcılık halen babadan görme usullerle yapılmaktadır. Bakanlık kuruluşlarınca verilen kurslar genelde belge almaya yönelik olmakta ve yetersiz kalmaktadır. Öncelikle bakanlık düzeyinde arıcılığı bilen teknik elemanlar yetiştirilmeli bunlar illerde modern eğitim metotlarıyla teknik arıcılık eğitimleri yapmalıdırlar.
ARI HASTALIKLARI VE ZARARLILARI
Arının gelişme dönemi pek çok hastalık etmeni ve zararlı için uygun ortam oluşturduğundan arılarda çok sayıda hastalık ve zararlı görülmektedir. Bununla birlikte, dünyadaki hızlı ulaşım, kıtalar ve ülkelerarası arı,arı ürünleri ve arıcılık malzemeleri ticareti arı hastalıklarının kısa sürede tüm ülkelere yayılmasına neden olmaktadır.
Benzer şekilde, gezginci arıcılık sayesinde de hastalık ve zararlıların ülke içindeki hızlı yayılışında önemli bir etkendir.
Arı Hastalıkları ve Sınıflandırılması
Arı hastalıkları genellikle ilkbahar ve sonbaharda aylarında görülür. Bunun başlıca nedeni ilkbahar aylarında özellikle yavru faaliyetinin büyük hız kazanmış olduğu dönemde beklenmeyen soğuk ve yağışlı havalardır. Bu nedenle bu kritik dönemde arıların özellikle yavru hastalıklarına karşı korunması için;
Bahar beslenmesine çok erken başlanmamalı ve doğal kaynaklar başlamadan beslemenin kesilmemesidir.
Sıcak bölgelerde kışlatılan koloniler yüksek yaylalara nakledilmemeli, orta yayla konumundaki yerlere nakledilmelidir.
Havalar oturmadan ve nektar akışı başlamadan bölüm yapmaktan kaçınmalıdır.
Erken baharda kolonilere verilen şerbetle birlikte 1-2 kez antibiyotik uygulamakta korunma için faydalıdır.
Koloni kontrollerinde koloninin üşütülmemesine özen gösterilmelidir.
Arı hastalıkları, hastalığı oluşturan etmene göre; bakteriyel, fungal, viral, paraziter ve protozoan ya da hastalığın oluştuğu konukçuya göre;ergin ve yavru arı hastalıkları olarak sınıflandırılır. Pek çok patojen arıların gerek gelişme gerekse yetişkin dönemlerinde hastalık oluşturabilir. Halihazırda ülkemizde mevcut olup ve ülkemiz arıcılığı için önemli bulunan bazı arı hastalıkları aşağıda verilmiştir.
Yavru Hastalıkları
Amerikan Yavru Çürüklüğü
Ülkemizde ihbarı zorunlu yavru hastalıklarından olan bu hastalığın etmeni “Bacillus Larvae” adlı bir bakteridir. Değişik çevre şartlarında uzun bir yaşam süresi olan hastalığın sporları besleme görevi yapan bakıcı arılar tarafından larvaya bulaştırılır. Hastalığın yayılmasını sağlayan sporlar, kovanın herhangi bir yerinde, peteklerde, bal ve balmumunda veya herhangi bir ortamda 30-60 yıl canlı kalıp bu süre sonunda bile hastalık oluşturabilirler. Bulaşık yavru çürüyerek ölür, gözlerin temizlenmesi ve yağmacılık nedeniyle kovan içi ve kovanlar arası yayılma çok kısa sürede büyük bir hızla gerçekleşir.
Amerikan yavru çürüklüğü görüldüğünde veya şüpheli durumlarda Tarım ve Köyişleri Bakanlığının İl ve İlçe Müdürlüklerine, Ankara Etlik ve İzmir Bornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitülerine veya Ordu Arıcılık Araştırma Enstitüsüne ya da arıcılık konusunda uzmanlaşmış ilgili kurumlardan birine başvurularak teknik destek istenmelidir. Ayrıca, bu hastalığın ihbar edilmesi yasal bir zorunluluktur. Hastalıklı kolonilerin nakilleri de yasaktır.
Hastalığın Belirtileri
Yavrulu petekler incelendiğinde öncelikle düzensiz yavru görünümü dikkat çeker. Kapalı yavrulu gözenekler arasına dağılmış düzensiz açık yavru ya da boş hücreler gözlenebilir. Dışbükey görünümünde olması gereken kapalı yavru gözenekleri içe çökmüş, çukurumsu görüntü sergiler ve üzerleri deliktir. Hastalıklı yavru beyazdan sarımsı daha sonra kahverengine dönüşür, bir çöple dışa çekildiğinde iplik şeklinde uzar ve tutkal gibi kokar. Çürüyerek ölmüş yavrunun kalıntısı petek gömecinin yan duvarı ve tabanına yapıştığından arılarca temizliği de kolay olmaz.
Mücadelesi
Bu hastalıkla en etkili mücadele yöntemi, hastalıklı kolonilerin tümüyle yakılarak yok edilmesidir. Böylece, hastalığın diğer kolonilere bulaşması da önlenmiş olur. Bakteri sporları antibiyotiklerle öldürülemediği için, hastalıkla mücadelede antibiyotik uygulamasının fazla bir yararı olmaz. Kolonilerin çok güçlü, hastalığın az bulaşık olması durumunda ise, kolonideki ergin arılar bir başka kovana alınarak burada yeni petekler örmesi ve yeni bir koloni oluşturması sağlanır. Ergin arıların tedavisi için tatracycline grubu antibiyotikler ve solfat hiasole ve tylosin gibi antibiyotikler kullanılabilir. İlaçlı mücadele sırasında koloninin ana arısını bir süre kafese alarak yumurta atmasını önlemekte yarar vardır.
Arıları alınmış olan hastalıklı petekler yakılarak imha edilir. Kovanlar ise, pürmüzle yakılarak ya da 40 lt. suya 400 gr. sodyum hidroksit katılarak elde edilen sıvı içerisinde 20-25 dk. kaynatılarak dezenfekte edilmelidir. Diğer alet ve ekipmanlar da bu sıvı ile dezenfekte edilmelidir.
Hastalıktan uzak kalmak için arı satın alımlarında ve özellikle temel petek kullanımında dikkatli olunmalıdır. Temel petek mutlaka sterilize edilmiş balmumundan üretilmiş olmalıdır.
Avrupa Yavru Çürüklüğü
Dünyada en yaygın yavru hastalığı olarak bilinen bu hastalığın etmeni birden fazla olabilir. Bunlar “streptocous pluton, Bacillus alvei” ve diğer bazı etmenlerdir.
Hastalığın Belirtisi
Amerikan yavru çürüklüğüne yakın belirtiler olmasına rağmen bu hastalıktan belirgin farklılıklar görülür bunlar; Hastalığın kendine özgü kokmuş et yada balık kokusunu andıran kokusu kovan açıldığına algılanabilir. Açık yavru döneminde ölmüş larvalar koyu kahverengi ve siyaha yakın renktedir ve larvadaki renk değişimi önemli bir belirtidir. Hastalığın çok şiddetli seyrettiği durumlarda kapalı yavrularda da görülebilir. Ölü larvalar bir çöple çekildiğinde ipliksi uzama görülmez, çekildiğinde kolayca petek hücresinden çıkartılabilir.
Genellikle Amerikan Yavru Çürüklüğü kapalı yavrularda görülürken Avrupa Yavru Çürüklüğü açık yavrularda görülür.
Mücadelesi
Amerikan yavru çürüklüğünde olduğunun aksine, şiddetli durumlar hariç, bu hastalıkta arıların ve yavru peteklerin imhasına gerek yoktur. Koloninin ana arısı bir süre kovan içerisinde kafeslenerek yumurta atması engellenir. Oxytetracycline, erytthromycin veya diğer antibiyotik uygulamaları ile ergin arılar tedavi edilerek ana arı yumurtlamaya devam etmesi için serbest bırakılır. Ancak, antibiyotik kullanımı konusunda mutlak surette bir uzmanın görüş ve önerileri alınmalıdır.
Arılıkta kullanılan ekipman ve hastalıklı kolonilerin kovanları da 50 lt. suya 1 Kg. soda veya 1/1’lik amonyum klorid eriyiği ile dezenfekte edilebilir.
Kireç Hastalığı
Etmeni “Ascosphaera apis” adlı bir fungus (mantar) olan yavru hastalığıdır. Hastalıklı larvalar mumyalaşmış olup, siyahımsı, gri veya beyaz renktedirler. Hastalığın ilk dönemlerinde beyazlaşmış larvalar iki parmak arasında ezilebildiği halde, ileri dönemde pirinç tanesi gibi sertleşerek ezilmezler ve arılar tarafından kovan önüne ve uçuş tahtası üzerine atılırlar.
Hastalığın etmeni olan sporlar toprak altında bile 15 yıl etkinliğini sürdürebildiğinden ve rüzgarla sürüklenebildiğinden bu hastalıkla daha çok kültürel önlemlerle mücadele edilerek başarılı sonuçlar alınabilir.
Hastalığa neden olan fungus, havasızlık nedeniyle kovanda biriken CO2 ve nemli ortamda gelişirler. Bu nedenle sabit arılıklarda kovanlar sehpalar üzerine yerleştirilerek havalandırma sağlanmalı ve nemden korunmalıdır. Kireç hastalığına karşı alınabilecek bir başka önlem, aynı şartlarda bulunduğu halde bu hastalığa kolay yakalanan kolonilerin ana arılarının dayanıklı hatlarla değiştirilmesidir. Bu yöntemde koloninin ana arısı imha edilerek bir başka kovandan ergin arı silkelemek suretiyle yavru arı dengesinin ergin arıdan yana olması sağlanır. Böylece kireçleşmiş larvalar ergin arılarca temizlendikten sonra koloniye yeni ve dayanıklı ana arı verilir. Zayıf koloniler hastalığa daha hassastırlar. Bunun için güçlü kolonilerle çalışmak en iyi kültürel önlemdir. Kolonilerin beslenmesinde katı şerbet (1/1) uygulanması ve arılara doğal nektar kaynağı sağlanması da bu hastalığa karşı etkin bir mücadele yöntemidir.
Kireç hastalığının tedavisinde ilaçlı mücadele denemelerinde bugüne kadar olumlu bir sonuç alınamamıştır.
Ergin Arı Hastalıkları
Nosema
Nosema apis adı verilen tek hücreli bir mikroorganizmanın neden olduğu, oldukça tehlikeli sayılan ergin arı hastalığıdır. Hastalığa yakalanmış kolonilerde davranış değişimi ve hızla yaşlanma görülür. Hastalığın kesin olarak tanınması için hasta arı midesinin makroskobik ve mikroskobik incelenmesi gerekir. Normalde saman rengi olan sağlam arı midesi hasta arıda katı, kirli ve beyaz renktedir. Hastalık yıl içerisinde çeşitli zamanlarda görülebilmekle beraber en yüksek düzeyde enfeksiyon ilkbaharda, ikinci derecede ise sonbaharda ortaya çıkar.
Nosemaya yakalanmış kolonilerde; çerçevelerin, peteklerin, kovan kapağı ve kovan uçuş tahtası üzerinde turuncu ve beyaz renkte arı pisliği görülür. Hastalığın yayılması besin yoluyla olur. Hasta arılar bakıcılık gücünü kaybederler, uçamazlar ve kovan etrafında sürünürler.
Nosema hastalığının önlenmesi ve tedavisinde fumagillin uygulaması yapılır. İlaç ilkbahar ve sonbaharda şerbetle birlikte verilir. Özellikle sonbaharda şurupla birlikte verilen fumagillin iyi bir tedbirdir. Kolonilerin polen dışında polen yerine geçen kek karışımları ve kış aylarında salgı baları ile beslenmesi, hastalığa sebep olabilen uygulamalardır. Hastalık bulaşmış ekipmanın fumigasyonu için asetik asit kullanılabilmektedir.
Ayrıca Paralysis (arı felci), septisemi ve dysantery de belli başlı ergin arı hastalıklarındandır.
Paraziter Hastalıklar
Varroa
Bu hastalık, Varroa jacobsoni adlı bir dış parazitin sebep olduğu, hem yetişkin arıda hem de yavruda zarar oluşturan, çok hızlı gelişimi ile tüm dünya üzerine yayılan, zamanında mücadele edilmediğinde kolonilerde büyük yıkımlara neden olabilen tehlikeli bir parazittir.
Varroanın dişisi oval görünümde ve koyu kahve renktedir. Vücut uzunluğu 1.1-1.3 mm. eni ise 1.5-1.7 mm. arasında değişmektedir. Vücudun alt kenarı 4 çift bacak ile çevrilidir. Ağız yapısı sokucu ve emicidir. Gerek ergin gerekse larva ve pupa döneminde arının kanını emerek beslenir. Bu nedenle arıya her dönemde zarar verir. Erkek varroa sarı-gri renkte yuvarlak görünümlü, dişi varroaya oranla daha yumuşak bir kikin ile kaplıdır. Erkek varroalar dişi ile çiftleşme sonrası öldüklerinden yetişkin arı üzerinde görülmezler.
Varroanın kolonilerde üremesi ilkbahar kuluçka faaliyetiyle birlikte başlar. Sonbaharda bu faaliyetin sona ermesine kadar sürer. Kışı yalnızca ergin dişiler geçirir. Üreme ve gelişme yavru gözlerinde gerçekleşir. Ergin dişiler 5-6 günlük yavru gözlerinin kapanmasından hemen önce gözlere girerek iki gün sonra yumurta bırakmaya başlarlar. İlk 24 saatte yumurtalardan 6 bacaklı larvalar çıkar ve tüm gelişim erkeklerde 6-7 günde dişilerde ise 8-10 günde tamamlanmaktadır. Gelişimini tamamlayan varroalar göz içinde çiftleşirler. Çiftleşmeden hemen sonra erkek ölür. Dişiler ise beslenmeyi sürdürerek arıların gözden çıkması ile birlikte gözü terk ederler. Ergin dişi varroalar kışın 5-6 ay yazın ise 2-3 ay yaşarlar. Ergin dişi varroanın yavru gözüne 5 ve daha fazla yavru bırakması durumunda arı oluşumunu tamamlayamaz ve siyahımsı–gri renkte kanatsız olarak çıkar. Ancak bir görüşe göre kanatsızlığın doğrudan varroaya bağlı olmadığı parazitin varlığında etkisini gösterebilen bir virüse bağlı olduğu belirtilmektedir. Varroa parazitinin gerek larva ve pupa döneminde gerekse de ergin dönemde arının kanını emerek gelişme ve çalışma aktivitesinin zayıf düşmesi başka hastalıklarında ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Mücadelesi
Kimyasal Mücadele
Varroanın dünyada ülkemizde ilk görüldüğü yıllarda panikle uygun olan olmayan birçok ilaç Varroa mücadelesinde kullanılmıştır. Günümüzde piyasada Varroa mücadelesi için 20 civarında ruhsatlı ilaç bulunmasına rağmen bir çok arıcı farklı ilaç ve karışımlar kullanmaktadır. Bu noktada arıcıların özellikle bilmesi gereken şudur ki; ruhsatsız herhangi bir kimyasal ilaç ya da karışımla kolonideki varrolar yok edilebilir. Ancak balın ve bal mumunun absorbsiyon (bendi bünyesine çekme) özelliği nedeniyle bal içerisinde kimyasal kalıntı oluşabilir. Bu da insan sağlığı açısından oldukça zararlı olmakla birlikte, bal ihracatımıza da engel olmaktadır.
Varroa mücadelesinde bir başka önemli nokta mücadele dönemidir. Kolonilerde kuluçka faaliyeti başladığında (yavrular sırlanmadan önce) ve sonbaharda yavru faaliyetinin sona erdiği son bal hasadından sonraki dönem en etkin mücadele dönemidir. Varroa mücadelesinde altın kural; mücadelenin uygun zamanda, uygun ilaçla uygun dozda yapılmasıdır.
Fiziksel Mücadele
Bu mücadele yöntemi kolonilerde Varroa parazitinin tamamen yok edilmesini sağlamasa da kontrol altında zararsız halde etkin bir yöntemdir. Kültürel tedbir olarak ıslah edilmiş ve bu hastalığa dayanıklı hatlar elde etmek ile hastalığa sebep olan koşulları ortadan kaldırmak olarak özetlenebilir. Bilindiği gibi dişi varrolar ilkbahar döneminde yumurta atmak için erkek arı gözlerini tercih ederler. Bu dönemde arılara üzerinde özellikle erkek arı gözü bulunan petekler verilerek dişi varroaların erkek gözlerine bıraktığı yumurtalar bu gözler kapandıktan sonra kovandan çıkartılarak imha edilir. Böylece dişi varroanın bu dönemde attığı yumurtaların çoğunluğu erkek arı pupaları ile birlikte yok edilmiş olur. Ancak işçi arı gözlerine bırakılan az sayıdaki yumurtalar etkinliğini sürdürür.
Bir başka biyolojik mücadele yöntemi de nektar akımı döneminde işçi arı gözleri içerisine bırakılan Varroa yumurtalarını yok etmeye yönelik çalışmadır. Bu yöntemde koloninin ana arısı, ana arı ızgarası kullanılarak bir çerçeveye hapsedilir, böylece bütün Varroa yumurtaları bir petekte toplanmış olur. Bu petek kovandan çıkartılarak imha edildiğinde kovandaki Varroa yumurtalarının tamamı yok edilmiş olur. Bu yöntemin dezavantajı her dönemde uygulanamaması ve koloni gelişimini kısmen engellemesidir.
Arı Zararlıları
Petek Güvesi
Büyük petek güvesi (Galleria mellonella) ve küçük petek güvesi (Achroia grisella) olmak üzere iki türü vardır. Petek güvesi, özellikle sahil şeridindeki arılıklarda daha sık görülür ve ciddi tahribatlar oluşturur. Güvenin larvası zayıf kolonilerin peteklerinde ve balı süzülmüş peteklerin saklanması sırasında, peteklerdeki balmumu ve polenle beslenerek petekleri tahrip eder. Koloni güçlü olduğu ve tüm petekler arılarla sarılı olduğu sürece koloni içinde zarar veremez. Güve sorunu ve tahribatı daha çok balı süzülmüş peteklerin saklanması sırasında görülür.
Balı süzülmüş peteklerin korunmasında fiziksel, kimyasal ve biyolojik metotlar kullanılabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus; arıcılar tarafından sıkça uygulanan mücadele yöntemi olan, naftalin kullanımı terk edilmelidir. Kanserojen ve petrol ürünü olan naftalin bal ve balmumunda kalıntı bırakmaktadır.
Ayrıca arı biti, trake akarı, eşek arıları, arı kuşu, fare, karınca, kertenkele, ayı ve kokarca da önemli arı zararlılarındandır.
OKUMA METNİ
AMERİKAN YAVRU ÇÜRÜKLÜĞÜ VE VAROA
AMERİKAN YAVRU ÇÜRÜKLÜĞÜ:
Amerikan yavru çürüklüğü bal arısı larvalarında görülen, larvaların ölümüne ve kokuşmasına yol açan çok tehlikeli salgın bir hastalıktır. Her üç arı bireyinin larvasını da hastalık etkilemektedir. Hastalığın etmeni Bacillus Larvae adlı sporlu bir bakteridir. Bakteri sporları hafif iğ biçiminde olup 1.2 N boyunda 0.5 N genişliğinde. Bacillus Larvae sporları erginler için tehlike yaratmazken Larva ve Pupalar için patojendir. ABD yavru çürüklüğünün etmeni olan sporlar 100 C˚’ye kadar ısıtılmış balda en az 30 dk., 116 C o sıcaklıkta 20 dk., Kovanda 33 yıl, toprakta 60 yıl, temel petekte 45 yıl yaşayabilmektedir.
Bulaşma ve Yayılma
Hastalık sporları petek gözlerindeki larvalara, bu larvaların beslenmesi sırasında kontamine olmuş besinler yoluyla bulaşır. Ancak larvalar ilk üç günlük dönemlerinde aldıkları arı sütü nedeniyle bağışık durumundadır. Bal ve polenle beslemenin yapıldığı yaşlı arılarda etkili olmaktadır. Hastalığın taşıyıcısı olan ve besleme sırasında gözlerdeki larvalara bulaştıran arıların kendisi etkilenmez.
Hastalığa yakalanan larva pupa döneminde zayıflar ve ölür. Bu nedenle bakteriler sporlara dönüşürler. Üretilen spor sayısı larvaya bulaşan sayıdan çok çok fazladır. Enfekte olmuş pupa 2.5 milyar pupa taşıyabilir. Ölü larvalar işçi yavrularca temizlenmeye çalışılır. Bu sırada sporlar kovan içinde her tarafa yayılırlar. Koloniler arasındaki bulaşma ve yayılma da arıcının kullandığı bulaşık malzeme, bulaşık bal, petek ve kolonilerin sağlıklarında kullanması, oğul alma, şaşırma, yağmacılık, arı ve çerçeve nakli gibi çok değişik yollarla bulaşabilir.
Kendisine verilen besinle larvaların sindirim sistemine giren besinle sporlar bir gün sonra bağırsağa ulaşarak gelişirler ve kan dokusuna geçerek çoğalırlar ve bağırsak şekerini tahrip ederek tüm vücuda yayılır. Hastalık, yavru yumurtadan çıkıştan 9-10 gün sonra prepupa ve ya pupa dönemindeyken ölür.
Belirtileri
1-Güçlü kolonilerde yeni bulaşmış hastalığın farkına varmak çok güçtür. Hastalık ilerledikçe sürekli azalma görülür. Önceleri istekli ve canlı olarak çalışan işçi arılarda tembellik ve hastalık başlar. Güçlü kolonilerde açık veya hasta yavrular işçi arılarca kovanın dışına atılır.
2-Sağlıklı kolonilerde, kuluçka alanlarında yavru dağılımı düzgün ve sık olduğu halde hasta kolonilerde dağınık ve düzensizdir. Ölü larvaların atılmasıyla terk edilmiş bir durumdadır. Açık, kapalı ve boş gözler birbirine karışmıştır.
3-Kapalı yavru gözlerine, göz kapakları içine doğru çökmüş ve bazı kapalı yavru gözlerinin göz kapakları delinmiş ve ya renk solmuş ve içerisindeki yavru ölmüştür.
4-Yavru ölümleri daha çok kapalı yavru gözlerinde yavru prepupa veya pupa döneminde iken ölür.
5-Ölen yavrular gözün yan yüzeyine uzunlamasına yapışarak çürümeye başlamıştır. Ölü yavruların rengi başlangıçta donuk beyazdır.daha sonra açık kahve ve nihayet koyu kahve rengini alır.
6-Ölü yavrular, sulu kıvamda ve biraz yapışkandırlar. Çürüme ilerledikçe renk koyulaşır, yapışkanlık artar, üzeri delik gözlere bir çöğ sokup yavru kalıntısı çekilecek olursa kalıntının 5-10 cm. uzadığı görülür. Bu dönemde ölü yavru kalıntısı gözün alt yüzeyine yapışmış uzantısıdır. Arılar bu tip ölü yavrularını gözlerden temizleyemezler.
7-Yavru pupa döneminde ölmüş ise arının dili sertleşerek yukarı kalkmış gözü ikiye ayıracak şekilde göz kapağına doğru uzanmıştır. Hastalığın ileri dönemlerinde tipik bayat tutkal kokusundadır.
Hastalıktan korunma
1- Hastalıklı kovanlardan alınana bal diğer kolonilere verilmemelidir.
2- Hastalıklı kolonilerden sağlıklı kolonilere arı, petek ve yavru verilmemeli birleştirme yapılırken çok dikkatli olmalı ve arılıkta yağmacılığa teşvik edici yanlış uygulama yapılmamalıdır.
3- Hasta kolonilerden oğul alınmamalı ve kullanılmamalıdır.
4- Bulaşık olmayan dezenfekte edilmiş temel petek kullanılmalıdır.
5- Hastalıklı kolonilerde kullanılan malzemeler aleve dayandırılmalı ateşe dayanıksız olanlar %10 sodalı suyla yıkanmalı, eller sabunlu suyla yıkanmalı.
6- Güçlü koloniler ile çalışılmalı diğer koloniler ile ve parazitler ile mücadele edilmeli.
7- Hastalık çok ilerlemiş, ilaçla tedavisi yapılmayacak durumda ise kolonideki petekler ve arılar yakılmalı, kovan içine de alev tutulmalıdır.
Amerikan Yavru çürüklüğü ile mücadele
Kolonilerin Yok Edilmesi:
ABD yavru çürüğü çok tehlikeli bir hastalıktır. Çünkü hastalığın etmeni değişik koşullara uzun süre ayak uydurabilmekte ve hızla yayılabilmektedir. Bu yüzden hasta koloni arılarını ve bütün peteklerini yakarak imha etmek ve kalan artıkları gömmek en doğru yoldur.
Kovan malzemesi ve gövdesi dezenfekte edilerek kullanılır. Bunun için arıların akşam saatlerinde uçuş deliği kapatılarak arılıktan uzak bir yere alınır. İçine benzin dökerek arıların ölmesi sağlanıp, ölü arılar, yavrular, petekler ve kovandan alınan diğer artıklar yakılarak yok edilir.
Bulaşık Malzemelerin Dezenfeksiyonu:
Eğer hastalık başlangıç döneminde teşhis edilebilmişse hasta koloniyi tedavi etmek mümkün olabilmektedir. Bu durumda arılar temiz bir kovana aktarılarak bulaşık petekler yakılarak yok edilmeli ve diğer bulaşık malzemeler dezenfekte edilmelidir. Uygulama için hasta koloni yerine temiz bir boş kovan konur, içine kabartılmış boş petekler verilir ve arılar bu peteklerin üzerine silkelenir. Hasta koloninin petekleri üzerine benzin dökülerek arılıktan uzakta bir yerde yakılmak üzere yok edilir. İşlemler sırasında kullanılan malzemeler Potasyum Hipoklorat (Çamaşır Suyu), petekler ise Formaldehit edilerek dezenfekte edilir ve kullanılır.
Uygulamalar
Potasyum Hipoklorit Uygulaması:
Anarı ızgarası, yemlik, körük, el demiri, eldiven ve maske gibi malzemelerin dezenfekte edilmesinde kullanılır. Kullanılışı: 450 gr. Çamaşır sodası 4,5 lt. sıcak suda çözülür. 225 gr. Calsiyumklorit ilave edilir. Dinlendirilerek çökeltilir. Dinleti üzerindeki berrak sıvı ayrı kaba alınır. Fırça ile bu suya batırılarak tüm malzemeler dezenfekte olur. Eriyik yakıcı olduğu için cilt ve elbiseler korunmalıdır.
Formalit Uygulaması:
Formalit çözeltisi hazırlanarak yapılan bir dezenfeksiyon çalışmasıdır. Ancak fazla zaman ve emek isteyen ve pratik olmayan bir çalışmadır. Formalin ballı peteklere uygulanmamalı ve formalin uygulanmış petekler, ballar arılara verilmemelidir. Bal formalini absorbe eder ve arılar için zehirleyici olur. Ballı petekler süzüldükten sonra dezenfekte edilmeli ve bulaşık ballar yem olarak verilmemeli. Uygulama için suyla seyreltilerek hazırlanan %2 ve ya daha yoğun formalin eritilmiş olarak kullanılır. Boş petekler eriyik içerisinde 4 saat süre ile tutulur. Sonra çıkarılarak bol su ile yıkanır. Kurutulup tekrar kullanılır. Boş peteklerin, boş kovanların ve diğer malzemelerin dezenfeksiyonu da %21 Hidrojen Preraksit çözeltisi ile %4 Kloromin çözeltisi kullanılarak yapılır.
Bulaşık Arıların İlaçla Tedavisi:
Temiz bir kovana konulan kabartılmış boş peteklere silkelenen arıların hemen ilaç tedavisine başlanılır. ABD yavru çürüklüğü için kullanılan en etkili ilaç Sulfamitlerden Sodyum Sulfathiazol ve bir antibiyotik olan Terramycin kullanılır. Sodyum Sülfathiazol ABD yavru çürüklüğüne karşı yavaşlatıcı ve önleyici olarak 1944 ABD ' de kullanılarak çok iyi sonuçlar alınmıştır. Toz ve ya tablet olarak satılmaktadır. Fazla dozun arılara fazla etkisi yoktur. ABD yavru çürüklüğüne etkili değildir. Sonbaharda bal hasadından sonra kullanılmalıdır. İlaç önce ılık suda ezilir. Şeker su oranı 2/1 olarak hazırlanan şurubun4 litresine 1 gr. İlaç katılır ve hazırlanan ilaçtan hasta koloniye 4 günde ilaçlı su verilerek arılar tedavi edilir. 450 gr. pudra şekerine 4 gr. ilaç katılarak hazırlanan karışımdan 4-5 günde 3 defa ve her defasında koloni başına 2-4 sofra kaşığı olmak üzere peteklere püskürtülerek ilaçlama yapılmalıdır.
Terramycin Uygulaması
İlk kez 1951' de ABD' de kullanarak başarılı sonuçlar alınmıştır.ilk ve sonbaharda kullanılabilir ve şurupla verilir. Uygulama için 1/1 oranında hazırlanmış şeker şurubuna şurubun her 4 litresine bir dolu çay kaşığı Terramycin katılır. Eğer ilaç tablet halinde ise 250 mgr, bir tablet bir fincan suda eritildikten sonra 1 lt. şurup için kullanılır. Her hasta koloni için 3-4 gün 3 defa 1 lt. ilaçlı şurup verilir. Terramycin sıcak şuruba katılmamalı, ilaç yapılırken şurup en fazla 30 C˚ civarında bulunmalıdır. Homojen bir karışım sağlanmalıdır. İlacın aktif maddesi çok çabuk bozulduğundan ilaçlı şurup bekletilmemeli ve ışıkta, açıkta tutulmamalıdır. Terramycin pudra şekerine karıştırılarak bir pudriyer toz halinde doğrudan arılar üzerine püskürtülerek verilebilir. Bu amaçla 900 gr. pudra şekerini 450 gr. Terramycin TM-10 karıştırılır ve bu karışıma bir pudriyerle koloni başına 4-5 gün ara ile 3 defa verilir. Her defasında 2,8 gr. karışım arılar ve petekler üzerine püskürtülür.
Neo Terramycin Uygulaması
Son yıllarda geniş spektrumlu bir antibiyotik olan Terramycin ABD yavru çürüklüğüne karşı olarak kullanılmaktadır. Neo Terramycin, Oxytetrasiklin ve Neomycin içermekte olup bakteriyel enfeksiyonlara karşı etkili bir korunma ve tedavi sağlamaktadır. İlacın tedavi dozu 1,5 gr. olup hazırlanan ilaçlı şurupla 4-5 gün ara ile 3-4 defa yemleme yapılmalı ve bir koloniye verilen ilaçlı şurup miktarı 1 litreden fazla olmamalı ve Neo Terramycin arılar için rahatsız edici olduğu unutulmamalıdır.
VARRAO JACOBSONİ GUDEMAN (Arı Akarı):
Bal arısı kolonilerinde 125' e yakın akar türü tespit edilmiştir. Bunların % 8.5 bal arılarında yaşarken %16.5' i hem arılarda hem de bitkilerde yaşamakta, %77.7' si ise silo ve ambar zararlısı olarak bilinmektedir. Arı akarı arıların larva, pupa v erginleri üzerine kan emerek yaşayan tehlikeli bir dış parazit akardır. Hem kapalı yavru gözlerine ve hem de ergin arılarda yaşaması ve koloni yaşamına olumsuz etki yaratmaktadır. Bu nedenle bugün bile arıcılığın gündeminde önemli bir türü olmasına rağmen Varrao Jacobsoni Apicerena ve Apis mellifera kolonilerinde yaşayabilmektedir. Arı akarının konukçusu olan bal arısı türleri kovanlar içinde yaşayanlardır. Arı akarlarının gerçek konukçusu Hindistan arısı diye bilinen Apiscerena' dır. Uzun yıllardan beri akarları ile birlikte yaşayan Hindistan arısı yetiştirdiği adaptasyonlar ve savunma mekanizmalarıyla parazite karşı kendisini korumaktadır. Koloninin çoğalmasına zarar vermesini önlemektedir. Arı ırkı savunmayı öğrenmiştir.
Apiscerana
Apiscerana, akara karşı oldukça duyarlıdır. Apiscerana kolonisi, kovan içinde temizlik dansı yaparak kovan içindeki arı akarının varlığını diğer arılara haber verirler. Diğer arılar ise dans eden arıyı parazitten temizler. Ayrıca arı akarı Apiscerana işçi arı gözlerinde gelişimini tamamlayamamakta ve sadece erkeke arı gözlerinde üreyebilmektedir. Apis mellifera' da ilk defa 1958' de Güney Çin' de fark edilmiştir. 1960' lardan itibaren bu akar çok geniş bir alana yayılarak dünya arıcılığını tehdit eden bir sorun haline gelmiştir.
Yurdumuzdaki araştırmalar bu zararlının Bulgaristan üzerinde 19756 yılından itibaren doğal yollar ile Trakya' ya geçtiği bu bölgeye giden Ege Bölgesi arılarının bu zararlıyı aldığı ve taşıdığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Akarın Vücut Yapısı
Ergin yaştaki dişi arı akarı kahverengi ve ya koyu kahverengi olup vücut enlemesine kitin tabakası ile kaplıdır. Vücut sırt karın yönünden basık olup sırt kısmı hafif dış bükedir. Enlemesine oval şekildedir. Üstten bakıldığında sert sırt kabuğu vücudu önemli ölçüde kaplar. Ergin dişiler 1.1 ve 1.2 milim uzunluğunda ve 1.5-1.6 mm. Vücudu 15-20 mikron uzunluğunda olan birbirine paralel kıllar ile kaplı olan kıllar ile kaplıdır.6 parçalı 4 çift çok güçlü bacağa sahiptir. Birinci çift bacaklar anten görevi görür. Ön bacaklar üzerinde bir dizi duyu organı bulunur. Vücut şekli bal arısına kolayca tutunacak yapıdadır. Çok iyi gelişmiş bir trake sistemine sahiptir. Solunumu sağlayan solunum sistemi, akarın değişik gaz yoğunluklarında yaşayabilmesi için çok iyi gelişmiştir. Nitekim kapalı gözlerde ki hava CO2 iken ve uçan arı gözlerindeki bol oksijen ortamında da rahatlıkla yaşayabilir. Delici ve emici bir ağız yapısına sahiptir. Ağız parçaları üzerinde ileri doğru uzanmış birkaç çengelli küçük iğne şeklindeki çıkıntıları ile larva pupa kolayca tutunabilmektedir. Anüs valfi yoktur. Anüs iki kılla kapatılır, sindirim artıklarının pupa ile dar kısma bırakır. Erginleri dişilerden daha küçük olup büyüklüğü 0.8-0.97 ve 0.93 beyaz, gri, sarımtırak renktedir. Eklemler daha yumuşak kitinden yapılmıştır.
Üreme ve Gelişme
Bal arısı kolonilerinde V. J' nin üremesi koloninin faaliyeti ile sınırlıdır. Üreme ilkbaharda yavru yetiştirme ile başlar ve sonbaharda kuluçka faaliyeti sona erinceye kadar sürer. Kışın döllenmemiş dişiler vardır. Arı akarı üreme için özellikle erkek arı gözlerini seçerler. Bunda da erkek arı larvalarının kapalı gözde kaldıkları sürenin daha uzun olması, kovanda erkek arı gözlerinin daha çok alt ve kenarlarında bulunmasının etkili olduğuna dair görüşler vardır. Kışı ergin arılar üzerinde geçiren, döllü dişi parazitler ilkbaharda gelişmekte olan 5-6 günlük olan larvaların bulunduğu yere gözler mühürlenmeden girerler. Dişi akar larvaya geçer ve larvanın kanı ile beslenmeye başlar. Ergin arıların kanı ile beslenen dişi larvaların yumurtlama yeteneği yoktur. Parazitin yumurtlayabilmesi için mutlaka larvaların hemolenfi (kan sıvısı) gereklidir. Beslenme sırasında hemolenfinde bulunan Juvenil hormonu alan dişi akarın yumurtalıkları gelişmekte ve yumurtlamaya hazırlanmaktadır. Not: Juvenil hormonu Apiscerana arılarında düşük, Apis mellifera arılarında yüksektir.
Yeterince juvenil hormonu alarak yumurtalıkları gelişen akarı gözler mühürlendikten sonra 60 saat sonra yumurtlamaktadır. Son yapılan çalışmalara göre dişi akarların 6.2 gün erkeklerin ise 6.9 günde ergin geldiği ilk yumurtanın döllenmemiş (n=7 kromozom) daha sonra döllenmiş ise (2n=14 kromozom) yumurtaların ortaya çıkarmış olduğu gözlenmiştir. Bu durumda ilk yumurta erkek diğeri ise akar olarak gelişmektedir. Genel olarak işçi arı gözlerinde 3, erkek arı gözlerinde ise 5 dişi akar ergin hale gelmektedir. Erkek arıların kapalı gözlerdeki gelişme süreleri daha fazla olduğu için bu gözlerde daha fazla sayıda dişi akar ergin hale gelebilmektedir.
Varroanın çıkış günleri petek gözlerinde kapalı kalma süreleri en fazla erkek arı gözlerinde bulunur. Sebep ise gözlerin kapalı kaldığı günlerdir. Buna karşılık ana arı yüksüklerindeki yavru akarlar erginleşmeden ana arı kuluçka süresini tamamlamakta dolayısıyla arı akarının anaarı yüksüklerinde çoğalma şansları kalmamaktadır. Genellikle petek gözünün tabanına ve doğrudan larva üzerine bırakılan yumurtalar kuluçka sürelerini tamamlayarak kuluçka devrelerini tamamlarlar. Erginleşen akarlar kuluçkalık devresini tamamlayan akar kapalı göz içerisinde çiftleşirler. Çiftleşmeden sonra erkek akarlar kapalı göz içerisinde öldükleri için arılar üzerinde erkek akar bulunmaz. Çiftleşmiş genç dişiler ve yaşlı dişi akarlar göz içerisinde genç arılara tutunarak beslenirler ve dışarıya çıkarlar. Genç arıların kuluçka süresinde gelişmesini tamamlayamamış akarlar ise göz içerisinde ölür. Döllenmiş olarak dışarıya çıkan dişi akarlar. 5 gün süre ile laboratuar koşulları altında ise 4-13 gün süre ile yumurtlamaya başlar. Bu akarlar tekrar yavru gözlerine geçerek çoğalmalarını sürdürür. Erginleşmemiş akarlar yazın 3 ay kışın ise 5-6 ay yaşamlarını sürdürürler.
Varoa’nın Hayat Safhaları
Safha I: Erginlerin petek gözlerinden çıkışı, enfeksiyon yapabilecek olgunluğa gelmiş , döllenmiş veya döllenmemiş dişi Varroa akarı petek gözünü terk eden veya petek gözünü terk ettikten sonra kendi kendine dışa çıkar. Çevrede dolaşarak erkek ya da işçi arıya geçer. Segmentler arasındaki yumuşak doku olan bölgeye ağız parçalarını sokarak arının kanını birkaç gün emer. Bu safhanın süresi ilgili olarak yapılan araştırmalarda Varroa' nın petek gözüne girmeden önce 4-6 gün arılar üzerinde dolaştığı belirtilmektedir.
Safha II: Larva gıdasına geçiş ve durması. Varroa akarı ergin arı üzerinde bir süre durduktan sonra arıyı terk eder ve larva gözüne girmek için çaba sarf eder. İşçi arı gözlerindeki larvalar 5, erkek arı gözlerindeki larvalar ise 5-7 günlük olduklarında ise en uygun an olmaktadır. Bir erkek arı gözünde 21 akar sayıldığı bilinmektedir. Akarların gözlere girişinde göz içinde arı larvasının olduğu karbondioksit ve bazı kimyasal maddelerin cezbedici etkisi olmaktadır. Akar hücreden gittikten sonra larvanın gıdası muhtemelen oksijen azlığı ve karbondioksit fazlalığı nedeniyle uyuşuk vaziyette kalmaktadır.
Safha III: Akarın yeniden aktivite kazanması ve ilk iki yumurtanın konması arı gözü mühürlendikten sonra göz içerisinde bulunan larva burada bulunan gıdaları yer ve prepupa devresine girer. Buradaki akar da larvayla birlikte bu gıdalardan sınırlı bir şekilde yer. Ancak bu beslenmenin akar için akar için olan önemi bilinmemektedir. Eğer larvanın gıdası tümüyle bitmezse akar uyuşuk halini devam ettirmekte ve nihayet ölmektedir.normal olarak hücre içerisindeki gıda bittiğinde hücre içerisindeki oksijen miktarı yükselmekte ve akar yeniden aktivite kazanmaktadır. Larva ve ya prepupa üzerine geçen akar, ağız parçalarını konukçunun derisi içine sokarak heomlenf emmeye başlamaktadır. Yeterince beslenen akar cinsel olgunluğa gelmekte ve hücre mühürlendikten 60-64 saat sonra dişi akarı meydana getirecek olan ilk döllenmiş yumurtayı koymaktadır. Daha sonra tekrar beslenmeksizin mühürlenmeden 94-96 saat sonra da döllenmemiş yumurtayı koyar ve bundan da erkek Varroa meydana gelmektedir. Yumurtalar pupayı saran dokunun üzerine tek tek konursa da nadiren larva ve ya prepupa üzerine de konduğu bilinmektedir. Muhtemelen 3 ve 4. safhalarda akar yeterince beslenmez ise yumurtlama olmaz ve yumurta sayısı 1-2' yi geçmez.
Safha IV: Son Yumurtanın Konması Ve Embriyo' nun Gelişmesi:Dişi Varroa akarı arı gözünde olduğu zaman en az 5 (4 dişi 1 erkek). Erkek gözünde ise 7 yumurta koyma kapasitesine sahiptir. Varroa erkeği oluşturacak yumurtayı koyduktan sonra bir süre beslenir ve 3 yumurtayı yapar. (2. dişiyi meydana getirecek olan...). Gözün mühürlenmesinden 120-124 saat sonra vuku bulur. Beslenme ve tekrar yumurta koyma en az iki defa daha meydana gelir ki bunlarda sırasıyla mühürlenmeden itibaren 148-154 ve 190-192 saat sonra meydana gelir. İşçi ve erkek arı yumurtalarını gözleri siyahlaştığı zaman Varroa son defa beslenir ve yumurta koyma son bulur. Bu esnada işçi pupası ise 19 günlüktür ve ya işçi arı pupa olduktan itibaren 216-220 erkek arı ise 240 saatlik bir zamana ulaşmıştır. Varroa meydana getirdiği yumurta sayısı değişiklik göstermekte bu da arı gözlerinin mühürlenmesinden itibaren ergin arının çıkışına kadar geçen zamana bağlı olmaktadır. Bal arısının çeşitli ırklarında bu süre farklı olmaktadır. Avrupa ırkı olan Apis mellifera Corsica' da süre 12.1 gündür. Bu üzerinde beslenen akar normalde normal de 5 yumurta koyar. Fakat bunlardan sadece 1 dişi ve 1 erkek gelişmek için zaman bulur. Böylece iki yavru gelişmiş olur. Apis mellifera Cepropin ırkında ise bu süre biraz daha uzun olduğu için 5 yumurtadan 2 dişi 1 erkek meydana gelmektedir. Afrika ırkı olan Apis mellifera Capensis arısında bu süre 11.1 gündür. Bulaşık gözlerin sadece 1.50' si birer dişi meydana getirmektedir. Erkek arılarda bu süre 14 gün olduğu için bunlarda 5 dişi akar meydana gelmektedir.
DERS – 5
Konu - 1 APİTERAPİ
Okuma Metni ARI ÜRÜNLERİ VE APİ TERAPİ
APİTERAPİ
Apiterapi, arı ürünlerinin bir yada birden fazla hastalığın önlenmesi yada iyileştirilmesi amacıyla kullanılması şeklinde tanımlanabilir. Her geçen gün sonuçlanan araştırmalar toplumların dikkatini bu konu üzerine çekmekte ve özellikle Uzakdoğu ülkelerinde başlayan ve dünyada hızla gelişen arı ürünleri ile tedavi yöntemleri hızla yaygınlaşmaktadır. Hatta, başta Japonya, Doğu Asya ülkeleri, Amerika, Kanada gibi ülkelerde apiterapi merkezleri kurulmuştur.
Bu bölümde arı ürünlerinin insan sağlığı açısından önemi ve apiterapi de kullanımına yer verilecektir.
Bal ve Apiterapi:
Balın fizyolojik özellikleri ve kullanımı konusunda yüzlerce literatür bulunmaktadır.
BAL bir doğal enerji kaynağıdır. Bu nedenle çocuklar, yaşlılar, sporcular, hasta ve düşkünlerle birlikte normal sağlıklı insanlar tarafından da severek ve bilinçli olarak tüketilmektedir.
BAL kemiklerde Kalsiyum fiksasyonunu artırmaktadır..
Bal iştah artırmakta, enerji ve direnç kazandırmaktadır.
Balın besin içeriğinin insan sağlığına etkisinin yanı sıra olağanüstü bir özelliği de vardır ki, bu özellik antimikrobiyal aktivitesidir. Balın bu özelliği nedeniyle Hipokrat zamanından beri hastalıklarda tedavi edici bir araç olarak kullanıldığı bilinmektedir. Eski Mısırlıların; cerrahi pansumanda, göz iltihaplarının tedavisinde, Çinlilerin ve Hintlilerin de; çiçek hastalığının yayılmasını önlemede hasta vücudunu bal ile kapladıkları bilinmektedir.
Orta çağda, yara ve yanıkların bal ile tedavi edilmesi, kulak iltihabında; kulağa balın akıtılması, difteri vakalarında; çocukların ağız ve boğazlarına içten balın sürülmesi ilginçtir. Bazı Nijerya yerlileri balı halen öksürük kesici olarak kullanmaktadırlar.
İnsan vücuduna etki eden çoğu mikroorganizma balda yaşamını sürdürememektedir. Bal, temas ettiği mikroorganizmaları öldürdüğü gibi içerisinde de barındırmamaktadır. Öyle ki Mısır piramitlerinde bulunan ve Postum’da M.Ö. 6. asra ait çömlekler, içindeki balların biraz katılaşmakla beraber vasıflarını hiç kaybetmemesi, balda mikroorganizmaların yaşayamadığını tarihi bir gerçek olarak göstermektedir.
Tıbbi literatürde, İngiliz ve Amerikan hastanelerinde birinci sınıf mikrop öldürücü olarak bal kullanıldığını, Almanya’da yara ve soğuk algınlıklarından kaynaklanan hastalıklarda, baldan bu yönü ile istifade edildiğini görmekteyiz. Alman Dr. Zaiss’in mikrop öldürücü olarak balı tentürdiyot ‘a tercih ettiğini belirtmesi de ilginçtir.
Balın yaraların ve enfeksiyonların iyileşmesini sağlamak için kullanımı 1981yılında Dünya Sağlık Formu tarafından da önerilmiş olup, Pharmaceutical Journal’da (Eczacılık Dergisi 1982) apse, çıban, göz yangıları, ishal, üriner sistem enfeksiyonları, dizanteri etkeni, deri ve ağız içi enfeksiyonlarına antimikrobiyal etkisinin olduğu rapor edilmiştir.
1992’ de yayımlanan Bee World dergisinde, balın antimikrobiyal aktivitesi ile ilgili orijinal makalede Kur’an-ı Kerim’de ki konu ile ilgili ayetler verilmiş ve bu doğa üstü gıdanın insanlar için şifa kaynağı olduğu açıklanmıştır.
Balların antimikrobiyal aktivitesi için farklı mekanizmalar ileri sürülmüştür. İleri sürülen mekanizmalardan biri, balın sahip olduğu yüksek şeker konsantrasyonudur. Bir diğer sebebi de balda enzimsel olarak üretilen H2O2’dir. Üçüncü olarak da balın düşük pH’sıdır (ort. 3.2-4.5).
Balın çeşitli hastalıklara karşı tedavi edici özelliğini incelemek amacıyla birçok araştırma yapılmıştır. Bu konuyla ilgili ilgi çekici çalışmalardan birisi 1991’de King Suud Üniversitesi tarafından yapılanıdır. Yapılan bu çalışmanın sonunda gastrit ve on iki parmak bağırsağı ülserine sahip hastalara, alternatif bir tedavi olarak balın tek başına veya antimikrobiyal bir ajanla uygun bir bileşiminin kullanılması önerilmiştir.
Farklı bal tiplerinin antimikrobiyal etkileri arasında büyük değişiklikler vardır. Floral kaynakları farklı olan ballarda görülen varyasyon asitlik, ozmolarite, H2O2 ve diğer komponentlerin farklılığı nedeniyle olmaktadır. Lavanta, karahindiba, balçiği, ve kolza balları yüksek antimikrobiyal aktiviteye sahipken orman gülü, okaliptüs ve portakal nispeten düşük aktivite göstermektedir. Balın antimikrobiyal etkisini destekleyen bir başka bildiriş de , eşit miktarda bal, çavdar unu ve zeytin yağı karışımı ile hazırlanan kremin günde üç kez kullanımı ile inek ve atlarda görülen ve kangrene dönüşen yaraları dahi tedavi ettiği sonucuna varan Lucke’nin bildirişidir( Lucke, 1935).
Bal, karaciğer rahatsızlıklarında da başarı ile kullanılmaktadır. Bu başarıda balın antimikrobiyal etkisinin yanında, früktozun doku ve kasları yumuşatıcı ve gevşetici özelliği de önemli sayılabilir.
Balın çeşitli araştırmalar sonucunda, doku oluşmasını hızlandırdığı, yara ve yanık izlerini azalttığı (Arman, 1980; Dumronglert, 1983), bazı ülkelerde doktorlar tarafından katarakt ve kojuktivit ile bazı kornea rahatsızlıklarında başarı ile kullanıldığı bildirilmektedir (Mikhailov, 1950). Ayrıca kornea ülserinin de saf bal ile veya vazelin yerine bal ile hazırlanan % 3 lük sulphidine pomadı ile başarılı bir şekilde tedavi edildiği görülmüştür.
Şeker Hastalığı ve Bal
Zaman zaman hakiki (!) balın şeker hastalığına iyi geldiği şeklinde yazılar çıkmakta veya söylentiler duyulmaktadır. Bunun bilimsel bir dayanağı yoktur ve yanlıştır. Bal da kan şekerini yükseltir ve fazla alındığında şeker hastalarını komaya sokabilir.
Ancak eşit miktarda alınan bal, kan şekerini çay şekerine oranla daha az yükseltmektedir. Bu nedenle şeker yerine az miktarda bal kullanılabilir.
Polen ve Apiterapi :
Polenin insanlar tarafından ilk kullanımı Eski Çin, Pers, Mısır ve Yunanistan’da olmuştur. Hurmanın poleninde gonatotropik hormonların bulunması, Bedevilerin kısırlık tedavisinde bu bitkinin polenini kullanmalarını doğrulamaktadır.
Polenin, doğal bir besin kaynağı olması nedeniyle Avrupa’da insan beslenmesinde kullanımı hızla artmaktadır. Avrupa ülkelerinde son 30 yılda yapılan bilimsel çalışmalar ve klinik test sonuçları, polenin prostat, alerjik hastalıklar ve kanser türlerine etkisi üzerinde yoğunlaşmıştır( Dennis, 1966 ).
Polen insanlar tarafından günlük olarak protein, vitamin ve mineral madde gereksinimini karşılamak için doğrudan doğruya kullanılabilmektedir. Ayrıca besleme amacıyla az miktarda alınan polenin sinerjik etki yaparak pek çok yarayışlı maddenin karşılıklı etkileşmesi ile metabolizmayı ve sindirimi iyileştirmekte olduğu bildirilmiştir.( Krell, 1966 ).
Günümüzde bilimsel içerikli olmayan birçok sağlık dergilerinde polen tüketiminin etkileri ve yararları ile ilgili yazılar göze çarpmakta, polen içerikli birçok ürünün insanlarda müzmin hastalıkları iyileştirici ve tedavi edici özellikleri konusunda görüşler bildirilmektedir. Bu sonuçlar , hastalık belirtilerinin polen kullanımı ile kaybolduğuna tanık olan bazı doktorların ve ilgililerin bilimsel anlamda tam olarak kanıtlayamadıkları hususlar olup üzerinde önemle durdukları bilgilere dayanmaktadır.
Polenin İyileştirici ve Tedavi Edici Özellikleri (Sharma and Singh.,1980)
Artırıcı etki İyileştirici etki
Atletik performans Kanser (Hayvanlarda)
Sindirim kolaylığı Soğuk algınlığı
Doku yenileme Ağrı-apse
Genel canlılık Erkekte kısırlık a
Cilt canlılığı Anemi b
İştah b Yüksek tansiyon b
Hemoglobin miktarı b Sinirsel ve endokrin rahatsızlıklar b
Seksüel etki Ülserler
Performans (Yarış atları)
a Ridi et al., 1960 Sharma and Singh, 1980
Polenin sağlık konusunda en önemli etkisi kronik prostat hastalığı ile ilgilidir. Polenin prostat rahatsızlığı sonucu oluşan ateşi düşürdüğü rapor edilmiştir ( Dennis, 1996 ). Polenin prostat hastalığını tedavide tam olarak neye yaradığı bilinmemektedir. Ancak polenin yüksek seviyede çinko içermesi ve prostat salgılarının çıkmasında çinkonun anahtar element olması dikkat çekicidir. Yapılan bir denemede, kronik prostat vakalarında 3 ay süreyle denenen polen % 92 başarı sağladığı görülmüştür.
Polenin bir diğer etkisi X ışınlarına karşı koruyucu etkisi olmasıdır. (Wang,1984 ). Bu konuda yapılan çalışmalar polenin radyasyonun olumsuz etkilerini azalttığını göstermektedir. Polenin aynı zamanda lösemi vakalarında oldukça etkili olduğu rapor edilmiştir. Polenin kansere karşı olumlu etkisinin nedeni, yapısında bulunan yüksek seviyedeki karotenoidlere bağlanmaktadır.
Polenin, hayvanlara besin olarak verilmesi de olumlu sonuçlar vermiştir. Örneğin tavukların yemlerine %2.5 polen eklendiğinde istatistiksel olarak önemli ölçüde yemden yararlanmayı artırmıştır.
Arılar tarafından toplanan polenin değişik oranlarda antibiyotik içermesi, bağırsak ve kan hemoglobini üzerinde olumlu etkiler sağlamaktadır. Bazı raporlar da polenin cinsel hormonları beslediği ve uyardığı belirtilmiştir. Bu nedenle özellikle gençlerin gelişme çağında beslenmesinde polen tüketimi büyük yarar sağlayacaktır. Polenin solunum sistemi üzerinde de olumlu etkisi vardır ki; 110 mg polen extraktı ve 100 mg aspirinden oluşan fluaxin ticari isimli preperatın soğuk algınlığı ve gribe karşı başarılı sonuçlar verdiği bildirilmiştir. (Hanssan, 1979 ).
Polonya’ da 8-12 yaş grubu çocuklarda yapılan araştırmalara göre günde 20 g polen verilen öğrenciler ile polen verilmeyen öğrenciler arasında önemli derecede farklılıklar meydana gelmiştir. Polen alan öğrencilerin kan ile ilgili bütün değerlerinde artış saptanmış ve organizmada genel fizyolojik durum ile vücut direncinde iyileşme görülmüştür. Sinir sistemi üzerinde ki etkileri de dikkate değer bulunmuştur. Yine Polonya Farmakoloji ve Toksikoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalar sonucu polenin lipit (yağ) metabolizması bozukluğunda, kan serumunda ki trigliserit düzeyinin düşürülmesinde oldukça etkili olduğu belirlenmiştir.
Çeşitli bildirişler de polenin kronik kolit, mide ülseri, mide kanaması, kronik ishal ve kabızlıkla, anemi tedavisinde, kolesterol, hepatit de başarıyla kullanıldığını görmekteyiz.
Polen dağcılık yapanlar, pilotlar, yüksek rakımlarda bulunanlar için uygun bir gıda maddesidir. Çünkü polen yüksek irtifa hastalığının semptomlarını azaltmakta ve uyumu arttırmaktadır.
Polenin apiterapik kullanımından başka bir çok kullanım alanı vardır.
Bambusların beslenmesinde ,
Polen evcil hayvanların, özellikle yarış atlarının beslenmesinde ve laboratuar böceklerinin yemlerine eklenerek büyüme hızını artırmakta kullanılmaktadır.
Arılar tarafından peteklere depo edilen ve arı ekmeği olarak bilinen polen özellikle çocukların beslenmesinde kullanılmaktadır. Doğal yada yapay olarak hazırlanan arı ekmeğinin bozulmadan uzun süre saklanabilmesi özelliği de önemlidir (Krell, 1996).
Kozmetik sanayinde, deriyi yenileyici ve besleyici olarak kullanılmaktadır.
Polinasyon çalışmalarında kullanım.
Hava kirliliğini belirlemede: 1980 yılından bu güne kadar yapılan çalışmalar bal arıları tarafından toplanan polenlerin çevrenin hava kirliliğini yansıtan metaller, ağır metaller ve radyoaktif maddeler açısından önemli ipuçları verdiğini göstermiştir ( Free ,1983 ; Craze ,1984 ).
Polenin renk özelliği ile besin değeri arasında pozitif bir korelasyon vardır.
Polen çok zengin bir besin maddesi olduğundan miktarı yavaşça artırılarak alınmalıdır. Önce yarım çay kaşığı alınarak başlanmalı ve daha sonra kademeli olarak artırılarak günde 1-2 çorba kaşığı alınmalıdır.
Arı Sütü ve Apiterapi :
Arı sütü genel olarak vücutta hücre yenilenmesi, üretimi (hücre) ve metabolizması üzerinde etkili olduğundan organizmanın bütün dokularında canlılık ve bunun sonucunda sağlık, enerji, bağışıklık ve dinçlik meydana getirir. Bu yönüyle akla gelebilecek bütün sağlık problemlerinde önemli düzeyde motivasyon sağlar.
Arı sütü kalp rahatsızlıklarından kansere kadar bir çok hastalıkta vücudu güçlendirmek, bağışıklık sistemini uyarmak amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle yoğun antibiyotik kullanan radyoterapi ve kemoterapi olan hastalarda muhtemel karaciğer ve böbrek zararlarını önlemekte, fonksiyonlarını korumaktadır.
Arı sütünün insan ve hayvanlar üzerinde etkilerini belirlemek amacıyla bir çok çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalardan bazıları şunlardır;
Japonya’da 54 farklı hastalık üzerinde yapılan uygulamalarda ortalama % 80 dolayında iyileşme belirleyen araştırıcılar bu hastalıkların bazılarının iştahsızlık, kronik hastalıklar nedeniyle vücut savunma sistemi yetersizliği, metabolizma ve beslenme bozuklukları, adet bozukluğu, sindirim sistemi rahatsızlıkları, astım, bronşit, kronik kabızlık, asabilik uykusuzluk ve karaciğer rahatsızlıkları olarak bildirmektedirler. Aynı araştırıcılar kanserde tümör oluşumunun ve büyümesinin arı sütü tarafından engellediğini de belirtmektedirler.
Çin’de yapılan başka bir denemede, deney hayvanlarına tümör oluşumuna neden olan antijen verilmiş ve iki gruba ayrılmıştır. Grubun birine arı sütü verilmiş diğerine verilmemiştir. Arı sütü almayan gruptaki bütün hayvanlar kanserden öldüğü halde arı sütü alan gruptaki hayvanlarda ölene rastlanmamıştır. Bu durum arı sütünün en azından kanser oluşumunu engelleyici etkisini kanıtlayıcı niteliktedir.
Yine Arjantin’de yapılan bir başka araştırmada tavşanlara aşırı yağ içeren diyet uygulanmış ve iki gruba ayrılarak grubun birine arısütü verilmiştir. Deney sonucunda kontrol grubunun kanındaki kolesterol düzeyi ortalama % 1,37 olarak belirlenirken arı sütü verilen grupta bu değer ortalama % 0,68 bulunmuştur. Ayrıca aynı denemede kroner damarların ve karaciğerin incelenmesi sonucu arısütü alan bu grupta önemli derecede üstünlük belirlenmiştir.
Çeşitli literatürlerde ortak olarak, arısütünün çeşitli iltihabi hastalıklarda, nefes darlığında, karaciğer yağlanmasında, eklem hastalıklarında, zayıflık ve halsizliklerde, sinirsel ve fiziksel yorgunluk hallerinde, mide bağırsak hastalıklarında, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde, sinirsel ve ruhsal bozukluklarda, yaşlılık durumunda, üreme ve cinsel problemlerin giderilmesinde başarıyla kullanıldığı belirtilmektedir.
Arı sütünün çeşitli iltihabi hastalıklarda başarı ile kullanılabileceğini destekleyen bir çalışma da Bulgaristan’da yapılmıştır. 125 iltihabi hastalık üzerinde yapılan araştırmada arı sütünün organizmada immino-biyolojik aktiviteyi arttırarak hastalığın önlenebileceği sonucuna varılmıştır.
Arı sütünün karaciğer yağlanmasını önleyebileceği destekleyen unsur yapısında bol miktarda asetil kolinin bulunmasıdır. Çünkü asetil kolin ile yağlanma arasında negatif korelasyon vardır.
Arı sütünün 50-100 mg dozu bile toplam kolesterol düzeyinde % 14 lipit düzeyinde ise % 10 azalma sağlanmıştır. Ayrıca arı sütünün yüksek dozlarda kullanımı anti viral etki oluşumuna neden olduğundan gribe karşıda oldukça başarılı sonuçlar alınmıştır.
Başka bir araştırıcı da arı sütünün görme bozukluklarında ve görme yeteneğini artırmada önemli derecede etkili olduğunu deneylerle belirlemiştir.
İnvitro (laboratuar) çalışmalar, arı sütünün yapısında bulunan 10 HDA ‘nın antibiyotik etkiye sahip olduğunu desteklemektedir. Bu antibiyotik etki E.coli, Salmonella, Proteus, Basillus suptillis ve Saureus mikroorganizmalarına karşı kanıtlanmıştır. Bu konuda yapılan bir çalışmada arı sütünün 0,5 mg ve 1 mg miktarları bakteri gelişimini inhibe ettiği görülmüştür. Ayrıca bazı antibiyotiklere kıyasla bakteriler üzerinde daha etkili olduğu gözlenmiştir (Mercan, 2000).
Arı sütü kozmetik sanayinde de doku ve cildi yenileyici, deriyi gerdirici, derinin yağ sekrasyonunu düzenleyici etkisi göz önünde bulundurularak kullanım alanı bulmaktadır. Yanıklarda kullanılan dermatolojik krem ve merhemlere genellikle %0.05 ile 1 oranında arı sütü katılmaktadır.
Arı sütünün apiterapik etkisini inceleyen çok sayıda çalışma hayvanlar üzerinde de yapılmıştır.
Tavşanların normal besinine arı sütünün 100-200 mg/kg (vücut ağırlığı) eklenmesi embriyo gelişimi ve fertilitenin artmasını sağlamıştır. Japon bıldırcınlarının besinlerine 0,2 gr. dondurulup kurutulmuş arı sütünün eklenmesi cinsel olgunluğa daha kısa sürede erişmelerine ve daha fazla yumurtlamalarını sağlamıştır.
Tavuk besinlerinin her bir kilogramına 5 mg arı sütü ilavesinin yumurta verimini ve kuluçka çıkış ağırlığını artırdığı belirlenmiştir.
Buzağıların rasyonuna (7 günlük) 0,02 gram/gün miktarında arı sütü kullanılması kontrol grubuna oranla 6 ay içerisinde % 10- 13 ağırlık kazancı sağladığı daha düşük ölüm oranı ve enfeksiyonlara karşı daha yüksek direnç oluştuğu görülmüştür.
Propolis ve Apiterapi :
Propolis, sağlık için vücut yoluyla alınması gereken 22 besini bünyesinde taşıması açısından içinde bulunduğumuz yüzyıl da keşfedilen mükemmel doğal ilaç olarak kabul edilmiş ve önem kazanmıştır.
Propolis çok eski çağlarda ilk kez Yunanlılar tarafından keşfedilerek doğal bir antibiyotik olarak kullanılmıştır. Yaşadığımız yüzyılda bu değerli ürünün anti bakteriyel, anti fungal, anti viral özellikleri yanında antiinflamatuar, anti ülser, lokal anestezik, anti tümör, bağışıklık uyarıcı gibi biyolojik aktivite özelliği göstermesi; tıp,apiterapi, beslenme ve biyokozmetik alanında kullanımını yaygınlaştırmıştır.
Propolisin yapısında bulunan ve büyük önem taşıyan flavonoidler ve terpenler oldukça kuvvetli antioksidan, anti steril etkili birleşiklerdir. Özellikle flavonoidlerin kalp damar sistemi üzerine olumlu etkileri olduğu, kan dolaşımını düzenlediği, kılcal damar çatlamalarını azalttığını, mide mukozasını ülsere karşı koruduğu, mide yaralarını küçülttüğü, iç salgı sistemini düzenlediği ve halsizliğe karşı olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Bir çok kaynakta propolisin düzenli ve sürekli alınması durumunda sindirim, solunum ve dolaşım sisteminde ve tüm vücuttaki hastalık etmenlerine karşı etkin bir savunma gerçekleştirildiği bildirişlerine de rastlanmaktadır. Sentetik antibiyotiklerin aksine uzun süre propolis kullanımı zararlı bakterilerde direnç oluşturmamakta, yararlı bakterileri de olumsuz etkilememektedir.
Propolis preperatların bir çok bakteri üzerine geniş spektrumlu antibiyotik özelliği gösterdiği bir çok araştırmacı tarafından kabul edilmektedir. Propolisin insanlar üzerinde olumlu etkisini gösterdiği hastalıklar; beriberi, deri ülseri, ağız yaraları, diş ağrısı, burun iltihabı, mide ülseri, böbrek bozuklukları İYE iyi huylu tümör, kist, damar sertliği, diyabet, kemik erimesi, kırıkların kaynaması, sedef, sinir ucu iltihabı, sivilce, egzama, vajinal ve rahim iltihaplanması, şeker hastalığı, nefes darlığı, çeşitli yaralar, cilt kanseri, menopoz dönemi kemik erimesi, astım, bronşit, romatizmal ağrılar, tüberküloz, mikrobik rahatsızlıklar, Parkinson, hemeroid, akciğer kanseri, grip, uçuklar, gastrit, oniki parmak ülseri, orta kulak iltihabı, ÜSYE, baş ağrısı, güneş yanıklığı, akne olarak sıralanabilir.
Propolisin tıbbi alanda kullanımı çok eski çağlara uzanır. Propolisin vazelinle karıştırılarak, hazırlanan merhemlerin Boer savaşları arasında kullanıldığı, yaraları iyileştirdiği belirtilmektedir. Propolis Mısır Uygarlığında ölülerin mumyalanmasında kullanılırdı. Hipokrat propolisin deri ülserlerinin ve sindirim sisteminin tedavisinde kullanıldığını söylemiştir. Anadolu’da da geleneksel olarak insanlarda ve çiftlik hayvanlarında ayak ve deri problemlerinde, yaraların iyileştirilmesinde, çıbanlarda kullanıldığı bildirilmektedir. Yapılan klinik araştırmalar sonucu çeşitli antibiyotiklerle birlikte propolis kullanıldığında sinerjik etki gösterdiği antibiyotik etkinin 10-100 kat arttığı ileri sürülmüştür.
Propolisin oldukça güçlü bir anestezik özelliği vardır ki kokainden 10 kat daha güçlü olduğu kabul edilir. Bu nedenle Rusya’da uzun zamandır diş hekimliğinde anestezik olarak önerildiği ve kullanıldığı bilinmektedir.
Propolisin bazı kanser türlerinde kullanımı yapısındaki cynamic asit ve terpenoidlerin sitotoksik aktivitesi ile ilgilidir. Bu yönüyle propolis, bağırsak, böbrek, meme, burun ve pharynx kanserinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Uruguay menşeli propolisle yapılan bir çalışmada meme kanserini yavaşlattığının bulunması bu yargıyı güçlendirmektedir.(Novatny et al, 1999).
Propolisin son zamanlarda yapılan bazı çalışmalarda AIDS in neden olduğu HİV virüsüne karşı da etkileri gözlenmiştir( Harrih et a 1997) . Ancak bu konuda daha fazla araştırmaya ve delile ihtiyaç vardır.
Propolis bunun dışında diş minesinin mikro sertliğini de artırabilmektedir( Grameliya et al 1999) .
İnsan kullanımında güvenli doz 1,4 mg/kg vücut ağırlığı/ gün veya 70 mg/gündür (Burdock, 1998).
Arı Zehri ve Apiterapi :
Arı zehrinin birçok rahatsızlığa iyi gelmesi nedeniyle üretimi ve tıpta kullanımı her geçen gün artmaktadır. Farmakolojik olarak arı zehri kan dolaşımını artırıcı, bakteri öldürücü, radyasyona karşı koruyucu, tansiyon düşürücü etkileri ve bağışıklık sistemini aktive edici etkilere sahiptir.
Arı zehri ile herhangi bir tedaviye başlamadan önce mutlaka arı zehri alerji testi yaptırılmalıdır. Arı zehri tedavisi, tüberküloz, bel soğukluğu, endokardit rahatsızlıklarında ve hamilelikte kullanılmamalıdır
İnsanların tedavisinde arı zehrinin toplanarak kullanımı yerine, ergin işçi arıların doğrudan hastayı iğnelemesi yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemde; arılar kovan önünden, kuluçkalık veya ballık bölümünden açılan küçük bir delikten kavanozla toplanabilirler. Toplanan 10-100 adet işçi arı, yaklaşık iki hafta şeker şurubuyla beslenir ve hasta üzerinde günlük sokma işleminde kullanılır.
Arı zehrinin eczacı veya fizik tedavi uzmanı gözetiminde, arı iğnesi hazırlanarak, enfeksiyonlu bölgeye enjekte edilebileceği gibi kremlerin, merhemlerin yapısında kullanılması da mümkündür.
Tedavi süresince kesinlikle alkol alınmaması gerekmektedir. Bunun yanında süt, beyaz ekmek, dondurma, pirinç, şeker vb. beyaz yiyecekler tüketilmemelidir. Bunlara ek olarak 1000-5000 mg. C Vit., 100-300 mg., B Vit. kompleksi ve 400 IU. E Vit. alınması tavsiye edilir. Arı zehri tedavisine en az 6 ay devam edilmesi önerilmektedir.
Arı zehrinin ilaç olarak kullanımı çok eskiye dayanmaktadır. M.Ö. 2000 yıllarına ait bir papirüste arı zehrinin tedavi maksatlı kullanımının delillerine rastlanmıştır. Dr.Foster tarafından Almanya’da geliştirilen ve 1935 yılında piyasaya sürülen arı zehri etken maddeli ürün olan Forapin günümüzde de hala kullanılmaktadır. Bu gelişmelere paralel olarak 1983 yılında Amerika’da Arı Ürünleriyle Tedavi Derneği kurulmuştur ve günümüzde de çalışmalarına devam etmektedir.
Bugün için arı zehri tedavisi Çin, Japonya, Güney Kore, Rusya, Bulgaristan, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya, Avusturya, Almanya, İsviçre ve Fransa’da kullanılmaktadır. Günümüzde 9 Avrupa ülkesinde arı zehri içeren 22 farklı ürün kullanılmaktadır.
Dünyada bir çok araştırmacı arı zehri ile, özellikle köpek, kedi, at gibi hayvanlar üzerinde deneyler yapmışlar ve başarılı sonuçlar elde etmişlerdir. Özellikle arthritis(eklem iltihabı) ve romatizma, M.S., kronik ağrılar, depresyon, tümörler, böbrek problemleri, kas spazmları, göz hastalıkları, meme hastalıkları, bademcik, vajinitis, ürtiker ve prostat rahatsızlıklarında başarıyla kullanıldığı belirlenmiştir. Multiple sklerosis hastalığı bugün dünyada tıp otoritelerince tedavi edilemez hastalıklar arasında gösterilmektedir. Arı zehri ile 1500 MS hastası üzerinde yapılan ve 6 ay süren bir çalışmada tedaviye alınan 4 değişik grupta % 30-86 arasında bir başarı elde edilmiştir. Bu sonuç MS için gelecekte umut vericidir.
Arı zehrinin etkili olduğu kabul edilen MS, arthritis (eklem iltihabı) ve romatizma rahatsızlıklarından başka epilepsi( sara ), migren, Sinüzit, bazı kanser türleri, damar tıkanıklıkları, astım ve AİDS’te kullanılmakta ve başarılı sonuçlar alınabilmektedir.
Çağın vebası olarak nitelendirilen AİDS üzerinde yapılan çalışmada arı zehrinin HİV virüsünün bağışıklık sistemini çöktürücü etkisini kişinin bağışıklık sistemini güçlendirerek önce yavaşlattığı sonra da gelişimini durdurduğu ortaya konulmuştur (Tolon,B. 2002). Kanser vakalarında ise arı zehrinin merhem, tablet veya iğne yoluyla vücuda uygulanmasıyla umut verici gelişmeler kaydedildiği belirtilmektedir.
Arı zehrinin etkin mekanizmalarından biride yapısındaki pek çok aktif amino asit, mikro elementler ve protein yapıdaki melittin sayesinde bağışıklık sisteminin düzenlemesi ve beyin sinir iletimini uyarması, böylece sinir sisteminin düzenli çalışmasını sağlamasıdır.
Sonuç olarak antibiyotiklerin etkisini yitirdiği günümüzde arı ürünleri, insanları çeşitli hastalıklara karşı koruyan en iyi doğal savunma yöntemi olarak kabul edilebilir.
Arı ürünlerinin tek kullanımının yanında tümünün belirli oranlarda karıştırılarak kullanımının daha yararlı olduğu ve her hangi bir sağlık probleminin çözülmesinde bir ilaç olarak tıbbi tedavi yöntemleri ile birlikte kullanılabileceği bildirilmektedir. Bu yönüyle arı ürünleri tıbbın alternatifi değil destekçisi olarak görülmelidir.
OKUMA METNİ
ARI ÜRÜNLERİ VE APİ TERAPİ
Arı sütü
Arıların ana arı ve larva beslemede kullandıkları harika besin olan arı sütü normal koşullarda 6-15 günlük işçi arıların yutak üstü salgı bezlerinden salgıladıkları bir maddedir.Oluşumu itibariyle diğer hayvanların memelerinde oluşan süt ile herhangi bir ilgisi olmamakla beraber sütsü görünüşü ve yavru beslenmesinde kullanımı nedeniyle Türkçe terminolojide süt olarak adlandırılmakla beraber diğer dillerde kraliyete ait jel olarak adlandırılmaktadır.
Arı sütü kovan içerisinde kullanım amacına bağlı olarak farklı bileşimde ve dolayısıyla farklı kalitede olabilmektedir.Kovanda üretilen en yüksek değerdeki arı sütü ana arının ve ana arı larvalarının beslenmesinde kullanılır.Bundan sonra gelen ikinci kalite ise genç işçi arı larvalarının beslenmesinde kullanılır.Daha ileri çağdaki işçi arı larvaları ile erkek arı larvaları ise düşük kalitede arı sütü ile beslenirler.Yumurtadan çıktığı anda aynı genetik yapıdaki ana ve işçi arı larvaları gerek kalite ve gerekse miktar açısından 6 günlük farklı beslenme sonucunda birbirinden oldukça farklı bireylere dönüşebilmektedirler.Bu farklı beslenme sonucu ana arı hastalıklara direnç kazanmakta,günde kendi ağırlığının iki katı kadar yumurta üretebilmekte ve yıllarca yaşayabilmektedir.Buna karşılık işçi arılar kolayca hastalanabilmekte,dişi oldukları halde döl vermemekte ve üretim sezonunda yalnızca 4-5 hafta yaşayabilmektedirler.İki bireyin bu denli farklılaşması yalnızca arı sütünün olağanüstü gücünden meydana gelmekte ve yalnızca bu yönü bile arı sütü tüketen bir insanın neler kazanabileceğini açıklamaktadır.
Arı sütü doğal olarak oğul mevsiminde oğul verme hazırlığı içerisinde olan kovanın hazırladığı onlarca ana arı yüksüğü içerisindeki arı sütünün hasadı ile yapılır.Bu şekilde bir kovandan elde edilecek arı sütü miktarı oldukça sınırlı olup bir sezonda ortalama 5-10 g dolayındadır.Ancak ana arı üretim çalışmalarının yoğun olarak uygulandığı yöntemlerde ana arı yetiştiriliyormuş gibi yürütülen üretim çalışmasında besleyici olarak düzenlenmiş kolonilere ortalama olarak 45-90 dolayında veya daha fazla sayıda yapay ana arı yüksükleri verilerek bir sezonda üretilen arı sütü miktarı bir kovandan 1000-1500 grama değin yükseltilebilmektedir.Bu üretim çalışmaları sırasında elde edilen arı sütünün yapay olduğu veya kalitesinin düştüğü yolunda bazı kesimlerde oluşan kanı yanlıştır. Ancak uygun bakım ve besleme uygulanmayan kolonilerde bakabileceklerinin üzerinde yüksük sayısı ile üretim yapılan koşullarda kalite düşebilmektedir. Aynı sakınca uygun olmayan koşullarda doğal üretim koşulları için de geçerlidir.
Arı sütü bileşim itibariyle oldukça karmaşık yapıya sahip bir maddedir. Yarısında su, protein, yağ, şeker, mikro elementler, enzimler, hormonlar, vitaminler, çeşitli yağ asitleri, 10-HDA ve daha birçok maddeye ek olarak % 3 dolayında henüz belirlenemeyen maddeler bulunmaktadır. Etkileri bilinen fakat belirlenemeyen bu maddeler oranlarının az olmasına karşın arı sütünün olağanüstü etkinliğini meydana getirmektedirler. Arı sütü genel olarak vücutta hücre yenilenmesi, üretimi ve metabolizması üzerinde etkili olduğundan organizmanın bütün dokularında canlılık ve bunun sonucunda sağlık, enerji, bağışıklılık ve dinçlik meydana getirir. Bu yönü ile akla gelebilecek bütün sağlık problemlerinde önemli düzeyde motivasyon sağlar.
Japonya’da 54 farklı hastalık üzerinde yapılan uygulamalarda ortalama % 80 dolayında iyileşme belirleyen araştırıcılar bu hastalıkların bazılarının iştahsızlık, kronik hastalıklar nedeniyle vücut savunma sistemi yetersizliği, metabolizma ve beslenme bozuklukları, adet bozukluğu, sindirim sistemi rahatsızlıkları, astım, bronşit, kronik kabızlık, asabilik, uykusuzluk ve karaciğer rahatsızlıkları olarak bildirmektedirler. Aynı araştırıcılar kanserde tümör oluşumunun ve büyümesinin arı sütü tarafından engellendiğini de belirtmektedirler.
Çin’de deney hayvanları tümör oluşumuna neden olan antijen verildikten sonra iki gruba ayrılmış ve grubun birisine arı sütü verilmiştir. Arı sütü almayan gruptaki bütün hayvanlar kanserden öldükleri halde arı sütü alan grupta kanserden ölene rastlanmamıştır. Bu durum arı sütünün en azından kanser oluşumunu engelleyici etkisini kanıtlar niteliktedir.
Arjantin de yapılan bir araştırmada tavşanlara aşırı yağ içeren diyet uygulanmış ve iki gruba ayrılarak grubun birisine arı sütü verilmiştir.Deney sonucu kontrol grubunun kanındaki kolesterol düzeyi ortalama % 1.37 olarak belirlenirken arı sütü verilen grupta bu değer ortalama % 0.68 bulunmuştur.Kontrol grubunda aortta aterosklerotik lezyonlar % 69.4 - 85.4 düzeyinde oluşurken arı sütü verilen grupta bu değer % 10 olarak belirlenmiştir. Ayrıca göz diplerinin, koroner damarların ve karaciğerin incelenmesi sonucu arı sütü alan grupta önemli derecede üstünlük belirlenmiştir.
Arı sütü tüketen normal veya şeker hastası olan insanlarda iskelet kaslarının daha çok glikozu değerlendirmesi nedeniyle kan şekerinin düştüğü belirlenmiştir.
Bulgaristan’da 125 iltihabi hasta üzerinde yapılan araştırmada arı sütünün organizmada immünobiyolojik aktiviteyi artırdığı belirlenmiştir.
Çeşitli literatürlerde ortak olarak arı sütünün çeşitli iltihabi hastalıklarda, kas hastalıklarında, nefes darlığında, karaciğer yağlanmasında, eklem hastalıklarında, zayıflık ve halsizliklerde, sinirsel ve fiziksel yorgunluk hallerinde, mide ve barsak hastalıklarında, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde, sinirsel ve ruhsal bozukluklarda, zihinsel faaliyetlerin artırılmasında, yaşlılık durumunda, üreme ve cinsel problemlerin giderilmesinde, ani heyecan ve ruhi gerginliklerin giderilmesinde başarı ile kullanıldığı belirtilmektedir.
Arı sütünün yapısında bol miktarda bulunan asetilkolin sayesinde karaciğer yağlanması önlenmekte,tansiyon düşmekte ve kalp atışları düzene girmektedir. Antiarteriosklerotik bir madde olan arı sütünün günlük 50-100 mg’lık dozu bile toplam kolesterol düzeyinde % 14 , toplam lipit düzeyinde ise % 10 azalma sağlamıştır.
Arı sütünün yüksek dozlarda kullanımı anti viral etki oluşumuna neden olduğundan gribe karşı oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır.
Arı sütünün görme bozukluklarında ve görme yeteneğini artırmada önemli derecede etkili olduğu deneylerle saptanmıştır.
Polen
Çiçeklerin erkek organları tarafından erkek üreme birimi olarak üretilen polen arılar tarafından arka bir çift bacakta bulunan ve polen sepeti olarak adlandırılan özel yapılar yardımıyla kovana taşınır. Kovan önünde veya altında hazırlanan polen tuzaklarından arının geçişi sırasında bacaklardan düşürülür ve toplanır.Daha sonra enzimatik aktivitesi korunacak şekilde kurutulan polen yine uygun koşullarda saklanarak insan beslenmesine sunulur.
Şekil ve yapıları bitki türlerine bağlı olarak genellikle oval veya küreseldir. Ancak mikroskop altında görülebilen polenler renk olarak her türlü renkte olabilmekle beraber genellikle sarıdır.
Arıların beslenmesinde protein kaynağı olarak önem taşıyan polen ayrıca bileşimindeki vitamin ve mineral maddeler nedeniyle de son derece değerli bir besin maddesidir. Çiçeklerin erkek üreme birimi olan polen bu yönü nedeniyle zengin bir besin maddesi olması yanında arının ağız salgılarını da içermesi nedeniyle de ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır. İçeriğindeki amino asitler günde l5 g polen alan yetişkin bir insanın günlük asgari protein gereksinimini karşılayacak düzeyde olduğundan besleyici değer olarak doğada rakibi bulunmamaktadır.
Ayrıca yapısında bulunan çeşitli enzimler, koenzimler, steroidler, vitaminler, antibiyotikler, mikro elementler ve flavanoidler nedeniyle doğal “ilaç konsantratı” olarak kabul edilmektedir.
Üretildiği anda % 25-30 dolayında nem içermesi nedeniyle çok çabuk bozulan polen kurutularak veya pudra şekeri ile karıştırılarak derin dondurucuda saklanır. Kurutma 20-25 oC’ta güneş ışığı almadan su oranının % 8-10’a düşürülmesi ile yapılır. Pratik olarak kurutulmazdan önce tartılan polen % 20 dolayında ağırlık kaybedince kuruduğu anlaşılır ve kurutma işlemine son verilir. Bu şekilde kurutulan polen uzun sürelerle saklanması gerekiyorsa hava almayacak şekilde ambalajlandıktan sonra 0oC veya daha düşük sıcaklıklarda saklanmalıdır. Polenin aşırı ısıtılması,hava alması veya ışıkta tutulması durumunda özellikle arı tarafından katılan salgılar etkinliğini yitirdiği için polenin insan sağlığı açısından değeri azalır. Uygun olmayan koşullarda tutulmuş polenler arı beslenmesinde kullanıldığında alternatifi olduğunda arı tarafında dışarı atılmakta,o poleni kullanmak zorunda kalan arılarda ise koloni gelişimi görülmemektedir.
Polenin besin değeri ve yararlılığı toplandığı bitki türlerine önemli derecede bağlıdır, Bu nedenle toplandığı bitki türü ve çeşitliliği polenin değerini artırır. Ayrıca polenin kurutulması ve korunması sırasında üretilen işlemler ile bunun sonucunda oluşan renk,nem ve tat durumu poleninin kalitesini belirleyen diğer etmenleri oluşturur.
İnsan beslenmesi ve sağlığı açısından genel olarak polen özellikle vücut direncini artırmada yani bağışıklık sisteminin geliştirilmesinde,organ ve sistemlerin ve bunlarla ilgili bütün salgı sisteminin daha uyumlu ve verimli çalışmasını sağladığı için büyüme, enerji,sağlık,üreme,zihinsel ve psikolojik problemler açısından organizmaya büyük katkı ve yararlar sağlamaktadır.Düzenli bir şekilde ve özellikle arı sütü ile birlikte alındığında herhangi bir nedene bağlı bütün halsizlik ve nekahet durumlarında organizmayı canlandırır,hastalıklara karşı bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden hastalıklarda daha kolay iyileşmeyi ve hastalıklara daha zor yakalanmayı sağlar. İştahsızlığa karşı kullanıldığı gibi aşırı kilo alma durumunda vücudun daha dengeli yapılanmasını sağlar.Çocuklarda büyüme ,raşitizm ve diş sağlığı ile ilgili problemlerde ; yetişkinlerde ve özellikle kadınlarda kemik erimesi ile ilgili problemlerde büyük yararlar sağlar.
Arıların polene katkısı sabit olmakla beraber polenin bitki türlerine bağlı olarak bileşiminde bulunan maddelerde veya bunların miktarlarında büyük farklılıklar görülmektedir. Örneğin söğüt poleni C vitamini bakımından oldukça zengin bir bileşime sahip iken vişne ve armut polenleri beta karoten bakımından son derece zengindirler. Yonca, söğüt ve armuttan toplanan polenler flavon içeriği bakımından son derece zengindirler. Bu maddenin antisklerotik spazmolitik ve radyoaktif maddelere karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle bu polenler kandaki kolesterol düzeyini düşürmede,sindirim ve dolaşım sistemi spazmlarını gidermede yaygın olarak kullanılmaktadır. Söğüt ve vişne polenleri içerdikleri klorgen asit nedeniyle kapillalar üzerinde olumlu etkilerde bulunmakta,iltihap gidermede,böbreklerin çalışmasında,tiroit ve hipofiz bezlerinin salgılarını kontrol etmede önemli etkileri bulunmaktadır. Özellikle ahududu olmak üzere çoğu polenlerin yapısında bulunan triterpin asit kalbi desteklemekte,damar sertliğini önlemekte ve iltihap gidermektedir.
Aktivitesi korunmuş polen arının katkıları ve bitkilerden gelen bazı maddeler nedeniyle özellikle sindirim sistemi ve idrar yolu enfeksiyonlarına neden olan Eschericnia colı, Salmonella anteridis ve Proteus vulgaris gibi gram negatif bakteriler üzerinde anti bakteriyel etkiye sahip bulunmaktadır.
Kullanım amaçlarına göre polenler toplandıkları bitki türlerine göre ele alınacak olursa ; antibiyotik olarak okaliptüs; iştah açıcı olarak lavanta ve biberiye; uykusuzluğa karşı akasya,limon ve gelincik ; kapillar güçleştirici olarak güvem ve kuşburnu ; arterial kan dolaşımı dengeleyici olarak kestane,at kestanesi ve güvem ; venöz kan dolaşımı dengeleyici olarak at kestanesi ; idrar sökücü olarak vişne ve yabani hindiba ;mide çalışmasını düzenleyici olarak akasya : barsak çalışmasını düzenleyici olarak biberiye ; vücut genel fonksiyonlarını düzenleyici olarak okaliptüs ve elma ; zihinsel faaliyetleri düzenleyici olarak okaliptüs ,böğürtlen ve söğüt ; karaciğer hastalıklarında kestane ;kalp krizi sonrası elma ;öksürükte gelincik ;damar genişletici olarak yabani kestane ve ülserlerde kolzadır.Bazı bitki türlerinin araştırmalarla belirlenen farklı etkileri bulunmasına karşılık doğada etkisi belirlenmeyen ve belki de etkileri belirlenenlerin üzerinde olan binlerce yabani bitki türü bulunmaktadır ve bunlar da benzer etkileri meydana getirebilmektedir. Bu nedenle bir tek bitki türü üzerinde durmak yerine doğanın binlerce çiçeğinden toplanan polenleri tüketmek daha yararlı olacaktır inancı ile bundan sonra polenlerin ortak etkilerinden söz edilecektir.
Yapısında bulunan biyolojik aktif maddeler nedeniyle anabolitik etkiye sahip olan polen gelişme bozukluklarında,cinsi olgunluk ve üreme üzerinde önemli etkilere sahip bulunmaktadır. Kan yapıcı özelliğe sahip olan polen alyuvarların sayısının artışında ve hemoglobin değerlerinde %10-15 artış göstermiştir.
Polonya’da 8-12 yaş grubu çocuklarda yapılan araştırmalara göre günde 20 g polen verilen öğrenciler ile polen verilmeyen öğrenciler arasında önemli derecede farklılıklar meydana gelmiştir. Polen alan öğrencilerin kan ile ilgili bütün değerlerde artış saptanmış ve organizmada genel fizyolojik durum ile vücut direncinde iyileşme görülmüştür. Sinir sistemi üzerindeki etkileri de dikkate değer bulunmuştur.Yine Polonya Farmakoloji ve Toksikoloji Enstitüsü tarafından yapılın araştırmalar sonucu polenin lipit metabolizması bozukluğunda,kan serumundaki trigliserit düzeyinin düşürülmesinde ve trombosit agregasyonunu azaltmada oldukça etkili olduğu belirlenmiştir.
Polen vücut organ ve sistemleri üzerinde onarıcı etkilere de sahip bulunmaktadır. Özellikle karaciğerdeki travmatik, toksik, hepatitik veya herhangi bir etki sonucu oluşan dejenerasyonda önemli gelişmeler sağlanmaktadır. Bu amaçla Almanya ve Romanya’da polenden yapılmış ilaçlar piyasada satılmaktadır.
Apiterapi üzerine çeşitli kongrelerde tartışılan bildiriler ele alındığında polenin kronik sindirim sistemi hastalıklarında örneğin kronik kolit,mide ülseri,mide kanaması,kronik ishal ve kabızlıkta; anemi tedavisinde; beyin sklerozunda; kolesterol, lipit ve trigliserit kontrolünde; prostat bezi hastalıklarında; akut ve kronik hepatitte; doku ve organlarda görülen yapısal veya fizyolojik problemlerde başarı ile kullanılmaktadır.
Polenin kullanımı normal beslenme düzenine geçilmiş çocukluk çağının başlangıcından çok ileri yaşlara değin her insanda güvenle uygulanabilir.Hatta polen alerjisi olan insanlar dahi poleni koklamamak ve herhangi bir yerlerine bulaştırmamak koşulu ile polen tüketebilirler.Çünkü polen alerjisi polenin yenilmesinden çok polenin hassas dokular üzerindeki doğrudan etkisi ile oluşmaktadır.Ancak bu insanlar herhangi bir olasılığa karşı çok düşük miktarda polenle başlamalı ve her gün bir miktar artırarak normal düzeye ulaşmalıdırlar.Polenin çiğnenmesinden dolayı meydana gelen alerjik durumlarda alınacak miktarda polen 15-20 dk süresince oda sıcaklığında su içerisinde bekletildikten sonra ezilerek içilebilecek hale getirildikten sonra saf olarak veya herhangi bir soğuk meyve suyu ile birlikte içilebilir.
Günlük polen tüketim miktarı küçük çocuklarda 2 çay kaşığından başlamak ve yaş ilerledikçe artırmak suretiyle yetişkinlerde 20 grama değin çıkarılabilir.Ancak yetişkinlerde başlangıçta günde 4 kez birer çay kaşığı daha sonraları ise 4 kez birer tatlı kaşığı alınabilir.Polenin hava almayacak şekilde ağzı kapalı kaplarda ve soğukta saklanması etkinliğinin korunmasında yardımcı olur.Aç karnına ve iyice çiğnenerek alınması ise polenden yararlanmayı artırır.
Bal
Üretimi M.Ö. 4000 yıllarına ve tüketimi daha eskilere dayanan bal tarih boyunca insan beslenmesi ve sağlığı açısından önemini almış,mağara resimlerine konu olmuş ve keşfedildiği günden bugüne değin besinler arasında belki de en gizemlisi olarak dikkatleri üzerinde toplamayı başarmıştır. Küçücük bir canlının binlerce çiçeği dolaşarak insana sunduğu balın insan sağlığı için yine yadsınamaz öneme sahip olduğu kabul edilen bitkilerin ve özellikle de onlara ait çiçeklerin özsuyundan oluşturulması insanların ilgisinin artmasına neden olmuştur.
Çeşitli bitki türlerinden elde edilen ballar genel olarak içeriğindeki maddeler nedeniyle insan bünyesinde sağlık ve enerji kaynağı olarak önem kazanırken her bir çeşidinin daha yararlı olduğu bazı özel durumlar da bulunmaktadır. Örneğin Rize’nin Anzer yaylasında üretilen ballar insan sağlığı bakımından genel olarak tıbbi bal olarak değer kazanırken çam balı sindirim sistemi rahatsızlıklarında,okaliptüs balı ise solunum sistemi rahatsızlıklarında daha büyük bir öneme sahip olabilmektedir. Balın tıbbi değerinin artırılması amacı ile son zamanlarda farklı katkılar içeren şuruplarla arıların beslenmesi sonucu elde edilen ve “Ekspres Bal” olarak adlandırılan ballar tedavi amacı ile kullanılabilmektedir.
Arıların yutak üstü salgı bezlerinden salgılanan glükooksidaz enziminin glikozu okside etmesi ile balın içerisinde oluşan Glükonik asit ve H2O2 (hidrojen peroksit) balın anti bakteriyel bir etkiye sahip olmasını sağladıkları gibi kaynağını oluşturan bitki türüne bağlı olarak değişen oranda balın anti bakteriyel etkisi artabilmektedir.Bala uygulanan ısı ve ışık bu etkilerin azalmasına neden olmaktadır.
İnsan beslenmesinde alınması zorunlu görülen enerjinin çay şekeri olarak bilinen sakaroz yerine balla alınması insan sağlığı açısından ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır. Sakarozun organizmada emilebilmesi için enzimlerle monosakkaritlere indirgenmesi gerekmektedir. Bu reaksiyon için gerekli olan enzimler ise sindirim sistemi üzerinde tahriş edici bir etkiye sahiptirler. Aşırı sakaroz kullanımı kanda kolesterolün yükselmesine,damarların sertleşmesine ve aşırı kilo almalara neden olur. Baldaki şekerler ise doğrudan organ ve sistemler içerisine girerek hazır enerji olarak kullanılırlar. Aşırı alındıklarında tamamı yakılarak sakarozda olduğu gibi böbrekler üzerinde olumsuz etkileri olmaz. Yorulmayan böbrek diğer zararlı maddelerin atılmasında daha çok fonksiyona sahip olur. Bal karaciğerde glikojen düzeyini yükselterek metabolik olayların hızlanmasına detoksik etkisinin artmasına neden olmaktadır. Alkol ile bal yeme alışkanlığı insanın bu uygulama sonucu duyduğu rahatlık sonucu geliştirdiği bir alışkanlıktır. Bal sindirime doğrudan etkili bir madde olup diğer besinlerin de daha iyi emilmesini ve bunlardan yararlanma düzeyini yükseltir. Bu nedenle gelişme bozukluklarında,hastalık ve nekahet sırasında alınması organizmanın daha çabuk toparlanmasında yardımcı olur.
Çok yüksek miktarlarda bal tüketimi alerji meydana getirebilme özelliğine sahip olsa da sürekli olarak düşük düzeyde bal tüketimi alerjik reaksiyonların azalmasına neden olabilmektedir.
Apiterapi
Arıcılıktan sağlanan bal, polen, arı sütü, propolis, arı zehri ve bal mumu insan yaşamı ve sağlığı açısından son derece önemli ürünlerdir. Her geçen gün sonuçlanan araştırmalar toplumların dikkatini bu konu üzerine çekmekte ve özellikle uzak doğu ülkelerinde başlayan ve dünyada hızla gelişen arı ürünleri ile tedavi yöntemleri hızla yaygınlaşmaktadır. “Apiterapi“ olarak adlandırılan ve yalnızca arı ürünleri kullanılarak yapılan bu tedavi yöntemlerinin uygulandığı Apiterapi merkezleri hızla yayılmaktadır. Burada görev yapan araştırıcıların tıp alanında elde ettikleri sonuçlar çoğu kez şaşırtıcı boyutlara ulaşmaktadır. Dünyanın her tarafından 100’ün üzerinde bilim adamının katılımı ile İsrail’de 26-30 Mayıs 1996’ da gerçekleşen “Arı ürünleri, Özellikleri ,Uygulanmaları ve Apiterapi” konulu konferansta konular kapsamlı olarak ele alınmış ve tartışılmıştır. Bunun dışında çeşitli arıcılık ve tıp kongre ve seminerlerinde zaman zaman ilginç bildirilerle karşılaşılmaktadır. Günümüze değin yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlara göre arı ürünlerinin insan yaşamı ve sağlığı açısından önemleri site içerisinde bölümler halinde sunulmuştur.
Arı ürünleri içerisinde bütün dünyada daha yaygın olarak kullanılan arı sütü, polen ve balın satışı yapılmaktadır. Her üç ürün bir arada kullanıldığında etkileri son derece yükseldiğinden tüketiciye her üç ürünü birlikte kullanmaları önerilmektedir.
Günümüze değin bütün dünyada yürütülen çalışmalarda elde edilen sonuçlar değerlendirilerek tüketiciye bire bir hizmet verilmekte ve her türlü bilgi gereksinimi diledikleri bütün iletişim yöntemleri ile kendilerine kazandırılmakta ürün talepleri adreslerine gönderilmektedir.
Apiterapi amacıyla kullanılacak üç ürün birlikte değerlendirildiğinde organizma üzerinde son derece yararlı etkilerde bulunmaktadır. Genel olarak arı sütünün etkisi biyolojik aktiviteyi artırmak ve olumsuz etkileri ortadan kaldırarak motivasyonu sağlamak,polen ve balın etkileri ise bu işlemler sırasında gerekli hammaddeyi vücuda kazandırmak şeklinde tanımlanabilir. Bu amaçla kullanım alanları ve etkileri ortak değerlendirilmelidir.Her üç ürünün ortak olarak;
-Hücre üretimi ve yenilenmesi üzerinde etkili olduklarından organizmayı gençleştirir ve hücre metabolizmasını düzenleyerek organ ve sistemlerin daha fonksiyonel çalışmasını sağlarlar. Hücre üretimine olan etkileri nedeniyle de kan üretimini hızlandırarak kansızlığa ve bağışıklık sistemini artırarak bütün hastalıklara karşı vücudun savunmasını güçlendirirler.
-Gelişme ilgili bütün sorunlarda etkili olarak organizmanın sağlıklı gelişimini sağlarlar. Bu özellikleri ile yetersiz bedensel gelişime yararı olduğu gibi aşırı kilo alma sorunlarını da giderici etkiye sahiptir.
-Kan basıncını ayarlama özelliği ile düşük ve yüksek tansiyonda, damar sertliğini gidermede ve kan yağları olan kolesterol ve trigliserit düzeyinin düşürülmesinde etkilidir.
-Sinir hücrelerinin motivasyonunu sağlaması nedeniyle stres ve depresyon durumlarında, zeka gelişiminde ve zihinsel fonksiyonlarının artırılmasında, MS vs gibi çeşitli sinir sistemi rahatsızlıklarında, kemik gelişimde, çeşitli organ ve sistemlerin fonksiyonlarının düzenlenmesinde önemli derecede etkilere sahiptir.
-Cinsel ve üreme ile ilgili faaliyetlerin düzenlenmesinde ve etkinliğin artırılmasında,
-Enzim ve hormon dengesinin sağlanmasında ve bu yönü ile uzun sürede diyabetin tedavisinde,
-Sindirim sistemi rahatsızlıkları ve metabolik faaliyetlerin düzenlenmesinde,
-Yaşlanmayla ilgili cilt problemleri, saç dökülmesi, halsizlik, bitkinlik, uykusuzluk ve akla gelebilecek her türlü sağlık probleminin çözümünde etkili sonuçlar vermektedir.
KAYNAKLAR :
AKBAY, R, 1995. Arı ve İpekböceği Yetiştirme.
DOĞAROĞLU, M, 1999. Modern Arıcılık Teknikleri.
FIRATLI Ç, GENÇ F, Türkiye Arıcılığının Karşılaştırılmalı Analizi Sorunlar-Öneriler.
ARICILIK. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı YAYÇEP Yayınları.
ARI YETİŞTİRME, Ordu Arıcılık Araştırma Enstitüsü Yayınları.
ARI HASTALIKLARI, Ordu Arıcılık Araştırma Enstitüsü Yayınları.
DİE, 1998 Tarım İstatistikleri Özeti.
YARARLANILAN İNTERNET SİTELERİ:
www.tarim.gov.tr
www.aricilik.org.tr
www.ziraatci.com
www.dogaaricilik.com.tr
Yorum ekle