Ziraatciyiz - Organik Tarım - Tarım Teknolojileri

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

ÇİFTÇİLER NEDEN ÖRGÜTLENMELİ ?

e-Posta Yazdır PDF

ÇİFTÇİLER NEDEN ÖRGÜTLENMELİ ?

NERDE BİRLİK, ORDA DİRLİK*

Ayhan ÇIKIN

ÇİFTÇİLER NEDEN ÖRGÜTLENMELİ ?

Sevgili üretici arkadaşlarım, Birkaç hafta önce değerli meslektaşım sayın Doç. Dr. Ömer Tömek, telefonla arayıp örgütlenme konusunda Birlik Dergisine yazı yazmamı önerdiğinde oldukça heyecanlandım. Ayrıca onur duydum. Çünkü otuz yıldan fazla bu konuda çalışmama karşın ilk kez tarımda hem bilim hem de uygulamada önemli işler yapmış bir kişiden böyle bir teklif almak gerçekten çarpıcıydı. Bir an geçmişe döndüm : 1970’li yıllarda, İzmir çiftçilerinin örgütlenme konularını doktora konusu yaptığımda, o günün ortamında bazı köylülerden tepki görmüştüm; hatta çiftçilerin önemli bir kurumunun İzmir’de yapılan genel kurulundaki bir konuşmamdan dolayı, dönemin Kurum başkanı tarafından adeta toplantıdan kovulmuştum ve derin bir üzüntüyle üniversitedeki odama dönmüştüm. O zamanları odamda misafir olarak bulunan ve beraber on aydan fazla ayni odayı paylaştığım ABD’li Tarım Ekonomisi uzmanı Prof.Dr. J. Wills beni teselli etmiş, ABD’deki Çiftçi Örgütlenme konusunu anlatarak “üzülme, henüz gençsin. Sizin çiftçiler piyasanın tokadını yememişler. Gün gelecek, sizi arayarak kendilerini ezen piyasaya karşı neler yapmaları gerekeceğini soracaklardır. Önemli olan onların sorularını yanıtlayabilecek insanları yetiştirmektir” demişti. J. Wills yaşıyorsa Tanrı ömrünü uzun etsin. Ancak ABD’nin 1920’lerde oluşturduğu “Tarımın Örgütlenme Projesine” benzer bir proje ve onu yürütebilecek bir kadro yetiştirebildik mi ? Sanmıyorum. Örgütlenme kavramı çok geniş bir kavram. Tarih boyunca insanlar arasında bir yardımlaşma biçimi her zaman olagelmiştir. Ancak örgüt ve örgütlenme kavramını siyasi erk uzun yüzyıllar pek sıcak bakmamıştır. Ancak ticaretin ve sanayinin ön plana çıkması, siyasi demokrasinin yaygınlaşması ile insanlar belirli amaçlarını gerçekleştirebilmek için dernekçi bir yapı içinde formel örgütler oluşturma hak ve hukukuna kavuşabildiler. 19. yüzyılın ilk çeyreğinden bu yana insanlar, dini ve siyasal gruplaşmalar dışında ilk kez kendi mesleki ve ekonomik sorunlarını çözebilecek örgüt tiplerini araştırmışlar, günümüzde bu konuda azımsanamayacak mesafeler almışlardır. Ne yazık ki bu konuda yeterli istatistiki veriler yoktur. Ancak burada birkaç sayısal örnek vermekle yetinilecektir : Sektörlere göre faaliyetler Ülkeler Pazar payları ( % ) Tarım Hollanda 83 Tarım Finlandiya 79 Kredi Fransa 50 Kredi Finlandiya 35 Kredi Avusturya 31 Tüketim Finlandiya 35 Tüketim Norveç 25 Tüketim İsveç 20 Sağlık İspanya 21 Sağlık Belçika 19 ( kaynak : ACI Europe, 1998) Görüldüğü gibi, AB ülkelerinin tarım ekonomisinde çiftçi örgütlerinin payı oldukça yüksektir. Biz bu yazımızda, farklı örgüt tiplerinden ziyade genel olarak örgütlenme konusunu Türk tarımı açısından irdeleyeceğiz. Nasıl ve hangi örgüt tiplerini öncelik verme sorunlarını sonraki yazılarımızda, mümkünse sizlerle birlikte tartışacağız. “Kuramsal” olarak yaklaşıldığında örgütsel ekonominin üç temel bileşene dayandığı kabul edilmektedir : 1. Gerçek bir kooperatif projeye sahip olan kooperatifler, 2. Yardımlaşma sandıkları ve tüm mediko-sosyal faaliyetler, 3. Ekonomik işlev üstlenen dernekler : bunlar mal ve hizmet üreten veya kalkınma sürecinde işbirliği şeklinde katkıda bulunan kültürel, sosyal,sportif alanda hizmetleri hızlandıran kuruluşlardır. Örgütsel ekonomi, içinde barındırdığı çok sayıdaki organizasyonları ile geniş bir dernekçi nitelikleri bünyesinde toplayan bir yapıya sahiptir. Bu kuruluşlar genellikle temel ihtiyaçları karşılamak için pek çok maddi, manevi ve mali araçları harekete geçirirler. Dikkatlice bakılırsa, sosyal (örgütsel) ekonominin bu üç bileşeni pek de yeni şeyler değildir. 19. yüzyılda kooperatiflerin, yardımlaşma sandıklarının ve diğer pek çok derneklerin kurucuları, insani değerleri ön plana çıkaran bir ekonomik modeli egemen kılmağa çalışmışlardır. Örgütsel ekonominin ayırtedici özellikleri : Örgütsel ekonomiye daha normatif ve etik olarak yaklaşıldığında, onun oldukça heterojen bir görünümüne karşılık, onları birbirine yaklaştıran ortak özelliklerin bulunduğu gözlemlenmektedir. Öte yandan son onlu yıllarda sosyal ekonomi örgütlerinin içsel örgütlenmesi ve faaliyetlerinin amaçları arasında uzlaşıların olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin Belçika’da yapılan bazı çalışmalar sonucunda 1990’da sosyal (örgütsel) ekonomi için bir tanım çerçevesi etrafında birleşilmiştir. Buna göre; “sosyal ekonomi, aşağıda belirtilen ilkeleri ile etik olarak kendini gösteren kooperatifler, yardımlaşma sandıkları ve dernekler şeklindeki ortaklaşmalar yoluyla gerçekleştirilmiş ekonomik faaliyetlerin yeniden gruplandırılmasıdır : 1. kardan ziyade üyelerine veya topluma hizmet amacı, 2. özerk yönetim, 3. demokratik karar süreçleri, 4. gelirlerin paylaşılmasında sermayeden çok emeğin ve insanların üstünlüğü.” (CWES, 1990; Conseil Central de l’Economie,1990). Örgütsel girişimlerinin temel amacı salt parasal ilişkilerden ziyade, ortaklarının gereksinim duyduğu hizmetleri sunmaktır. Olası fazlaların ortaya çıkması, bu hizmeti gerçekleştirmenin bir aracıdır, faaliyetin temel nedeni değildir. Yönetimin özerk olması, kamu iktidarınca üretilen mal ve hizmetlerden örgütsel girişimi ayırmayı hedefler. Kamu tarafından yönlendirilen ekonomik faaliyetler, genel olarak dernekçi (associatif) dinamiğin temelindeki özerkliği zedelediği kabul edilir. Demokrasi, “bir hisse- bir oy” yerine “bir insan – bir oy” ilkesiyle düzenlenir. Üst organlarda bazı düzenlemeler yapılsa da özünde karara katılım, sermaye mülkiyetinden değil bizzat insandan kaynaklandığının göstergesidir. Dördüncü ilke, emeğin ve insanların önceliğini ön plana çıkarmaktadır. Bu ilke kooperatiflere özgü bazı uygulamaları çağrıştırmaktadır : örneğin sermayeye sınırlı bir faiz verilmesi, fazlanın ortaklara risturn şeklinde dağıtılması, vb.. gibi. Bu kavramsal açıklamalar örgütsel ekonominin kooperatiflerce gerçekleştirilen ticari faaliyetleri ve yardımlaşma sandıkları ve dernekler çerçevesinde yer alan ticaret-dışı faaliyetleri de kapsadığını göstermektedir. O nedenle son yıllarda sosyal ekonomi literatürüne iki önemli kavramsal bakış girmiştir : “social-profit sector” (kar amaçlı sosyal ekonomi sektörü) ve “non-profit sector” (kar amacı olmayan sosyal ekonomi sektörü.) ****** Dünyada tarımsal üretimin, özellikle gıda maddeleri üretiminin stratejik bir önem kazandığı bir dönem yaşanmaktadır. Sadece Türkiye’de değil dünyanın bir çok ülkelerinde işsizlik giderek artan boyutlara ulaşmış durumdadır. Çeşitli uluslar arası örgütlerin saptamalarına göre dünyada, 1970’li yılların ortalarında açlıkla karşı karşıya olan insan sayısı 460 milyon kişi iken, bu sayı 2000’li yılların başlarında 826 milyon kişiye – ki bunların 300 milyonu çocuktur - ulaşmıştır. Az gelişmiş ülkeler , 1980’lerde günde 120 000 kişiye, 1990’lı yıllarda 156 000 kişiye iş yaratmak durumundadır. Gelişmiş ülkelerin dünya nüfusundaki oransal payı azalırken, dünya gelirinden aldığı pay giderek artmaktadır. Dünya ölçeğinde gelişmiş ülkelerin öneri ve yardımları doğrultusunda yönlendirilen az gelişmiş ülkelerin ekonomisi, giderek gelişmiş ülkeler ekonomisinin eksik yönlerini tamamlayan bir üretim deseni özelliğine kavuşmakta ve ekonomik ve siyasal olarak bu ülkelerde oluşan kararlara büyük ölçüde bağımlı bir duruma düşmektedirler. Benzer oluşumların ülkemiz ekonomisine de yansıdığı gözlenmektedir.Bunun yanında tarımsal üretimde meydana gelebilecek aksaklıklar bu gelişmenin olumsuz etkilerini daha da boyutlandırabilir. Bilindiği gibi insan her şeyden önce canlı bir varlıktır. Bu özelliği gereği her gün zorunlu olarak bir takım ürünleri kullanması gereklidir. Bu ürünlerin de büyük çoğunluğu tarımsal kökenlidir.O nedenle ülkemizin tarımsal kaynaklarını verimli bir şekilde kullanmak ve elde edilen tarımsal ürünleri çok iyi bir şekilde değerlendirmek gerekir.Ülkemizde tarımsal üretim kırsal alanda 4.1 milyon tarım işletmesinde gerçekleştirilirken, tarımsal üretimde kullanılan girdilerin üretim birimlerine dağıtımı ve tarımsal ürünlerin bu birimlerden toplanması güç ve pahalı olması nedeniyle zaman zaman “bolluk” içinde “yokluğu” yaşadığımız günler olmuş ve olmaktadır. Artık ülkemizin en uzak yöresinde olsa bile meyvenin, sebzenin, tahılın ve diğer tarımsal ürünlerin en küçük bir biriminin dahi değerlendirilemeyerek zayi edilmesinin ulusumuz ve insanlık karşısındaki sorumluluğu, son derecede artmış ve ağırlaşmış bulunmaktadır. Milyonlarca tarım işletmesinden elde edilen ürünlerin en küçük bir biriminin dahi sanayiye, ticaret kesimine en seri ve en az kayıpla aktarılmasının ulusal gelire yapabileceği katkı küçümsenmemelidir. Bu katkının gerçekleşmesinde göz önünde tutulabilecek en önemli ölçüt, ürünlerin toplanmasının, dağıtılmasının toplumsal maliyetidir.Bilindiği gibi ürün toplama ve dağıtımında kamu ve özel kesim kuruluşları da görev alabilir. Ancak 4 milyonu aşan tarım işletmelerinde alternatif maliyeti sıfıra yakın işgücü ve yine kullanım seçeneği pek az olan sermaye öğeleri bulunmaktadır. Bunların belirli bir organizasyonla toplama , işleme ve dağıtımda görev alabilmeleri ile yaygın ve dağınık ürünler bir araya getirilerek, arz ve talep akıcılığı artırılabilir. Bu hizmetlerin toplumsal maliyeti de kamu ve özel sektöre göre daha ucuz olabilir. İşte böyle bir örgütlenmede çiftçi örgütleri kurumsal açıdan seçeneksiz bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır.Çiftçi örgütlerinin ; a) Tarımsal kesimdeki üretim kaynaklarının verimli bir şekilde kullanılmasında, b) Tarımsal girdilerin sağlanmasında, üretilmesinde ve ülkenin her tarafına yayılmış milyonlarca çiftçiye dağıtılmasında, c) Tarımsal ürünlerin milyonlarca işletmeden toplanarak, arz akışkanlığının sağlanmasında, d) Tarımsal ürünlerin, ekonominin farklı kesimlerine daha yüksek oranlarda girmesini kolaylaştırıp hızlandırmak, tarımsal ürünlerin yeni ürünlere dönüşmesini (sanayi vb.) yerinde sağlayarak, yarattığı katma değerlerle ulusal gelirin artışına ve dengeli bölüşümüne katkıda bulunmasında,önemli bir araç olarak pek çok ülkelerde kullanılabildiği dünya deneyimlerinde gözlenmiş bulunmaktadır. Yalnız örgütlenmesi gereken çiftçilerin kendine özgü bir dizi özellikleri bulunmaktadır. Bunları da ana başlıklar şeklinde şöylece özetlemek olasıdır: 1 –Çiftçi örgütlerini oluşturan ekonomik birimlerin özelliği “en yüksek kar” elde etmekten çok “harcanabilir aile ya da tarımsal geliri”ni azamileştirmeye amaçlayan sınırlı kaynaklı geleneksel ekonomik birimlerdir. Bu olgu kurulacak örgütün ekonomik özüne eşdeğer toplumsal bir özün varlığını ortaya koyar. 2 – İkinci temel özellik,kurulmuş olan örgütün arz ve talep deseninin nitel ve nicel özelliğinin, ortaklarının arz ve taleplerinin nicel ve nitel özellikleriyle özdeş olmak zorunluluğudur. O nedenle rekabet piyasalarında çiftçi örgütü girişimleri, arz ve talep desenlerini diğer firmalar gibi karlı alanlara kolaylıkla kaydıramazlar, ancak ortaklarının arz ve talep desenlerine uyumlu olarak değiştirebilirler. 3 –Bu iki temel olguya bağımlı olarak ortaya çıkan bir diğer özellikte örgütün amacının en yüksek kara ulaşmak değil, ortaklarının refah düzeyini yükseltecek şekilde faaliyetlerini programlamasıdır. Yani çiftçi örgütleri amacını, sıfır karlılıkla da en iyi şekilde yerine getirebilirler. Ancak enflasyon oranın yüksekliği, ekonomideki rekabet koşulları çoğu kez çiftçinin örgütünü bu özünden uzaklaştırarak kar oranını yükseltme yollarını aramaya itmekte, bu da ortakları ile olan bağın çanlılığının azalmasına neden olabilmektedir. Pek çok batı ülkelerinde çiftçi örgütlerinin (ki, bunların çoğunluğu kooperatiflerdir) gelişmesinde, bu hususlar dikkate alınarak kamu yardımları ve bağışıklıklar (muafiyetler) artırılmakta, örgütlerin / kooperatiflerin toplumdaki yarattığı denge öğesi enflasyonun ve rekabetin insafına terk edilmemektedirler. Genel olarak “Tarımda Neden Örgütlenmeli” yaklaşımı pek çok tartışmaya, yazıya konu olmuş ve daha da olacaktır.Bununla birlikte ülkemiz hükümetlerin programlarında sosyo-ekonomik politikaların gerçekleştirilmesinde çiftçi örgütlerinden/kooperatiflerden yararlanma eğiliminin yeterince yer aldığını söylemek pek mümkün değildir.Hatta son onlu yıllarda önde gelen siyasi ve mesleki kuruluşların temsilcileri, tarım kesiminin sorunlarının çözümünde kooperatifler/çiftçi örgütleri yerine sermaye şirketlerine öncelik verilmesinin yerinde olacağını savunmaktadırlar. Gelişmiş ülkelerde tarım kesimindeki ekonomik gelişmeyi aşağıdaki üç konunun belirlediğini söylemek mümkündür. Bunlar; • gıda talebinin uluslararası nitelik kazanması , • uluslararası pazar organizasyonlarının işleyişine çiftçi örgütlerinin, özellikle kooperatiflerin, etkin bir şekilde katılması ve; • çiftçi mantalitesinde (düşüncesinde) örgütlenmeye/kooperatifleşmeye yönelik bir evrimleşmedir. Örneğin girmeyi amaçladığımız AB’ de çiftçilerin hemen hemen hepsi ortalama 2-3 kooperatife ortak olduğu gibi tarımsal ürünlerin işlenmesinde ve pazarlanmasında kooperatiflerin payı % 60’ın üzerindedir.. Tarım ve gıda maddelerinin uluslararası değişimi giderek yoğunlaşmaktadır. Sanayileşen ülkelerde gıda maddeleri tüketimi giderek çeşitlenmekte ve işlenmiş ürünlere doğru farklılaşmaktadır.Gelişmekte olan ülkelerde tarımsal ürünlerin pazarlanmasında çok uluslu şirketler giderek ağırlığını koymaktadır. UNIDO’nun 1970’li yıllarda yaptığı bir araştırmaya göre, 2000 yılına doğru dünya işlenmiş gıda maddelerinin üretim ve pazarlanmasının %72 ‘sini 10 çok uluslu şirketin denetleyeceği bildirilmektedir. Bir çok AB ülkesi böyle bir olgu karşısında çiftçilerin nasıl korunması gerektiğinin stratejilerini araştırmakta ve önerilerinde çiftçi örgütlerine, özellikle kooperatiflere, büyük ağırlık vermektedirler. Tüm klasik ekonomi kitaplarında, bir birim malın (örneğin bir litre inek sütünün ) üretiminde emeğin payının ücret, toprağın payının rant,sermayenin payının faiz ve müteşebbisin payının kar olarak yer aldığı yazılıdır. Yani tüketici, inek sütü ürünlerinden üretilmiş bir malın (peynir, yoğurt, tereyağı, içme sütü,vb..) fiyatını öderken üretim faktörlerinin payını da ödemiş olur. Bir sermaye şirketi herhangi bir malın (örneğin süt ürünleri ) üretimini, ürettiği malın birim piyasa fiyatı, bu malın bir birimine ödediği ücret, faiz ve rant tutarının, yani maliyetinin üstünde olduğu sürece sürdürür. Örneğin bir sermaye şirketinin kurduğu inek sütü işleyen fabrikasını düşünelim. Bu teşebbüsün, elde ettiği kar pozitif olduğu sürece inek sahiplerinden topladığı ham sütü, süt ürünlerine dönüştürerek üretimini sürdürür. Eğer ürettiği süt ürününün (örneğin peynir ) piyasa fiyatı teşebbüsün payı karı ortadan kaldıracak bir düzeye düşerse faaliyetini durdurur. Bu fabrika aracılığı ile piyasa ile bütünleşmiş olan süt sığırcılığı işletmeleri, öncelikle üretimin biyolojik özelliğinden dolayı, üretimini birden bire durduramazlar. Öte yandan bu gibi işletmelerin tarım dışı işletmeler gibi tam bir kapitalist işletme niteliğine ulaştığı, tekelci özellikler taşıdığı, fiyat belirleyici rol oynadığı tarihi süreç içinde gözlemlenmemiştir. Aksine tarım işletmeleri “pre-kapitalist” niteliğini aşamadığından ‘fiyat alıcı’ özelliğini hala sürdürmektedir. Böyle bir işletme üretim düzeyini tek bir faktörün ( örneğin teşebbüsün veya sermayenin ) gelirine göre değil, tüm üretim faktörlerinin , özelikle emeğinin gelirine göre tayin etmektedir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de tarım işletmeleri, özellikle süt sığırcılığı işletmeleri, “aile işletmeciliği” biçimindedir. Bu işletmelerde kullanılan emeğin toprağın ,sermayenin hemen hepsi çiftçiye aittir. Durum böyle olunca çiftçi (örneğin süt ineği üreticisi) kendisinin ve ailesinin geçimini sürdürebilecek bir gelir düzeyinde üretimini sürdürecektir. Nitekim yapılan pek çok araştırmalarda tarım işletmelerinin tümüne yakınının “kar” elde edemediği, buna karşılık aile iş gücü veya kendisine ait sermaye ve toprağın geliri olan ”tarımsal geliri” olumlu ve geçimini karşıladığı sürece tarımsal faaliyetini sürdürdüğü tespit edilmiştir. İşte çiftçi örgütleri – özellikle kooperatifler- “küçük me--ta üretimi” özeliğinden kurtulamayan ve üretim faktörlerinin tümüne yakınının kendilerinin olan ve kendilerine ait bu üretim faktörlerini piyasaya sunulacak ürüne dönüştüren küçük girişimlerin şirketleridir. Bu nedenle çiftçi örgütleri, “pre-kapitalist” özelliğini kaybetmemiş küçük teşebbüslerin ellerindeki sınırlı miktardaki üretim faktörlerinin gelirinin ürettikleri mal ve hizmet aracılığı ile yükseltmeğe veya mevcut durumlarını korumaya çalışanların birlikleri iken, sermaye şirketleri (örneğin anonim şirket ) ellerindeki üretim faktörlerinden sadece birinin veya bazen ikisinin (sermaye ve/ veya girişimcilik ) gelirlerini enyükseklemeğe çalışan şirket tipleridir.Bu nedenle genelde tarımımın ,özelde süt sığırcılığının sorunlarının çözümünde en etkili silah çiftçinin örgütlenmesidir. Bu söylenenlerin ışığında tarım kesiminde örgütlenmenin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için şu tedbirler önerilebilir. a)Tarımsal yayım çerçevesi içinde geniş bir “ örgütlenme / kooperatifçilik yayım programı” na yer verilerek çiftçilerin mantalitesi kooperatifçilik yönünde geliştirilmeli , mevcut kooperatiflerin / örgütlerin etkinliğini ve özelliğini artırabilecek önlemler alınmadır. b)Ülke içinde ürün toplama, işleme ve pazarlanmasında çiftçi örgütleri / kooperatiflere yer veren politikalara ağırlık verilmelidir. c)Tarımsal girdi ve ürün dış ticaretinde sürekli bir akıcılık sağlayacak, dışsatımda “uç” noktalarda görev alabilecek kooperatif kuruluşları oluşturabilecek politikalar oluşturulmalıdır. d)Kooperatiflerin, nihai dış pazarlarda iş yapabilecek yapılanmalarını sağlayabileceği politikaları ile doğrudan temasa geçebilecek duruma getirilmelidirler. e)Türk tarım ürünlerini dünyaya sunmada kooperatiflerin / birliklerin sorunlarını belirleyebilecek ve çözümler önerebilecek güçlü bir araştırma , geliştirme ve bilgi ağı kurulmalıdır. f)Kooperatiflerin / birliklerin bilgi ve teknoloji transfer edebilecek bir düzeye gelebilmeleri için gerekli önlemler üzerinde durulmalıdır, çiftçilerin örgütlenmesi gelişimi için özel bir çaba harcanmalıdır. Gelecek yazıda “tarımda başlıca örgüt tiplerini” tartışmak üzere hoşça kalın. (*) İzmir Birlik Dergisi, İzmir Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği, Yıl : 1, Sayı : 4, Mayıs 2005

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Sponsorlar

Site İçi Arama

Hava Durumu


Language

English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Sponsorlar

İnternet Araması

Anketler

Hükümetin Tarım Politikasını Nasıl Buluyorsunuz?
 

Etiket Bulutu

Online Üyeler

Şuanda 9 konuk çevrimiçi